13 gü

Yurt Dışı Seyahatlerimizin Sessiz Şoku: Avrupalılar Neden Taharet Musluğu Kullanmıyor?

Yurt Dışı Seyahatlerimizin Sessiz Şoku: Avrupalılar Neden Taharet Musluğu Kullanmıyor?

Yurt dışına ilk kez çıkan hemen herkesin yaşadığı o malum anı düşünün... Otele
yerleşilir, heyecanla şehri keşfetme planları yapılır ve tuvalete girildiğinde o
derin boşluk hissiyle yüzleşilir: Taharet musluğu yoktur! Bizim için hijyenin
tartışılmaz, hatta konuşulmasına bile gerek duyulmayan bu temel parçası, nasıl
olur da "medeniyetin beşiği" Avrupa'da bulunmaz?

Bir psikolog olarak bu konunun sadece bir "tesisat" meselesi olmadığını
rahatlıkla söyleyebilirim. İşin içinde insan zihninin nasıl programlandığı,
çocuklukta atılan temeller, toplumsal tabular ve beden algısı var. Gelin, bu
kültürel şokun psikolojik altyapısına birlikte bakalım.

Temizlik Doğustan Gelmez, Öğrenilir

Psikolojide, "iğrenme" ve "temizlik" algısının doğuştan gelmediğini, içinde
büyüdüğümüz kültür tarafından zihnimize nakış gibi işlendiğini biliyoruz.
Bizler, "su değmeyen yerin temiz olmayacağı" inancıyla, bu şemayla
büyütülüyoruz. Dolayısıyla su kullanmadığımızda sadece bedensel bir eksiklik
değil, ciddi bir psikolojik rahatsızlık, bir tür "kirlenmişlik" hissi yaşıyoruz.
Bu his bazılarımızda öyle güçlüdür ki, yurt dışı tatillerini anksiyeteye
dönüştürebilir.

Kuzey ve Batı Avrupa’da büyüyen bir çocuk ise tam tersi bir şemayla
yetiştirilir: Temizlik demek, "kuru kalmak" demektir. Onların zihinsel
kodlamasında ıslaklık; bakterilerin ürediği, rahatsız edici ve "pis" bir
durumdur. Bizim için kuru kağıtla silinmek ne kadar pasaklı ve eksik bir
eylemse, bir İngiliz veya Alman için de tuvalette ıslanmak o kadar rahatsız
edicidir. Herkes kendi çocukluk eğitiminin esiridir aslında.

Beden Utancı ve Bastırılmış Duygular

Peki, Avrupalılar suyu hep mi reddetti? Hayır. Aslında bideyi Fransızlar icat
etmişti. Ancak özellikle İngiltere'de, Viktorya döneminin o katı, Püriten ahlak
anlayışı devreye girdi.

O dönemde bedene dokunmak, hele ki genital bölgeleri suyla yıkayarak temizlemek
ciddi bir tabuydu; günahla, ahlaksızlıkla ve Fransızların "genelev kültürüyle"
eşdeğer görülüyordu. Yani İngilizler ve ardından Amerikalılar suyu reddederken
aslında "hijyeni" değil, bir nevi "ahlaki bir duruşu" seçiyorlardı. Bastırılmış
cinsellik ve beden utancı, suyun yerini kuru ve mesafeli bir kağıt parçasına
bırakmasına neden oldu. Zihin, bedene dokunmayı reddetmişti.

Zihnin Oyunu: "Mantığa Bürüme"

Bazen yurt dışında yaşayan danışanlarımla veya yabancı arkadaşlarımla bu konuyu
konuşurken onlara şu basit soruyu sorarım: "Bahçede çalışırken kolunuza çamur
veya pislik bulaşsa, onu sadece kuru bir peçeteyle silip yemeğe oturur musunuz?"

Hepsi yüzünü buruşturarak "Tabii ki hayır, su ve sabunla yıkarım!" der. Peki
aynı mantık tuvalette neden işlemiyor?

İşte tam burada devreye "Bilişsel Çelişki" giriyor. İnsanlar, yıllarca
uyguladıkları ve doğru bildikleri bir alışkanlığın aslında çok da mantıklı
olmadığını fark ettiklerinde savunmaya geçerler. Tuvalet kağıdının aslında o
kadar da hijyenik olmadığını içten içe bilseler de, "Ama tuvalet kağıdı özel
üretiliyor", "Su etrafa mikrop sıçratır" gibi bahanelerle kendi davranışlarını
haklı çıkarmaya çalışırlar. Biz psikolojide buna "rasyonalizasyon", yani mantığa
bürüme diyoruz.

Pandemi ve Tuvalet Kağıdı Paniği

Hatırlayın, pandeminin o ilk panik günlerinde Avrupa ve Amerika'da marketlerde
insanların birbirini ezerek stokladığı ilk şey neydi? Tuvalet kağıdı. Bu durum
dünyada pek çok kişi için alay konusu olmuştu ama psikolojik açıdan çok
anlamlıydı. O kağıt rulosu, Batı insanı için sadece bir temizlik aracı değil;
medeniyete, düzene ve "güvende hissetmeye" tutunmanın bir sembolüydü. Kontrolü
kaybettiklerini hissettiklerinde, onlara medeni olduklarını hatırlatan o beyaz
kağıtlara sarıldılar.

Sonuç olarak; taharet musluğu, klozetin kenarında duran basit bir boru
parçasından çok daha fazlasıdır. Bir toplumun bedeniyle, utançlarıyla, doğayla
ve konforla kurduğu ilişkinin özetidir. Bugün çevre bilincinin artması ve akıllı
klozetlerin yaygınlaşmasıyla Batı yavaş yavaş suya dönmeye, o eski tabularını
yıkmaya başlıyor. Kim bilir, belki de bir gün onlar da "Biz bunca yıl susuz
nasıl yaşamışız?" diyecekleri bir aydınlanma yaşarlar. O zamana kadar,
çantalarımızda ıslak mendil paketleriyle o kültürel şoku yaşamaya devam edeceğiz
gibi görünüyor.

Yurt Dışı Seyahatlerimizin Sessiz Şoku: Avrupalılar Neden Taharet Musluğu Kullanmıyor?
Cevapla