Herkesin çocukluğu kendine özeldir. Kimimiz çocukluğumuza ait değerleri hatırlar iken kimimiz de hatırlamayabiliriz.

Bir an için şöyle bir düşünün. İşin gücün veya günün vermiş olduğu endişelerden, dertlerden ve sorumluluklardan bir an olsun uzaklaşın. Çocukluğunuzun masumiyetini ve bu masumiyetin hayatınıza kattığı değeri düşünün. Çocukluğumuza dair olan tüm değerlerimiz en temiz değerlerimizdir aslında.
Bu değerlere, yetişkinlik döneminde, ne yazık ki önem vermeyiz ve unutulmaya yüz tutup giderler.

Modern bir çağda yaşıyoruz ve bu modern yaşamın yüksek temposu, ritmi, yaşam kalitesi zaman içerisinde bizleri kötüye götüren birçok sorumluluk ve yükümlülüğü de beraberinde getirir ne yazık ki. Önümüze çıkan engeller, bizi gerçekten ne yapmak istediğimiz işlerden uzat tutabilir. Bizleri mutsuz ve huzursuz dolu bir boşluğa sürükler.
Hayallerimizi ve umutlarımızı bir nevi kısıtlamış olur.

Şöyle bir düşünelim acaba zamanımızı gerçekten ihtiyaçlarımıza, istediklerimize ve hayatımıza anlam katacak şeyler için mı ayırıyoruz.
Bu durumunda ortaya çıkardığı birçok sorunlar vardır. Durup şöyle bir düşündüğünüz zaman ihtiyacınız olan tek şey aslında bakış açınızı değiştirmek olduğunu göreceksiniz. Çoğu insan, yaptıklarını da sorgulamaktan genellikle kaçınırlar.
Bunun nedeni ise, sanki başka seçenekleri yok, sürekli olarak ne yapmaları gerektiğine odaklanmalarından kaynaklanmaktadır.

Öğrenmeyi öğreniyor olmak gerçek mutluluğu yakalamak aslında söylendiği kadar basit bir şey değildir. Birçok kez bu yeteneğin aslında çocukluk dönemlerinde öğrenildiği gözlemlenmiştir. Bir çocuğun dünyasında yeni bir şeylerin keşfedilmesi ve onun ardından gelen doğal ve kendiliğinden oluşan hayranlık duygusunun meydana gelir. Bu gelmesi için aslında hiçbir şeye gereksinimde yoktur.
Çocukken, toprağın üzerinde gezen böcekleri izler, yağan yağmuru saatlerce izler, kendimizi oyunların büyüsüne bırakır, hayal kurar, keşfetmek ve araştırma gibi, hemen hemen her eylemde eğlenebilecek bir şeyler mutlaka bulurduk çocukken...

Hayattan zevk alma ve gelecek için büyük umutlar besleme kabiliyetini aslında çocuklardan öğrenilir. Ne yazık ki, bu yetenek yetişkinlik döneminde kaybolmaya yüz tutar ve unutulur gider.
Onun bıraktığı boşluk ise bir yetişkinin hayatında önemli bulduğu pek çok başka şey ile dolar.

Yaşamış olduğumuz hayat acaba gerçekten yaşamak istediğimiz hayat şekli mi?
Çoğu zaman, başkalarının beklentilerini karşılamak ve başkalarının sizin için en iyisi olduğunu düşündüğü gelecek senaryolarına ayak uydurabilmek için, yaşamınızı değiştirmek zorunda kalmışsınızdır.
Başkalarının bu sözlerine hep inandınız, onlara göre yaşadınız ama hiçbir zaman sorgulamadınız.

Dışarıdan gelen sözler ile dolu bir hayatımız, mutlu olabilme yetinizi ve nedeninizi de kaybetmenize neden oldu.
Hayatınızı sorgulamak, sadece sizin istediğiniz yöne ve sizin istediğiniz şekilde bir hayat yaşamaya başlarsınız bir süre sonra. Nasıl mutlu olacağınızı unutursunuz.
İşte tekrar mutlu olabilmek için ilk adımı atmanız gerekir.

Kendinizi yeniden şekillendirme, keşfetme ve mutlu etme yeteneğinizde kaybolup gitmiştir.
Çocukluğumuzdaki değerleri geri kazanmak, sahip olduğumuz hayatı sorgulamak, umudumuzu yeniden en baştan keşfetmek, kendi ihtiyaçlarımıza daha çok özen gösterip, küçük detaylara daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Tutkulu olduğunuz her şeyi keşfetmek ve öğrenmek adına nasıl zaman ayıracağınızı öğrenmektir.

Tutkularınız keşfedin, zamanınızın bir kısmınız kendinize ayırın ve hayatın tadını çıkarın. Bu şekilde, yaşamanızdaki büyük değerleri farkına varmış olursunuz.
Masumiyet, şaşkınlık, merak, şefkat, mutluluk gibi değerlerimizi yeniden hissetme şansımız tamamen bizim ellerimizde.

Eğer dikkatli ve derinlemesine bir şekilde gözlem yaparsak ve derinlemesine bir şekilde düşünürsek şayet, sevdikleri şeylere dair kendiliğinden gelen tutkudan tutun da, herhangi bir şeyden oyunlar uydurma ve her zaman bir şekilde eğlenmeye kadar çocuklardan o kadar çok şeyler öğrenebiliriz ki...
Tutkunuzu keşfedin, zamanınızın bir kısmını kendinize ayırın ve hayatın keyfini çıkarmaya bakın. Bu şekilde, yaşamınızdaki büyük değerlerin farkına varmış olacaksınız.

“Çocukluğun kendine has bir görme, düşünme ve hissetme biçimi vardır; bu yeteneklerin yerine bizimkilerini koymak kadar saçma bir şey yoktur.” – Jean Jacques Rousseau
Bir baba ve kızı arasındaki iletişimi gösteren, anne ve babaların çocukları üzerinde ne kadar büyük bir etkiye sahip olduklarını, adeta çocuklarını birer küçük yetişkin haline getirdiklerini ve çocuklarından çok çabuk bir şekilde de vazgeçmelerine sebebiyet verdiklerini anlatan bir kısa film.

Aslında burada anlatılmak istenenin aksine, yetişkinlerin yapması gereken şey, çocuklarının bakış açılarını bir nebze de olsa anlamak, yakalamak ve çocukların zekalarından ders çıkarmak olmalıdır.

O anın keyfini çıkarmak, nasıl oyun oynanacağını ve yaptığınız her şeyden nasıl memnun ve mutlu olacağınızı size öğretebilecek tek bir varlık vardır dünyada.
Onlarda ÇOCUKLARINIZ...

“Eğer hayatınız her gün oyun oynamanıza, dans etmenize ve her günü doya doya yaşamanıza izin vermiyorsa, o hayatı değiştirin.”
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Sibel Erdem - 12.03.2018
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar