Bu benceye kategori düşünürken kişilik karakter olsa diye aklımdan geçirdim ama Sağlık & Diyet daha uygun olur diye düşündüm. Çünkü Klinik Vampirizmin, Likantrofinin ve Tekinsiz Yerlerin üzerimizdeki etkisine ve sağlık açısından risklerine değineceğim.

Klinik Vampirizm

Klinik vampirizm saplantıya, delüzyona veya bir psikoza eşlik eder. Kişinin normalde kana ihtiyacı yoktur, güneşe çıkabilir ancak kan emmeye karşı kontrolsüz bir dürtü içindedir. Mutlaka bir psikiyatrik bozukluğa eşlik eder. Peki bu vampirizm nereden geliyor?
Vampirizmin Kökeni

Porfiri (bazı kaynaklarda porfiria olarak geçer) denen ağır bir cilt hastalığından türeyen vampirizm, toplumun abartılı söylemleri sonucu günümüz vampir efsanelerini doğurmuştur. Porfiri hastalığı genetiktir ama sonradan da kazanılabilir. Bu hastalarda nörolojik bozuklukların yanı sıra ağır fotosensivite gelişir. Yani ışığa karşı çok duyarlı olduklarından karanlıkta kalmak isterler. Deri güneş ışınlarına karşı aşırı derecede zayıflar ve güneş altında kısa süre kalmak bile ölümcül yanıklara ve cilt hasarına (nekroz) yol açar. İdrar ve dışkı mor renk almaya başlar. Dudaklar çekildiği için dişler belirginleşir ve kişinin rengi solar.
Efsanenin İlerleyişi ve Yaşayan Ölülük

Vampirler yaşayan ölü olarak nitelendirilir. Ancak porfiriya hastaları bir ölüyü andırmıyordu. Peki bu yaşayan ölülerle vampirizm nasıl ilişkilendirildi?

Ölüm, beyin fonksiyonlarının geri dönüşümsüz kaybıdır. Yasal olarak ölüp ölmediğiniz beyin fonksiyonlarınıza göre belirlenir. Beyin fonksiyonlarınız geri dönüşümlü kaybolduysa veya kaybolmadıysa kalbiniz dursa bile ölmüş olmazsınız. Siz öldükten sonra vücut ATP sentezini durdurur. Zaten metamolizma diye bir şey de kalmaz. Hücrelerin içinde son kalan ATP tüketilir. Bu da öldükten kısa bir süre sonra kaslarda hafif kasılmalara neden olabilir (Bu Lazarus Refleksi'dir).

Bağırsağımızda coli bakterileri vardır. Bunlarla mutualist (karşılıklı yarar gördüğümüz simbiyotik ilişki. Hem konak hem organizma karşılıklı yarardadır) ilişkideyiz. Bu bakteriler sindirdiğimiz besinleri daha hızlı sindirmemizi sağlarken kendileri de beslenir. Bağırsağımızda bakteri olmasaydı bir öğünü sindirmemiz bir asır sürerdi. Biz öldüğümüzde bunlar parazitist (kendisi yarar görürken konağına zarar veren) davranır ve bağırsaklarımızı çürütür. Tabi bundan önce lizozomlar (hücre içinde yer alan ve içeriğinde çok güçlü sindirim enzimleri barındıran organel) patlar ve hücrelerimiz kendini sindirir. Bu sırada çevreye bakterileri çeken koku yayılır ve bu da çürümeyi hızlandırır. Tabi coli bakterileri sindirirken gaz çıkışı olur ve bu da karnımızı şişirir. Gece mezarlıklardan gelen tuhaf seslerin nedeni budur. Bu da mezardakilerin aslında tam ölmediğine dair bir inanışı beraberinde getirmiştir.
Coli bakterileri sadece bağırsağımızda olmalıdır. Eğer başka bir yerimize gelirse bu coli enfeksiyonu başlatır ve hastalık yapar. Yani vücudumuzda bizi öldürebilecek pek çok şey var. Bunlar olması gerektiği yerde oldukları için hayatımıza sorunsuzca devam ediyoruz. Histamin molekülü hücrelerimize bağlıdır. Histaminin görevi bağışıklığı uyarıp vücudumuzun savunma sistemini harekete geçirmektir. Ancak alerjik reaksiyonda gereğinden çok daha fazla histamin salınımı olur ve bu kalbi ve dolaşımı durdurarak ölüme yol açar. Buna "Anafilaktik Şok" denir.

Ölümden sonra tırnak etleri çekilir ve tırnaklar belirginleşir. Dudaklar da çekilir. Biz çürürken bedenimizde sayısız tepkime ve olay meydana gelir. Bu sırada da cesedin ağzından kan gelebilir. Ayrıca tırnaklar belirginleştiği için uzamaya devam ediyormuş gibi zannedilebilir. Ancak tüm bunlar çürümenin bir parçasıdır. Göz damarları çatlayabilir ve ten iyice soluklaşır (Tenin rengi ölüm nedenine bağlı olarak da değişiklik gösterebilir). Sonuç olarak ölenlerin vampir olarak dirildiğine dair korkuların yayılmasına neden olmuştur.
Kan İçersek Ne Olur?

Kan metalik tadında çok hafif tatlımsı sıvı bir dokudur. Aynı zamanda vücudumuzdaki tek sıvı dokudur. Kana pis kokuyu veren de akyuvardır ve demir açısından gereğinden fazla zengindir. Kan besin açısından çok zengindir çünkü sindirdiğimiz ve metabolize edilmeye hazır olmuş besinler kana geçer ve hücrelerimize kan yoluyla iletilir. Yani kan dışarıda bir süre beklerse hemen mikroorganizmaları -özellikle bakterileri- çeker. Buna "Kontaminasyon" denir. Vücutta kontamine olmaya en müsait maddedir. Yani bu idrar veya dışkı tüketmenizden bile daha tehlikeli olabilir.
Kandaki demirin kanda kalması gerekir. Devamlı kan içmek hızlı ve fazlaca demir emilimine neden olur. Midemiz demiri sindirebilir. Fazlaca demir içerdiğinden de toksik dozda demir emilimi sağlayabiliriz. Demir zehirlenmesi yani Hemokromatoz, karaciğere, beyne ve sinir hücrelerine toksiktir; ölümcül veya sakat bırakıcı olabilir. Kan besleyicidir ama normal gıdaları tüketmek çok daha sağlıklıdır. Kan tüketmek kronik zehirlenmeye neden olur. Peki kronik ve akut zehirlenme nedir?
LD50 yani ölümcül dozun yarısı bir terimdir ve canlının kilosuna ve türüne göre değişir. X maddenin LD50 değeri 10mg/kg ise 70 kiloluk biri eğer X maddesinden 700 mg alırsa zehirlenme belirtileri gösterir. Bu maddeyi bir kerede alması akut (ani) zehirlenmeye neden olurken zamanla alıp vücudunda biriktirmesi kronik zehirlenmeye neden olur. Her maddenin yarılanma ömrü vardır. X maddesinin yarılanma ömrü 12 saat ise siz bu maddeyi aldıktan 12 saat sonra o maddenin sadece yarısını atarsınız. Bu şekilde maddeler zamanla vücudunuzdan uzaklaşır ve LD50'nin altında kalırsanız zehirli maddeyi vücudunuzda tutarsınız ancak bu zehirlemeyebilir (her madde için geçerli değil. Metamfetamin minimal dozlarda bile beyne toksiktir).
Neye göre lezzetli neye göre iğrenç?

İlkokul matematiğinde hatırlarsınız. Subjektif yargılar küme oluşturamazdı. Mesela sınıftaki uzun boylu öğrenciler bir küme oluşturmaz. Kimine göre uzun kimine göre kısadır. Ama sınıftaki 160'tan uzun kişiler küme oluşturur. Evrim kurallarına göre bakarsak tadı güzel olan meyveler de küme oluştururdu. Peki nasıl?

"Kerevizi mi daha çok seversiniz yoksa iskender kebabı mı?" sorusuna verilecek cevap ağırlıklı olarak iskender kebap olacaktır. Çünkü iskender kebap bizim için daha besleyicidir ve dilimizdeki tat almaçları kebaptan daha güzel lezzetler alacak şekilde evrimleşmiştir. Daha doğrusu bizim için besleyici besinleri lezzetli bulacak şekilde evrimleşen bir dilimiz var. En sevdiğiniz besini düşünün bir de hiç sevmediğiniz. Mesela ben ciğerden nefret ederim. Siz ciğeri çok seviyor olabilirsiniz. Bunun nedeni siz benim alamadığım güzel tatları alabilirken benim aldığım kötü tatları almıyorsunuz. Ben ise güzel tatları alamazken iğrenç tatları alabiliyorum. Daha doğrusu dillerimiz alabiliyor. Eğer cerrahi işlemle dillerimiz değiştirilseydi ciğeri çok seven biri olacaktım.
Lezzetli şeyler sağlıksız ve iğrenç şeyler sağlıklıdır. Bunun nedeni lezzetsiz olan şeylerden az kalori almamız ve yeterince besleyici olmamaları. Kırmızı et, hayvansal yağ lezzetlidir ve sağlıksızdır. Aslında bunları sağlıksız yapan şey bizim bunları tüketip hareketsiz kalmamızdır.

Fareler koprofajidir. Yani dışkı yiyebilirler. Bizim dışkı yemekten iğrenmemizin nedeni ondan verim alamayız hatta atıklardan dolayı zehirleniriz. Ancak fareler dışkı yerse atıklar ona zarar vermez ve sindiremedikleri atıkları sindirebilirler. Yani dışkıdan verim alabilirler. Bu yüzden dışkı yemek onlar için opsiyondur, bizim aksimize...
Likantrofi

Kurtadamlık yani likantrofinin doğuşu vampirizmden daha kanlıdır. Günümüzde adli bilimler çok daha gelişkin. Dolayısıyla eskiden cinayet işlemek daha kolaydı. Şimdi bu başlık altında 2 önemli şeye bakmamız gerek. Kannibalizm veya antropofaji ile overkill (aşırı öldürme).
Kannibalizm ve Antropofaji

Kannibalizm yani yamyamlık: Bir türün kendi türünü yemesiyken antropofaji insan yemek anlamında kullanılır. Üstte dilimizin tat almaçlarının besleyici gıdaları lezzetli bulmaya eğilimli bir şekilde evrimleştiğini söylemiştim. İnsan eti en besleyici ettir. Kırmızı et kategorisindedir ve tadının domuz etine yakın olduğunu söylerler. Tabi bunun psikolojik ve fizyolojik zararlarından da bahsetmek gerekir.

Bir köpeğe çiğ et verdiğinizde hırçınlaşır. Bir insan insan eti yediğinde de aynı şey olur. Bunun için yediği etin insan eti olduğunu bilmesi de gerekmez. Bu yüzden ölüden de olsa devamlı insan eti yiyen insanlar normal kalamaz. Empati yetenekleri zayıflar ve diğer insanları da potansiyel besin olarak görür. Suç işlemek cazipleşmeye başlar.

Patojen (hastalık yapan) denince aklımıza en çok bakteriler ve virüsler gelir. Virüsler bakterilerden çok daha küçüktür ve ne canlı ne de cansız olarak kategorilendirilebilirler. Mantarlar ise ökaryot hücre yapısına sahiptir. Bakterilerin ve mantarların çok az bir kısmı patojendir. Parazit ise çok hücreli olup en gelişmiş patojenlerdir. Ancak bu patojen grubuna bir üye daha var. Prionlar!
Prionlar protein yapılıdır ve cansızdır ancak en küçük hücreden bile çok daha küçüktür. Sinir sistemine sahip olmayan hiçbir canlıyı enfekte edemez. Sinir hücresine yerleştikten sonra ATP sentez mekanizmasını ele geçirir ve hücre ATP sentezlemek yerine o prionu sentezler. Hücre öldükten sonra da sentezlenen prionlar çevre hücrelere yayılır. Kaslarımızda prion vardır ancak inaktif haldedir. Ancak insan eti yediğimizde prion bulaşabilir. Delidana hastalığı prionlardan kaynaklıdır. Prion enfeksiyonlarında kurtuluş yoktur ve sonu kesinlikle ölümle biter. Nedensiz kahkaha nöbetleriyle başlayan enfeksiyon, kısmi felç, ataksi (koordinasyon bozukluğu), felç, koma ve ölümle kendini gösterir. En kolay şekilde ağız yoluyla değil deriden bulaşır.
Overkill (Aşırı Öldürme)

Her şey potansiyel olarak bir silah olabilir. Bir canlıyı öldürmek için sarfedilmesi gereken eylemlerin ötesinde bir çaba harcamak aşırı öldürmektir. Mesela kafaya nişan alınan silahın patlamasıyla mermi beyni deler ve mermi çekirdeğine yakın dokular yanar. Bu ölümcül bir hamledir. Öldürdükten sonra şarjörü kafaya boşaltmak, cesedi defalarca kez bıçaklamak aşırı öldürmektir. Bu kin, nefret ve öfkenin bir sonucudur.
Tarihte kurtadamlık

Geçmişte adli tıbbın gelişmediği için cinayet işlemenin günümüze göre daha kolay olduğunu söylemiştim. Kimisi sanrı olarak bir kurtadam olduğunu düşünüp doğada çıplak gezerdi ve bir insana saldırıp onu parçalayıp etlerini yiyebilirdi. Bu hiç olmamış bir şey değil. Hatta böyle bir olay sonradan köyde görülmüştür. Kıyafetsiz ve üstü kan içinde kalmış bir adam uzaktan görünmüştü ve köylüler onun önceki geceden kalma kurtadam olduğuna inanmıştı.
Tekinsiz Yerler Neden Tekinsiz?

İnsan beyni bilinmeyeni hemen paranormalliğe yormaya eğilimlidir.
Tekinsiz yerlerin hemen hemen hepsinin kanlı bir geçmişi vardır. Bir aile geçmişte vahşice öldürülmüştür, ya orada savaş esirlerine inanılmaz işkenceler edilmiştir ya da insanlık dışı insan deneyleri yapılmıştır. Kan ve ceset parçalarının olduğu, rutubetli ve pis bir yer olarak bırakılmış ve sonradan restore edilmiş veya edilmemiş yerlerde bulunan insanlar çeşitli anormallikler algıladığını söylemiş ve bunlar gündem bile olmuştur. Bunun nedeninin o bölgedeki mikroorganizmaların özellikle mantarların biriktiği ve çevreye yaydıkları halüsinojen etkili metabolik atıkların/zehirlerin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Tabi bu kesinleşmiş bir şey değil. Mantarlar nemi sever ve tekinsiz olarak adlandırılan hemen hemen her yer rutubetli ve pis bir ortam.
Sizce bilim birgün her şeyi açıklayacak mı?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer