Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

2018 yılında vizyona giren "22 Temmuz" adlı filmi izlediniz mi? Oldukça güzel ve etkileyiciydi. Film, Norveç'teki küçük bir adada gerçekleşen gençlik kampının, adaya katliam yapmak üzere gelen bir saldırgan ile kabusa dönüşmesini anlatıyordu. Gençlik kampı teması kulağa biraz klişe gelebilir ancak bu bir film değil, gerçeğin ta kendisi. Yani film aslında gerçek bir olayın birebir uyarlaması.

22 Temmuz 2011'de Norveç'te neler oldu?

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

Dünyanın en sakin ve huzurlu ülkesi olarak bilinen Norveç, 22 Temmuz 2011'de başkent Oslo'da gerçekleşen bombalı bir saldırı ile alt üst oldu. Bomba yüklü bir aracın infilak etmesi ile birlikte tüm şehir savaş alanına döndü. Başbakanlık ve bakanlık binalarının bulunduğu bölgede öğle saatlerinde meydana gelen şiddetli patlamada sekiz kişi öldü.

Bu "küçük saldırı" sadece bir fragmandı, asıl film yeni başlıyordu.

Saldırganın gerçek bir görüntüsü (Utoya Adası)
Saldırganın gerçek bir görüntüsü (Utoya Adası)

Aynı gün Norveç'in küçük bir adası olan Utoya'da işçi partisinin düzenlediği bir gençlik kampı mevcuttu. Kamptakiler telefon ve radyo aracılığı ile Oslo'daki patlamayı haber almışlardı ve herkes bunun hakkında konuşuyordu. Tam o sırada kampa polis üniformalı bir adam geldi. Etrafta dağınık bir halde duran gençlere seslendi. Polis olduğunu, başkentte gerçekleşen patlama sebebiyle güvenlik amaçlı adaya geldiğini, gençleri kontrol etmek istediğini belirtti. İnsanlar ona inandı ve yanına gittiler. Ancak bilmedikleri bir şey vardı. Karşılarında duran üniformalı adam, bomba yüklü aracı başbakanlık binasının önüne bırakan teröristin ta kendisiydi. Adam, yaşları 12 ila 25 arasında olan gençlerin kendisinin yanına gelmelerini bekledi. Ardından silahını çıkardı ve ateş etti.

İnsanlar neden bir polisin kendilerine ateş ettiğini anlayamadı.

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

Elbette o, gerçek bir polis değildi. Polis üniforması giymiş ve kendisine sahte bir polis kimliği bastırmıştı sadece. O dakikadan sonra adada dehşet ve korku dolu saatler başladı. Saldırgan önüne gelen herkese ateş ediyordu. Onların öldüğünden emin olmak için özellikle başlarından vuruyordu. Yaralılara ise ölmeleri için birkaç el daha ateş ediyordu. Kurbanlarının ölü numarası yapmadıklarından emin olmak için yerde yatan cesetleri bile tekmeliyordu.

Katliam tam 2 saat sürdü. Evet, 2 saat boyunca gençleri kurtarmak için kimse gelmedi. Çünkü temmuz Norveç'in tatil ayıydı ve polis teşkilatı çok hazırlıksızdı. Kendilerini adaya götürecek olan helikopter çalışmıyordu, tekne ise mevcut değildi. Sadece küçük bir polis botu vardı ve o da muhtemelen yarı yolda batardı, nitekim battı da. Sonuç olarak, güvenlik güçlerinin adaya ulaşması tam 2 saat sürdü. Saldırgan, o zamana dek yüzlerce insanı vurmuştu. Deyim yerindeyse, çok geç kalmışlardı.

Saldırgan polisleri görünce hemen teslim oldu.

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

Saldırıyı gerçekleştiren terörist, güvenlik güçlerinin adaya geldiğini radyosundan haber alınca kontrollü bir şekilde hazırlandı ve teslim oldu. Polisler onu tutuklar tutuklamaz ifadesini almak üzere polis merkezine götürdüler. Güvenlik güçlerinin tahminleri doğru çıktı. Aynı gün içinde gerçekleşen iki saldırıyı da "o" yapmıştı. Ancak ilk saldırının amacı dikkat dağıtmak, ikincisinin amacı ise asıl eylemi gerçekleştirmekti.

Sonuçta; bombalı saldırıda sekiz, adadaki silahlı saldırıda altmış dokuz, toplam 77 insan hayatını kaybetmişti. Bu olay, yirmi birinci yüzyılda tek bir kişinin gerçekleştirdiği en kanlı silahlı saldırı olarak dünya tarihine geçti.

İsmi: Anders Behring Breivik

Anders Breivik
Anders Breivik

Sonunda saldırganın kimliği açıklandı. Tüm bunları yapan kişi 32 yaşındaki Anders Behring Breivik adlı Norveç vatandaşıydı. Bu, herkes için büyük bir şok oldu. Çünkü insanlar saldırganın terör örgütü El Kaide veya Taliban'a üye aşırı dinci bir Müslüman olduğunu sanmıştı. Ancak durum tam tersiydi. Saldırıyı gerçekleştiren adam göçmen değil, bilakis göçmen düşmanı bir Norveçli idi. Müslüman değil bilakis İslam düşmanı aşırı sağcı bir Hristiyan idi. Herhangi bir terör örgütüne mensup da değildi. Saldırıyı tek başına planlamış ve gerçekleştirmişti. Kullandığı bombayı bile kendisi hazırlamıştı.

Sorgusunu yapan polisler ona bu eylemlerinin nedenini sordu. Ancak o, sadece mahkemede konuşmak istediğini söyledi. Hal böyle olunca, insanlar gerçeği anlamak için mahkemeyi beklemek zorunda kaldı. Anders Breivik, saldırısından bir gün önce internette bin sayfalık bir manifesto yayınlamış ayrıca YouTube hesabına bir video yüklemişti. Gerek manifestosunda gerekse videoda yaptığı eylemlerin sebebi, hazırlık süreci ve muhtemel sonuçları anlatılıyordu. Artık durum aydınlığa kavuşmuştu. Geriye tek bir soru işareti kalmıştı, Breivik ne ceza alacaktı?

Breivik vakası ve naif Norveç

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

İdam veya müebbet hapis cezasının bulunmadığı Norveç'te bir insana verilebilecek maksimum ceza 21 yıl hapistir. Mahkemenin akıl sağlığının yerinde olduğuna karar verdiği Breivik de bu cezayı aldı. Tüm dünya hem mahkemenin bu kararını hem de Norveç hükümetinin ve halkının tutumunu şaşkınlıkla izledi.

Çünkü insan hakları konusunda oldukça ileri bir seviyede olan Norveç, Breivik'i de bir istisna olarak görmemiş, her zamanki tutumunu sürdürmüştü. Örneğin hiç kimse ona cani dememişti. Çünkü cani, Norveç basınında yasaklı bir kelimedir ve kimse böyle bir sıfatla anılmaz. Hiç kimse, saldırıdan sağ kurtulanlar ve ölenlerin yakınları bile, herhangi bir nefret söyleminde bulunmamış, kimse intikam sözcüğünü kullanmamıştı. İnsanlar intikam değil sadece adalet istiyordu. Breivik'in hapse girmesi ile birlikte adalet yerini bulmuştu.

Norveç hapishaneleri ve Breivik'in insan hakları davası

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!

21 yıllık hapis cezasını tek başına bir hücrede geçirmek üzere Halden hapishanesine gönderildi Breivik. Norveç'in hapishane mantığı da oldukça hümanisttir. Onlar suçluları cezalandırmak değil sadece tekrar topluma kazandırmak isterler. Cezaevlerini de bu mantıkla tasarlarlar. Breivik içinde bir koşu bandı ve bilgisayar da bulunan 3 odalı hücresine yerleştirildiğinde herkes onun dünyanın en rahat hapishanesine gittiğini söyledi. Ancak elbette yaşamadan bilemeyiz. Zira Breivik pek rahat görünmüyordu. Kaldığı hapishanede internet bağlantısı, ps3 oyun konsolu, el kremi, kahvaltıda tereyağı, sıcak kahve gibi bazı şeyler olmadığı gerekçesiyle insan hakları mahkemesine başvurdu. Tabii tek şikayeti bunlar değildi, ancak en dikkat çeken bunlar oldu. Tam 28 sayfalık bir şikayet dilekçesi hazırladı ve bunu hapishane yönetimine yolladı. İstediği sonucu alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu ve kendi ülkesini şikayet etti. Özellikle tecritte tutulmaktan ve sık sık üst araması yapılmasından rahatsız olan Breivik şu anda insan hakları için mücadele etmeye devam ediyor. Bakalım, sonuç ne olacak?

Film Değil Gerçek: 22 Temmuz 2011 Norveç Katliamı!
Cevapla