Ruhumun derinliklerinde yaşattığım 5 yaşındaki çocukla takılıyorum son zamanlarda. Onun kendince düşüncelerine koca bedenimle katılıyorum. Birilerini sevmeye çalışıyor kendini ilgiye yöneltmek bolca kabul görmek falan herhalde. Peşinden sürükleniyorum bir o yana bir bu yana dur durak bilmiyor afacan. Çocukluk masumiyettir sevgisi bile bambaşka olacak ki içtenliği simgeliyor. Hepimizin düşünceleri küçükken ne kadar farklıydı büyüyünce artık onları unuttuk değil mi? Bu gece çocukluktaki en masum düşüncelerimizden bahsedeceğim. Çıkarımlarımı tamamen kendi üzerimden irdelemeye çalışacağım. Kişi yetişkin olduğu zaman bu düşünce aklına geldikçe; düşüncenin temizliğine ve saflığına aşık olabilir. Keyifli okumalar şimdiden.

Mandalinayı portakalın yavrusu sanmak.

Bana göre mandalinalar tam olarak portakalın yavrusuydu. Anne portakal baba greyfurt bile olabilir hatta. Çok benzetirdim bilmezdim ki familyaları aynıymış çocukluk işte. Minik mandalina dilimlerini canları acır diye yemezdim.
Ormana gidince dağ çileklerinin olduğu bir yere gelindiğinde sessiz, uslu ve iyi yürekli oluvermek. Böylece şirinleri görebileceğini düşünmek.

Bilinçaltıma işlemiş olsa gerek; aslında ben çok realist bir çocuktum pek inanmasam da yine vazgeçemezdim. Hani olur da şirinlere denk gelirsem o motto canlanırsa diye çıtımı çıkarmazdım.
Anneyi ve babayı ölümsüz zannetmek.

Sanırım bunun büyüyünce gerçekliğini öğrenmek en acı şeylerden biri. Anne ve babam her zaman için ölümsüzdü benim gözümde. Hatta babamın duygulardan yoksun süper kahraman olduğunu bile düşünürdüm.
Cansız nesnelerin hisleri olduğunu düşünürdüm.

Bilmem benim için kitapların canı vardı mesela. İçinde onca bilgiyi barındıran insanların olduğunu düşünürdüm. Okudukça onların seslerinin buraya nasıl sığdığını hayal ederdim, resimli dergilere denk geldikçe insanların onun içerisinde evrenlerde yaşadıklarını zannederdim.
Eve gelip kimseyi bulamayınca beni bırakıp uzaklara gittiklerini zannetmek.

Ebeveynlerim benden sıkılmış olacak ki koskoca evde bir başıma bırakıp gitmişler. Haber falan vermek yok olacak iş değil. Resmen ailem tarafından terk edildim diyerek gelmeyeceklerini düşünürdüm.
Büyüyünce insanların isimleri değişiyor sanıyordum. En basitinden kendi ismimde hiç büyük birisi görmemiştim çünkü.

Yaşa göre isim değiştirmek güzel fikirmiş. Büyüyünce nasılsa düşüncelerimiz bile farklılaşıyor aynı isimleri taşımamak hoş olurdu yansıtmıyoruz neticede. Büyük Onur ve küçük Onur aynı mı diye sorasım geliyor kendime.
Hep çocuk kalacağını düşünmek, küçük dünyanın küçük kahramanı olmak.

Büyümek öcüymüş onu anladım. Ne gerek vardı bedenimiz değişecek yaşımız ilerleyecek diye koca adam olmaya. Gayet iyiydim ben küçük çocukken geri istiyorum o günleri. Kim yetişkin olmak ister ki?
Bir sürü plastik sandalyeyi üst üste koyarsam bulutlara ulaşabileceğimi düşünürdüm.

Bu uğurda çok kez düştüm annemden epey şamar yedim. Ama asla yılmadım bulutlar olmasa bile tavana değebilmek cidden eğlenceliydi.
Çok konuşursak sesimizin tükeneceğini sanmak.

Evet, fazlaca konuşmanın sesimizi tüketeceğine inanıyordum. Düşüncesi bile korkunç neler hayal ediyormuşum böyle.
Leylekler tarafından getirildiğini sanmak.

Buna kim tarafından neden inandırıldım bilemiyorum. Hayır çocuk olunca düşünemiyorsun farklı türden olduğunu. Anne baba dediğin kişilerin ne işe yaradığını ve madem leyleklerden geldiysem leyleklerin nerede yaşadığını falan bir dünya silsile...
Kurduğun tüm hayallerin gerçek olacağına inanmak.

Aslında vazgeçmiş sayılmam ki hala inanıyorum. Hep ruhumdaki 5 yaşındaki çocuğun işleri bunlar. Hayal kurmanın yaşı yok bence tabii gerçekleşme olasılığı büyüyünce düşüyor orası ayrı.
Oyuncakların ve köpeklerin aslında konuşabildiğini ama tam olarak güvenmedikleri için benimle henüz konuşmuyor oluşları.

Bana göre hepsinin kendince dilleri vardı duyamadığım frekansta konuşuyorlardı. İnsan canlısına güvenmiyorlardı bu yüzden asla bizi görünce konuşmuyorlardı. O değil de ben hala hayvanların konuşabildiğine inanıyorum yahu.
Kışın sokaktaki hayvanlar üşümesin diye apartmanın camlarını açık bırakarak dışarıyı ısıtabileceğim düşüncesi. Gayet de mantıklıydı.

Hayvanları çok seviyorum elimde değil. Masumiyetimle birleşince onları elimden geldiğince korumaya çalışırdım. Hala daha kedileri odama alırım bizimkilerin habersizliği eşliğinde.
Aşktır.

İlkokulda yaşanan aşk mesela. Bence aşkın en saf hali. Bir gün bitecek derdi yok, başkası var mı derdi yok. Maddiyat hiç önemli değil; beklenti sıfır. Rakibin yok çünkü o yaşta ilişki diye bir olay yok. Kimse ilişki yaşamıyor düşünsene. Sıra arkadaşınla aynı kıza aşık olabiliyorsun ama kavga çıkmıyor. Neden? Sonucunda bir şey yok.

Daha söyleyeceğim sürüsüne bereket madde var ama aklıma gelenler şimdilik bu kadar. İçinizdeki çocuğu hiç öldürmeyin bırakın büyümeye inat yaşasın. Onun neşesi ve düşünceleri kadar masumiyet hepimizde olmalı diye düşünüyorum. Sizce?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 
En İyi Cevaplar