Eskiden halı sahaları bu kadar yaygın değil, teknoloji bu kadar hayatla iç içe değildi. Teknolojinin yokluğunda mahalle aralarında çocuklar hatta gençler arasında bazı organizasyonlar düzenlenirdi. Belki de bu organizasyonların en önemlisi Mahalle Maçlarıydı.

Yukarı mahalle ile aşağı mahalle bir hafta kendi mahallerine yakın boş bir arazide karşılaşırken, diğer hafta uzakta olan boş arazide yapılır bir de galip gelince sloganlar havada uçuşurdu. Bu yazıyı yazmamda geçen gün sormuş olduğum soru etkili oldu. Ben de bazı yazılı olmayan o eğlenceli kuralları derlemek istedim. :) Haydi başlayalım...
Maça başlamadan önce kaleler belirlenirdi.

Maça başlamadan kaleler belirlenir ve her iki kale de adımla aynı mesafe (8-9 adım) belirlenirdi. Adımla sayan kişiyi denetlemek için karşı takımdan bir kişi de ona nezaret eder böylece haksızlık engellenmiş olurdu.
Topu olan çocuk hiçbir zaman oyun dışında kalmazdı!

Mahallede çok çocuk olduğu zamanlarda tekerlemeyle oyuncu seçilir veya iyi oynayanlara öncelik verilirdi. Bazı zengin çocuklarında top olduğu için onlara kontenjan açılırdı. Bu topu olan tipler genelde iyi oynayamayan, topu sayesinde forvette olan ukala çocuklardı. Takımda oynayan diğer çocuklar ona tepki gösterdiğinde ise: ''Top benim değil mi oğlum? Bana ne yoksa alır topumu giderim! '' diye tehditler savururdu.
Gol atan kaleye geçer...

Mahalle maçlarında en büyük problem kaleci bulmaktı. Herkes koşturmak, takımı için bir şeyler yapmak isterdi. Bunun için kaleye geçecek kişi bulunmazdı. İlk kaleye geçecek kişi tekerlemeyle sayılır ve kaleci belirlenirdi, sonrasında kaleye geçecek kişi golü atan çocuk olur ve bir başka çocuk gol atana kadar kalede kalırdı.
Üç korner kazanan bir penaltı atışı atmaya hak kazanırdı.

Bu kural ile iki köşe vuruşundan sonraki köşe vuruşunda, korner atışı kullanılmaz direkt penaltı atışı kullanılırdı. Penaltı atışından sonra korner sayısı sıfırlanırdı.
Penaltı atışında kaleci değiştirmenin cezası iki penaltı kullanmak!

Mahalle arasında yapılan maçlarda kaleciler diğer oyunculara göre nispeten daha cılız çocuklardan seçilirdi. Bir penaltı cezası alınmışsa takımın büyüğünü kaleye geçirmeyi caydırmak için böyle bir kurala ihtiyaç duyulmuştu. Şu konuşmaları duyar gibiyim:
- Kaleye geçme bak 2 penaltı atarız
+ Geçerim olum! Sana mı soracam? İki tane at kurtarırım ben de.
Abanmak (pis burun) yok!

Genellikle penaltı atışların bu söz çok söylenirdi: ''Abanmak Yok! '' Böylece penaltıyı atacak takımın kendisine avantaj sağlamasının önüne geçilirdi.
Bu şekilde bir nebze olsa da küçüklüğümüze, anılarımıza seyahat etme fırsatı bulduk, güzel günlerdi...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar