Bazı insanlar vardır. Onu seversiniz. Kabullenirsiniz. Ailenizden biri gibi görürsünüz ve bu insandan asla size zarar gelmeyeceğini düşünürsünüz ya, işte tam da böyle biri o. Radyoların en gündemde olduğu yıllarda, dönemin en popüler radyocusu olup gerçek anlamda bir kitleyi peşinden koştururken televizyon yapımcılarının ilgi alanına çoktan giren, sempatikliğiyle, yakışıklılığıyla bomba gibi düşen bir genç adam ve 20 yıllık macerası. Kimden bahsettiğim sanırım apaçık ortada. Görünen aydınlık, ışıltılı hayatın altında yatan acı gerçekleriyle ve onu bir kez daha sevmemize neden olacak hikayesiyle karşınızda ailemizin biricik, temiz yüzlü çocuğu; Beyazıt ÖZTÜRK

Onu son haftalarda, Beyaz Show programına bir yıl ara vermesi sebebiyle, Acun Ilıcalı'nın dahi yaratıcı zekasıyla kadrosuna kattığı "O Ses Türkiye" programındaki kırıp geçiren, insanları kahkahalara boğan performansıyla görüyoruz. O, yaşlısı, genci, çocuğu, zengini, fakiri, her sosyal statü, her eğitim düzeyi ve her yaş grubundan insanın çok sevdiği bir showmen. Ancak hayatta hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gibi Beyazıt Öztürk'ün de bugünlere geldiği keşmekeşli yolda, yaşadığı hayatında, onu o yapan acı bir hikayesi var aslında. İşte bugün onun çok az insanın bildiği, eminim ki sizi de derinden etkileyecek hikayesinden bahsetmek istiyorum.
Hazırsanız, beyaz adamın karanlık dünyasında, hüzünlü bir yolculuğa başlayalım.

Beyazıt ve ailesi. Anne, baba, babaanne, kendisi ve abisi
"Ben doğdum. 12-13 yaşına kadar gayet normal bir baba, anne ve abi, aile ilişkisi içindeyken sağlık olarak, babamın hastalığıyla beraber bir şeyle tanıştık hayatta.Hayatın böyle gitmediği ile tanıştık. Bir anda işlerin allak bullak olabileceğiyle tanıştık. O güllük gülistanlık hayatın arkasında bambaşka bir hayat yattığıyla tanıştık. Devasa bir babanın bir anda yatağa yatmasıyla tanıştık."
Böyle anlatıyordu kendisini, şimdiki Beyaz'a dönüştüren sürecin başlangıcını. 12 Mart 1969 senesinde Bolu'da başlayan yaşam yolculuğunda, şerefli bir polis memuru baba, mazbut bir anne ve abisiyle devam eden hayat yolculuğu, o güldüren adamın hayat hikayesinin baş kahramanlarıydı aslında. Ta ki o, 14 yaşında iken dev gibi adamın, aslan babasının beyin kanaması sonucu felç geçirmesine kadar. İşte o günü az önce yazdığım cümle ile çok güzel özetliyordu.
"Türk insanının beni en büyük sevme sebebi ölçülü bir insan olmam"

Her zaman ölçülü oldu
Geçmişteki sıkıntılı süreci anlatırken 50 yaşında felç kalan ve 15 sene babasına bakan babasından 16 yaş küçük annesini anlatırken
"Türk insanının beni en büyük sevme sebebi ölçülü bir insan olmam" diyordu. Hep ölçülü oldu. "Bu çocuktan zarar gelmez" düşüncesini insanların kalbine kazıdı. Ve babasının felç kalmasıyla başlayıp, hayatın acımasızlığıyla yüzleşerek, aynı zamanda hayat mücadelesi, radyo günleri, hayata tutunma çabaları ile geçen 15 yıl sona erdi. O gün geldi çattı.
Bursa'da sarı odalı bir devlet hastanesi odasında yaşanan en acı gün

Sezen Aksu'nun o güzel şarkısında "Ben sen, sen diye bittim oğlum / Hadi bakalım unut, unutabilirsen / Ben seni yudum yudum içtim oğlum / Hadi ol eskisi gibi, olabilirsen.." diyordu ya, Beyazıt Öztürk için de 2008 senesinin bir Nisan günü, Bursa Devlet Hastanesinin bir sarı odasında yaşadıkları, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının gösterecekti. 15 yıl tüm fedakarlığıyla zorlu şartlar altında hayat arkadaşına, Beyazıt'ın ve abisinin babasına bebekler gibi bakan annesi bile o gün artık umudunu kesmiş acı bir bekleyiş içindeydi. Doktorlar "Hazır olun her şeye" dediğinden beri dinmeyen gözyaşları o çok sevdikleri, halen evin direği gördükleri babalarının ölümünü bekliyordu hastane odasında. Buna dayanmak çok zordu.

Ve o gün akşam oldu. Hava karardı. El ayak çekildiğinde ailesini tanıyamayacak kadar kötüleşen baba son nefesini verdi. Beklenen son olmuştu. Ancak o gün öyle bir şey oldu ki, Beyazıt babasının ölüm acısını bir kat daha fazla yaşadı. Gözyaşı döktü. Çünkü babası son nefesini verdiğinde dışarıda büyük coşku içinde bir kutlama yapılıyordu. Sanki evren bunu bekliyordu ve ölümü kutluyordu. Oysa bu onların en acı günüydü. Deli gibi havai fişek patlıyordu. Göz yaşlarına ve acıya karışan havai fişek sesleri ile babasını morga kaldıran Beyazıt Öztürk daha fazla dayanamadı ve oradaki hemşirelere sordu. "Biz babamızı kaybettik, bu kadar acılı iken bu havai fişekler, bu kutlama nedir. Ne oluyor?" İşte o anda onu gerçek anlamda acıyla yoğrulup o ölçülü, kendini bilen öz kimliğine ulaştıran cevabı alıyordu.
Düğün ve cenaze

"Eski bakan Cavit Çağlar oğlunu evlendiriyor. Bu kutlama, havai fişekler onun için patlıyor" Hemşirenin bu cevabı aslında yüzlerce sosyoloğun, din görevlisinin, psikoloğun hakkında tezler yazabileceği bir konunun öznesini oluşturuyordu. Bu gerçekle yüzleşmek çok ağır gelse de anladı ki. "Hayat böyle bir şey. Birinin acısı, birinin mutluluğu. Hepsi iç içe ve ben bununla baş etmek zorundayım. "

Murat Boz ve Beyazıt Öztürk O Ses Türkiye'nin jüriliğini başarıyla gerçekleştiriyorlar.
Hayatta hemen hepimizin yaşadığı gibi acı ve mutluluğun harmanıyla yoğrulan bir hayat onun ki. Bugün çok başarılı. Maddi ve manevi her anlamda zirvede. En önemlisi de halkın sevgisini kazanması.

İnsanlar tarafından az bilinenler;
--Bolu'da doğdu. Aslen Artvin'i
--Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik, Heykel bölümü mezunu.
--Eskişehir'de uzun yıllar yaşadı ve hayatının en güzel yılları Eskişehir'de geçti.
-- İlk aşkı. Eskişehir'de üniversite hayatındayken yaşayan Beyaz kız arkadaşını eve bırakıp ışığı sönene kadar bekleme alışkanlığı olup bir akşam ışığı kapatmadan uyuyan kız arkadaşının penceresinin altında sabaha kadar beklemiş.Hem de Eskişehir'in ayazında. Hem de bir Ocak ayında.
-- Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok dinliyor. Türk Halk Müziği hayranı
-- Balık burcu. En büyük hayali çocukluğunda arkadaşlarından görüp özendiği için küveti olan bir evi olması. Beyaz Show programı için ilk sözleşme imzalandığında kazandığı para ile küveti olan bir ev almış. Annesine hediye etmiş.

-- Radyoculukla bu işe başladı. İlk çalıştığı Radyo Klas. İlk programının adı Gece Tavuğu.
-- 2006 senesinde anjio geçirdi.
-- Aynı zamanda Okan Üniversitesi Danışma Kurulu Üyesidir.
-- Geçmiş yıllarda ünlü manken Çağla Şikel ile büyük aşk yaşamış, Çağla'nın evine bakan bir apartmanın yan duvarına onun dev boyutta posterini astırarak ona olan sevgisini yazdırmıştır.
O bizim Beyaz'ımız
İnsanları ağlatmak çok kolaydır da güldürmek bir o kadar zordur derler. İşte gülmenin bu denli zor olduğu, mutsuz insanlar topluluğu olarak yaşadığımız günümüzde yüzümüzü güldüren bir adamdan bahsettim. Onun bugünlere gelmesinde etken olan, acı hayatı, hayalleri, dünyası ve toplamında onu o yapan bir bütünler zincirinin baş halkası bir adamdan bahsettim. Az bilinen yanlarını hatırlatıp "İyi ki var" dediklerimiz listesindeki yerini sağlamlaştıralım istedim. Hal böyle olunca, konu Beyazıt olunca, her acının sonunda haydi birazda gülelim dediğimiz noktada, tam da yerinde bir türkü ile bitirmek istedim.
Rahatlıkla mutluluk olmaz. Mutluluk acıyla elde edilir. İnsanoğlu hayata mutlu olmak için gelmemiştir... Dostoyevski
Mutlulukla kalın.. :)
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar