Sevgili KS canlar.
Beni bileniniz bilir. Dinim yani İslamiyet konusunda bayağı bir hassas insanım. Son zamanlarda sitede gördüğüm bazı görüşleri baz alarak bilinmesi gereken bazı hususları size açıklamak üzere bu benceyi beğeninize sunuyorum.
Bilindiği üzere Namaz, İslam dininin direği, temel yapı taşıdır. Bazı üyecanlar namazın işlevini, kılınış şekli hakkında ayet olmadığını dolayısıyla istenildiği şekilde kılınması gerektiğini savunmuşlar. Bende buna binaen kendimce güvendiğim kaynaklardan araştırıp sizlere namazı, anlatmak istiyorum.
Öncelikle namaz nedir ondan başlayalım;
İlk insan, ilk Peygamber Hz. Âdem’den itibaren bütün ümmetlerde farklı usullerle varlığı kabul edilen, imandan sonra en kıymetli ibadet olan, bütün ibadetlerin özünü teşkil eden Allah’ı anmanın ve şükrün en güzel göstergesi olan, kişiyi hem ruhen hem de bedenen arındıran, Allah’a en yakın olma anını temsil eden, her gün belirli vakitlerde kılınmak sureti ile kişinin hayatını disipline eden bir ibadettir. Şahsıma göre ise Rabbin bizleri huzuruna kabul ettiği, arada herhangi bir aracı ya da engel olmaksızın onunla sohbet etme şeklimizdir. Dolayısıyla Kulun Allah ile arasındaki en kuvvetli iletişim aracı Namazdır.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in kendisine peygamberlik gelmeden önce namaz kılıp kılmadığı ile alakalı farklı görüşler öne sürülmüştür. O, “şu şekilde namaz kılmıştır” diyemesekte, O’nun bir hanif gibi yaşadığını, o şekilde düşündüğünü söylememiz yanlış olmaz. Zira o dönemde Hicaz - Arap toplumunda şekil ve mahiyet değiştirerek de olsa Hanif dini devam etmekte olup Varaka b. Nevfel gibi Haniflik dini üzerine yaşayan ve ibadet edenler vardı.
Hz. Muhammed’e (sav) peygamberlik geldikten sonra başlangıçta Hz. Muhammed
(sav)’in namazlarını iki rekât ve sabah ve akşam olmak üzere iki vakit olarak kılmış olması,
abdestte de vurgu yapılarak gece namazı ilavesiyle, Miraç ile birlikte beş vakit namazın ikişer
rekât olarak farz olması ve daha sonra akşam ve sabah namazı hariç diğer vakit namazlarının dört rekât olarak farz oluşu, seferi durumlar da ise iki rekât olarak kalması, namazın tarihsel
sürecindeki tedriciliği ortaya koyar.
Namaz ibadeti, İslâm’da meşru olduğu gibi, İslâm öncesi dinlerde de farklı usul ve
mahiyette var olan bir ibadettir. Yahudilik ve Hristiyanlıkta iki rekâtlık bir namaz var olduğu bazı
kaynaklarda vardır. Cahiliye dönemindeki müşrik Araplar “salat, namaz” kavramını biliyorlardı.Hatta ibadet adına bir takım uygulamaları dahi vardı. Ancak onların ibadetleri şirk unsuru içeriyordu. Hz. Peygamber (sav) de içinde yaşadığı doğal çevre olarak bunlardan haberdardı.
Bugün kılınan namaz, tedrici olarak tekâmül etmiş ve namazın nihai form kazanmış
şeklidir. Namazların tarihsel tekâmül süreci hakkında kesin olarak bir kronoloji vermek
zordur. Çünkü Kur’an-ı Kerim ayetlerinin iniş tarihlerini ve kronolojisini kesin bir şekilde
bilmek mümkün değildir. Aynı şekilde Mekke dönemi olaylarını da kesin bir kronolojiye göre
sunmak zordur. O döneme ait olayların birçoğunun tarihi birbirine yakındır.
Hem Müzzemmil suresinde geçtiği hem de Hz Ayşe'nin de bildirdiği üzere İslam'ın ilk
yılının ortalarında emredilen gece namazı “kıyam-ı leyl” Hz Peygamber'e farz edilmişti. Bu
namaz daha sonraları Hz. Peygamber'e farz olarak devam ederken ümmetten farziyeti
kaldırılmış, Teheccüd namazı adı ile sünnet olarak devam ede gelmiştir.
Bugün kılınan namaza benzer rükûlu ve secdeli icra edilen namaz, İslâm’ın ilk
yıllarında sabah ve akşam kılınan ikişer rekâttan ibaret iken, Miraç olayından sonra beş vakit
olarak Müslümanlara farz kılınmıştır. Miraçta emredilen bu namazlar yine ikişer rekat olarak
emredilmişti. Hicretten kısa bir zaman sonra, ikişer rekat olarak farz kılınan namazlardan
öğle, ikindi ve yatsı namazları dörder rekata çıkarılmıştır. Ancak bu namazlar, sefer
durumunda ilk emredildiği haliyle kalmıştır. Buna dair deliller, fıkıh kitaplarında ve sahih
hadis kaynaklarında bol miktarda mevcuttur.
Cuma namazı, hicretten önce Hz. Peygamber’in izniyle Medine’de kılınmış olmakla
birlikte, hicret esnasında farz olmuştur. Cuma namazının icra süreci olarak hicretten önce Es’ad b. Zürâre’nin Müslümanları cuma günü Cuma namazına ilk toplayan kişi olduğunu, Mus’ab b.
Umeyr’in ise ilk Cuma namazını kıldıran kişi olduğunu tercihe şayan olduğunu düşünmekteyiz.
Hz. Peygamber’in kıldırdığı ilk cuma namazı, hicret esnasında mola verdiği Kuba’dan ayrıldıktan
sonra Rânûnâ denilen vadide kıldırdığı namazdır. Hicret tamamlanıp Mescid-i Nebevî yapıldıktan sonra Hz. Peygamber cuma namazlarını burada kıldırmaya devam etmiştir.
Sonuç itibari ile risaletin ilk yıllarından itibaren var olan namazın, başlangıçta dua,
tezkiye ve arınma formunda olduğunu ve ortalama olarak bi’setin beşinci yıllarından itibaren
rükûlu secdeli bir ibadet şeklini aldığını söyleyebiliriz.
Bu arada namaz ile ilgili herkes aynı fikirde olmayabilir lakin bizim gibi kulların İslamiyeti en doğru şekilde anlatması boynumuzun borcudur.
Sürçi lisan ettiysem affola..
Hayırlı ve nurlu cumalar olsun inşallah.. 🤲🤲🤲
Sakaryalım

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer