Zımparanın Ölümü...

Şu an içim o kadar daralıyor ki, hazır bu kadar daralmışken bir yazı patlatayım dedim. Malum söz uçar yazı kalır.

Evet efendim, Ankara’nın bir yerinde bir adam daralmakta... Yatıyorum, kalkıyorum, KizlarSoruyor.com'da soru soruyorum, cevap veriyorum, sevdiğim insanlarla mesajlaşıyorum, maillerime bakıyorum, internet gazetesi okuyorum, Facebook'ta takılıyorum vb. Bunlar yetmediği zaman dışarı çıkıyorum, geziyorum, içiyorum, kaynatıyorum ama bir bakıyorum ki hala daralıyorum. Bulamadım bir türlü beni mutlu edecek şeyi.

Hayatımı şöyle bir gözden geçiriyorum ve görüyorum ki hayatımın hiç bir döneminde mutlu olamamışım. Büyük ve ulu soru aklıma geliyor devamlı. Neden? Neden olduğunu inanın ki bulamadım hala. İnsanlar mı, yaşam kalitem mi, kadınlar mı, isteklerim mi, kaygılarım mı, aşklarım mı, aldatmalarım mı, aldatışlarım mı, yediğim yemek mi, içtiğim bira mı? Neden?

Hep soğuk günlerde kapıda bırakılmışımdır. Aslında bunun nedeni insanlara çok güvenmem. Evet ben insanlara güvenen o masum adamlardan biriyim. Biliyorum hatalıyım, bunu sizin söylemenize gerek yok, gözlemleyebiliyorum insanları. İnsanların bunca halini gördükten sonra neden hala güveniyorum değil mi? Al sana bir neden daha. İnsanoğlu artık öyle bir noktaya geldi ki kendi egoları, kendi zevkleri, kendi çıkarları, kendi kahkahaları için birbirlerini acımasızca yok etme gayretine düştüler. Belki ben de bunu yaptım veya yapıyorum bilmiyorum. En azından bunun farkında olarak hareket ediyorum, bu beni rahatlatıyor bir nebze. Acaba bu kadar daralmam bunla alakalı mı? Kocaman bir hayır duyuyorum iç sesimden. O zaman sevgili iç sesim nedir beni bu kadar daraltan? Bilmiyorum!

Sizce de çok garip değil mi artık yaşam. Gidilen tatilde çekilen fotoğraflar, iphone elde bir başka fotoğraf, bağrı açık ablalar ve abiler konulu fotoğraflar, banyoda çekilen gözlüklü fotoğraflar artık insan kalitesini bunlar belirliyor nedense. Bizi bu kadar aciz yapan nedir acaba?

Bir başka gözlemimde şu aslında ya da gözlemden çok tahmin diyelim. İnsanlar artık o kadar bunalmışlar ki bu olaylardan, artık kendilerini bırakıyorlar ve bu girdabın içine atlayıveriyorlar. Bu girdap bana göre " HAZ" Evet ben böyle görüyorum. Kızlar birbirleri ile yarış içindeler güzellik konusunda. Şöyle yakışıklı bir erkek denk gelsin, parası olsun, evlenebilirsem evleneyim, evlenemezsem de takılırım işte, düşman çatlatırım. Erkekler de yarış içinde. Ya göbeği eriteyim, saçlar model olsun, kıyafet yapayım, cix olayım, elimde Iphone, beyaz da bir saat yapayım sonra güzel bir çıtır düşer. Evlilik istemem, onla takılalım sabah akşam, aşkta olmasın, o beni memnun etsin yeter, bir daha ki hatun için referans olsun bana. Süper bir hayat felsefesi bu kız ve erkek arkadaşlarımızın ki. Valla süper; çünkü artık bu düzen bunu kaldırıyor.

Liseli gençlere bakıyorum, benim yaptığım yaramazlıkları bu yaşta yapabiliyorlar. Şaşırıyorum! Garip olan benim kabul ediyorum. Çünkü sayıca benden fazlasınız ve beni eritmeye, ötekileştirmeye çabalıyorsunuz. Fikrimiz uyuşmuyor sizinle evet. Ya ben geç kaldım ya da sizler çok erken oldunuz. Bilemeyeceğim.

Her gün onlarca soru soruluyor. Çok kaliteli insanlar var burada, biliyorum, okuyorum cevaplarını, yorumlarını. Ama yukardaki kesimden olan insanlar da çok fazla. Aslında bu kesimden olan bir bayan ve bir erkek bana neden böyle olduğunu açıklayabilir. Belki de haklılar kendilerine göre, dinlemek lazım, hak verebilirim belki. Ortam peşinde koşmak, her gece bir yerde takılmak, sabahlara kadar içmek, eğlenmek, sevişmek... Evet, bunlar yeri geldiğinde çok güzel ama bunu hayat felsefesi yapmakta neyin nesi orayı anlayamam işte. Ben yıllarca bu işlerin içinde oldum, barmenlik, garsonluk, komilik vb. ama yemin ederim insanların öyle halleri var ki mideniz bulanır. Konu dağıldı gibi, ben beni daraltan şeyi merak ederken konu insanlara ve onların haz konusunda neler yaptığına kaydı.

Ankara’nın bir yerinde bir adam daralıyor. Sürekli daralıyorsun da kardeş ne yapıyorsun bunun için? Hiç, kocaman bir hiç! Çünkü artık çok doldu bu bünye, o güç kalmadı artık içimde. Hayatın kendi dertleri yetmezmiş gibi, birde başka insanların dertlerine derman aramakta beni çok yordu. Ben o insanların dertlerini dinlerken, bir bakmışım kenarda kalan ben olmuşum ya da benim bir derdim olduğunda dinlemez olmuşlar. Çıkarcısın ey insanoğlu, kabul et artık bunu. Artık elimi eteğimi çekeyim diyorum bunlardan, gideyim bir dağ evine, orda vurayım çapayı, ekeyim domatesimi, bakayım keyfime. O da olmuyor. Ailemi de bırakamıyorum öyle bir başlarına. Nerden bakarsan bak insanoğlu, hep bir yerlerde tutsak yaşıyorsun, özgür değilsin, hiç olamadın.

Özgürlük? Beni daraltan şey bu mu yoksa sevgili iç sesim? Evet, abi sonunda buldun, tebrikler. Özgürlüğüm her şeyimdir aslında. Peki, özgürlüğümü kısıtlayan şey nedir? Tabii ki ekonomik dengeler. İşsiz bir adam, Ankara’nın bir yerinde daralıyor ve bu işsizlik onun özgürlüğünü kısıtlıyor. Burada o yukarda ki insanların hiç bir kabahati yok, kabahat tamamiyle benim. Ben özgür olursam onları görmemeye başlayabilirim en azından. Evet, bunu başarabilirim.

Sevgili okuyucu, bu yazıya sağından solundan, ortasından, berisinden, yanından; neresinden bakarsan bak bütünlük kokan bir yazı değil. Sadece daralmakta olan bir adamın ortalama 1 saat içinde düşündüğü ve bunu devir daim şekilde tekrarladığı düşünceler toplamıdır. Zımparanın bir gün ölmesi gerekiyordu ve bu zımpara bugün ölümü hak ediyor.

Ankara’nın bir yerinde bir adam daralıyor ve bugün, Ankara’nın bir yerinde zımparanın ölümü gerçekleşiyor. Teşekkürler sayın okuyucu...
Zımparanın Ölümü...
Cevapla