Ses ver Karadeniz, ses ver Türkiye !

Sürekli olarak enerji ihtiyaçlarımızdan ve bölge halkına istihdam sağlanacağından bahsedilerek meşrulaştırılmak istenen HES projelerine karşı sesimizi her zamankinden daha fazla çıkartmamız gerekiyordu. Biz de bu bağlamda dostlarımızdan yardım istedik. Bizim böyle enerjilere ihtiyacımız yok. Doğayı ve yaşamı tahrip eden her projenin karşısında yer alacağız. Yaşadığımız coğrafyaya bu hızla zarar vermeye devam etmek kendi bindiğimiz dalı kesmekten farksız. O yüzden artık HES’lere ve yaşama zarar veren her şeye daha yüksek bir SES VER’menin zamanı geldi.






HES yapmazsak nehirler boşa mı akar?


Nehirler, büyük miktarda su kütlesi taşıyan akarsular olmanın
ötesindedir; çevrelerindeki canlı ve cansız varlıklarla bir bütün
oluşturan ekosistemlerdir. Doğdukları kaynaktan, döküldükleri yere
kadar insan da dahil birçok canlı türüne yaşama ve beslenme alanı
sunarlar. Nehirler içinde yer aldıkları coğrafyaya hayat verir. Bu
nedenle, bir nehir üzerine “HES ya da baraj yapmıyorsak, suyumuz
boşa akıyor” çok yanlış bir kanıdır.


Nehirlerin insanlara faydaları nelerdir?


• Nehirler, iç sularda yaşayan balık türleri için yaşama ortamı oluşturur. Tatlı su balıkları biyolojik çeşitlilik açısından olduğu kadar, ekonomik açıdan da önemlidir.
• Nehirler, tarım için sulama kaynağıdır.
• Nehirlerin bir diğer hizmeti de içme ve kullanma suyu teminidir.
• Nehirler taşıdıkları tortularla, nehir boyunca ya da denize döküldükleri alanlarda “delta” adı verilen, besin bakımından niteliği yüksek yapılar oluşturur. Biyolojik çeşitlilik açısından zengin olan deltalar, aynı zamanda verimli tarım arazileridir.
• Nehirler, yeraltı sularını besleyen önemli su kaynaklarıdır. Yeraltı suları, su
döngüsünün önemli bir parçasıdır.
• Nehirler, tarih boyunca medeniyetlerin ve kültürün ayrılmaz bir parçası olmuştur.
• Nehirler, yöre halkına dinlenme hizmeti sunarken ekoturizm gibi gelir getirici
faaliyetler için de ortam sağlayarak yerel ekonomiye katkıda bulunur.





HES’lerin çevreye etkisi yok denecek kadar az mıdır?


Hidroelektrik yenilenebilir bir enerji kaynağıdır, ancak
hidroelektrik santrallerin yapım ve işletim sürecinin insan ve doğa
üzerinde muazzam etkileri olabilir.
HES’lerin nehir ekosistemi üzerindeki etkileri, inşaat ve işletme
sürecindeki etkiler olarak ikiye ayrılarak incelenebilir.




Ses ver Karadeniz, ses ver Türkiye !




Ses ver Karadeniz, ses ver Türkiye !




HES yaparak enerjide dışa bağımlılıktan kurtulacak mıyız?


Kamuoyunda HES’lerden üretilecek elektrik ile enerjideki dışa
bağımlılığımızın ortadan kalkacağı yönünde bir algı bulunmaktadır.
Ancak bu kesinlikle yanlış bir algıdır. İlgili kurumların verileri
incelendiğinde, lisans alan HES projelerinin tamamı üretime geçse
bile, ülke olarak enerjide dışa bağımlılığımızın devam edeceği
görülmektedir.



HES’ler de tartışmalı olduğuna göre, giderek artan enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?


Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği açısından
elverişli bir coğrafî konuma ve iklimsel özelliklere sahiptir. Başlıca
yenilenebilir enerji kaynakları arasında hidrolik, biokütle, rüzgâr,
biyogaz, jeotermal ve güneş enerjisinin bulunduğu Türkiye’de
2009 yılı itibarıyla elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı
yalnızca % 19’dur. Diğer taraftan, Türkiye’de yenilenebilir enerjinin
payının artırılması genel olarak, hidroelektrik enerji yatırımları
olarak anlaşılmaktadır. Söz konusu %19’luk yenilenebilir enerjinin
payının %98’inin hidroelektrikten karşılandığı görülmektedir.
HES odaklı yenilenebilir enerji üretiminin önümüzdeki dönemde
de devam edeceği görülmektedir. Elektrik Enerjisi Piyasası ve
Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi’nde “2023 yılına kadar teknik ve
ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelinin
tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılması sağlanacaktır”
ifadesi yer almaktadır. Bu ifade “akan her damla suyu enerjiye
dönüştürme” anlamına gelmektedir. Ancak bu yaklaşım, ülkemizin
habitat, biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynaklarının korunması ve
dengeli kullanılması konusundaki önceliklerini, nehirlerin insana
yönelik hizmetlerinin varlığını ve önemini göz ardı etmektedir.
“Su kaynaklarımızdan elektrik üretimi için azami faydalanmak”
yaklaşımı ile yapılmakta olan HES planlamaları, devletin doğa
koruma ve doğal kaynakların dengeli kullanımı konusundaki
yükümlülükleriyle çelişmektedir.
HES odaklı bir yenilenebilir enerji üretimi yaklaşımının terk
edilmesi ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin eş zamanlı
büyümesine yönelik bir vizyon geliştirilerek bu çerçevede bir teşvik
mekanizmasının ortaya konması gerekmektedir. Diğer taraftan,
alım teminatlarının yetersizliği, mevcut şebeke bağlantı kriterlerinin
uygun olmaması, jeotermal arama çalışmalarının yüksek maliyeti,
yenilenebilir enerji ile doğa koruma hedefl erinin çelişebilmesi,
kaynaktan trafoya aktarım güçlüğü, araştırma geliştirme fonlarının
yetersizliği, tüketicinin enerji kaynağını seçmesindeki zorluklar gibi
yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesinin önünde çeşitli
zorluklar/kısıtlar mevcuttur. Bu kısıtları aşacak yasal ve teknik
düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bütün bunların yanı sıra, ülkemizde
iletim ve dağıtım kayıpları 1980 yılından 2000 yılına kadar
%12,2’den %19,4’ çıkmıştır. Enerji iletim ve dağıtım kayıplarının
azaltılması için acilen önlem alınması gerekmektedir.



Sürdürülebilir HES Mümkün mü?


WWF-Türkiye, su kaynaklarımızdan hidroelektrik üretimi amacıyla
faydalanırken, nehir ekosistemlerinin sağlığının, hizmetlerinin
ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının da mümkün olacağına
inanmaktadır. Bunun ilk koşulu, ülkemizdeki su kaynakları
yönetiminin suyu, içme ve kullanma gibi temel insani ihtiyaçları
karşılamada ve elektrik üretiminde kullanırken, aynı zamanda,
ekosistem hizmetlerinin devamını, tatlı su türleri ve habitatlarının
korunmasını da güvence altına alan bir anlayış çerçevesinde yeniden
yapılandırması ve uygulamasıdır.
Ülkemizde hâlihazırdaki hidroelektrik plan ve uygulamaları,
nehirlerimiz üzerinde tehdit oluşturmaktadır. Bu konuda
gerekli önlemler acilen alınmazsa hidroelektrik gelişimi, tatlı su
ekosistemlerimiz üzerinde ciddi tahribatlara, kayıplara ve geriye
döndürülemez sonuçlara neden olacaktır.
WWF-Türkiye, hidroelektrik üretimi sürecinde su kaynaklarımızın
ve buna bağlı sistemlerin korunması için alınması gereken
önlemleri, “Türkiye’de Sürdürülebilir Hidroelektrik Üretimine
Doğru” başlıklı bir strateji çerçevesinde bir araya getirmiştir.
Strateji; sürdürülebilir hidroelektrik ilkelerinin teşvikini ve
uygulanmasını sağlamayı amaçlar. Bunun için ilgili aktörlerin
yararlanabileceği, bilimsel temele dayalı araçlar geliştirmeyi ve ilgili
tüm tarafl arı çözüm için ortak bir zeminde buluşturmayı hedefl er.
Strateji aşağıdaki üç temel hedef etrafında hazırlanmıştır:
1. HES işletim süreçlerinde çevresel akış uygulamalarının
teşvik edilmesi ve ilgili paydaşların çevresel akış konusunda
kapasitelerinin geliştirilmesi.
2. İlgili paydaşlar arasında “Sürdürülebilir Hidroelektrik”
kavramının yaygınlaşması, sürdürülebilirlik kriterlerinin
geliştirilmesi ve uygulamalarının teşvik edilmesi.
3. Türkiye’deki HES mevzuatının uluslararası standartlar
çerçevesinde (AB, uluslararası sözleşmeler vb.) yeniden
yapılandırılması.
WWF-Türkiye, ülkemizdeki hidroelektrik üretimi süreci ile ilgili
olarak aşağıdaki hususları vurgulamaktadır:
1. Doğal kaynaklarımızın ve doğamızın korunmasının başlıca
ulusal çıkarlarımızdan biri olduğu unutulmamalıdır.
2. Korunan alanlarda ve korunan alanları besleyen nehirlerde
(örneğin üst havzada yer alan nehirlerde) kesinlikle HES
yapılmamalıdır.
3. “Ülkemizin hidroelektrik potansiyelinin tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılması” anlayışı terk edilmelidir. HES
planlamaları, uluslararası sözleşmelerden doğan taahhütlere
uygun, nehirlerimizin sağlığını, hizmetlerini ve biyolojik
çeşitliliğimizi korumayı hedefl eyen bir planlama anlayışı
çerçevesinde yeniden yapılandırılmalıdır.
4. Nehirlerin bütüncül yapısının korunması ve ekosistem
hizmetlerinin devamlılığının sağlanması için HES planlamaları
havza bazında olmalıdır. Türkiye genelinde havza bazında
planlama süreci tamamlanmadan lisans verilmemelidir.
5. HES’lerin inşaat ve işletim sırasında nehir ekosistemi üzerine
olan etkilerini bertaraf edecek, azaltacak ya da telafi edecek
dünya genelinde uygulanan yöntemler saptanarak pratiğe
geçirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır. Bu konuda ulusal bir
HES rehberi hazırlanmalı ve uygulamaya konulması için gerekli
faaliyetler belirlenmelidir.
6. Hidroelektrik ile ilgili mevzuat özellikle Avrupa Birliği’ne
uyum sürecinde Su Çerçeve Direktifi , Habitat Direktifi , Kuş
Direktifi gibi direktifl er ve uluslararası sözleşmelerden doğan
yükümlülükler kapsamında gözden geçirilmelidir. HES
uygulamalarında şu ana kadar yaşanan olumsuzluklar göz
önüne alınarak yeniden yapılandırılmalıdır.
7. ÇED süreci yeniden yapılandırılmalıdır. Ek-1 ve Ek-2
uygulaması kaldırılmalı ve tüm HES’ler için ÇED süreci zorunlu
olmalıdır. ÇED sürecine bağımsız uzmanlar dahil edilmelidir.
8. Stratejik Çevresel Değerlendirme’nin mevzuatımızda
yer almasına ve uygulanmasına yönelik çalışmalar
hızlandırılmalıdır. Özellikle birden çok hidroelektrik santralin
yapılacağı bölgelerde havza bazında Stratejik Çevresel
Değerlendirme yapılmalıdır.
9. HES planlarına yöre halkının katılımı ve söz sahibi olması
sağlanmalıdır.
10. ÇED, inşaat ve işletim sürecinin bağımsız, nesnel ve
etkin denetimini sağlayacak mekanizmalar kurulmalı ve
uygulanmaya geçirilmelidir.
11. HES ile ilgili tüm paydaşlar (devlet, özel sektör, kredi veren
kuruluşlar, akademi, sivil toplum örgütleri, vb.) arasında
sürdürülebilir hidroelektrik uygulamalarına geçiş zemini
oluşturacak çözüm odaklı bir uzlaşma platformu kurulmalıdır.
12. Çevresel akış uygulamalarının hayata geçirilmesi için gerekli
yasal ve bilimsel altyapı tamamlanmalıdır.
13. Geç de olsa projelerin inşaata başlanmamış olan bölümleri
için bütüncül havza anlayışıyla çalışmalar yapılarak gerekli
revizyonlar gerçekleştirilmelidir.
14. HES inşaat ve işletmelerinden kaynaklı bozulmaların
restorasyonu planlara dahil edilmeli ve restorasyon için
çalışmalar başlatılmalıdır



HES’ler de tartışmalı olduğuna göre, giderek artan enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?



Yenilenebilir enerji teknolojilerinin eş zamanlı büyümesiyle artan enerji ihtiyacımız karşılanabilir.
Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği açısından
elverişli bir coğrafî konuma ve iklimsel özelliklere sahiptir. Başlıca
yenilenebilir enerji kaynakları arasında hidrolik, biokütle, rüzgâr,
biyogaz, jeotermal ve güneş enerjisinin bulunduğu Türkiye’de
2009 yılı itibarıyla elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı
yalnızca % 19’dur. Diğer taraftan, Türkiye’de yenilenebilir enerjinin
payının artırılması genel olarak, hidroelektrik enerji yatırımları
olarak anlaşılmaktadır. Söz konusu %19’luk yenilenebilir enerjinin
payının %98’inin hidroelektrikten karşılandığı görülmektedir.
HES odaklı yenilenebilir enerji üretiminin önümüzdeki dönemde
de devam edeceği görülmektedir. Elektrik Enerjisi Piyasası ve
Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi’nde “2023 yılına kadar teknik ve
ekonomik olarak değerlendirilebilecek hidroelektrik potansiyelinin
tamamının elektrik enerjisi üretiminde kullanılması sağlanacaktır”
ifadesi yer almaktadır. Bu ifade “akan her damla suyu enerjiye
dönüştürme” anlamına gelmektedir. Ancak bu yaklaşım, ülkemizin
habitat, biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynaklarının korunması ve
dengeli kullanılması konusundaki önceliklerini, nehirlerin insana
yönelik hizmetlerinin varlığını ve önemini göz ardı etmektedir.
“Su kaynaklarımızdan elektrik üretimi için azami faydalanmak”
yaklaşımı ile yapılmakta olan HES planlamaları, devletin doğa
koruma ve doğal kaynakların dengeli kullanımı konusundaki
yükümlülükleriyle çelişmektedir.
HES odaklı bir yenilenebilir enerji üretimi yaklaşımının terk
edilmesi ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin eş zamanlı
büyümesine yönelik bir vizyon geliştirilerek bu çerçevede bir teşvik
mekanizmasının ortaya konması gerekmektedir. Diğer taraftan,
alım teminatlarının yetersizliği, mevcut şebeke bağlantı kriterlerinin
uygun olmaması, jeotermal arama çalışmalarının yüksek maliyeti,
yenilenebilir enerji ile doğa koruma hedefl erinin çelişebilmesi,
kaynaktan trafoya aktarım güçlüğü, araştırma geliştirme fonlarının
yetersizliği, tüketicinin enerji kaynağını seçmesindeki zorluklar gibi
yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesinin önünde çeşitli
zorluklar/kısıtlar mevcuttur. Bu kısıtları aşacak yasal ve teknik
düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bütün bunların yanı sıra, ülkemizde
iletim ve dağıtım kayıpları 1980 yılından 2000 yılına kadar
%12,2’den %19,4’ çıkmıştır. Enerji iletim ve dağıtım kayıplarının
azaltılması için acilen önlem alınması gerekmektedir.




Ses ver Karadeniz, ses ver Türkiye !
Cevapla