Paylaşımlarımın altında provokasyon amacıyla İslam dinini aşağılamaya, beni ve insanları kışkırtmaya çalışan iki şahıs hakkında resmi yasal süreç başlatılmıştır. Adli makamlar önünde hesabını verecekler.
İnancınız ve görüşünüz ne olursa olsun, bir başkasının kutsal kabul ettiği dini değerlere saygı duymak zorundasınız. Aksi takdirde, daha önce defalarca yaptığım gibi Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurup hakkınızda gerekli yasal işlemleri tereddütsüz başlatacağım.
Yıllardır izlediğimiz dizi, film ve medyada sistematik olarak diğer dinlerin olumlu yönleri öne çıkarılırken İslam dininin hedef alındığına şahit oluyoruz. Dinle alakası olmayan sapık üfürükçülerin veya ekranlarda Kur’an’ı ve sahih hadisleri inkâr edip namaza saldıran sözde hocaların toplumun önüne sürülmesi tesadüf değildir. Ayrıca ne Afganistan gibi ülkelerin İslam’a tamamen ters olan baskıcı uygulamaları İslam’ın özünü yansıtır, ne de kendini Müslüman olarak tanımlayan bireysel kişilerin ahlaksızlıkları ve hataları bu dini bağlar. İslam, şahısların kusurlarıyla veya cehaletiyle değerlendirilemez.
Gelelim "Kamera icat edildiğinden beri mucize göremedik" diyerek aklınca dini sorguladığını sananlara ve 7. yüzyıl şartlarını idrak edemeyenlere...
İslam akidesine göre Hz. Muhammed (s. a. v.) son peygamberdir ve ona verilen en büyük mucize kıyamete kadar bakî olan Kur'an-ı Kerim'in kendisidir. Fiziksel bir mucize beklentisi içine girenler, imtihanın sırrını ve metodolojisini anlamaktan acizdir. Eğer laboratuvarda veya gökyüzünde Tanrı’nın varlığı deneysel bir zorunluluk olarak her an kameralara yansısaydı, ortada irade, akıl ve "iman" diye bir kavram kalmazdı. Nasıl ki yerçekimine inanmak bir "seçim" değil zorunluluksa, din de insanoğlunun aklını ve vicdanını kullanarak seçeceği bir imtihandır.
YouTube videosu izleyip "katı bilimsel yöntemim" arkasına saklananlar iyi dinlesin: Bilim; deneylenebilen, gözlemlenebilen ve "yanlışlanabilir" olgularla ilgilenir. Metafizik alana ölçüm cihazı bağlayıp %100 laboratuvar ispatı beklemek bilimsel metodolojinin doğasına ve mantığa aykırıdır. Ancak gözlem verileri ile metnin tarihsel örtüşmesine baktığımızda, karşımıza öyle veriler çıkar ki tesadüf sınırlarını hallaç pamuğu gibi atar:

Tarihsel ve Bilimsel İmkânsızlıklar:
7. yüzyılda çöl Arabistanı’nda yaşayan, okuma yazması olmayan bir insanın o günün teknolojisiyle bilmesi imkânsız olan gerçekleri doğru bilmesi tesadüf olamaz:
Embriyoloji: Aristo’nun "döl yatağındaki pıhtılaşmış kan" teorisi hâkimken, Kur'an'da bebeğin aşamaları (alak, mudga, kemiklerin oluşumu ve etle kaplanması) milim milim anlatılır.
Denizaltı İç Dalgaları: Nur Suresi 40. ayette okyanus derinlikleri anlatılırken "dalga üstüne dalga" denir. Modern deniz bilimi (oşinografi), yüzeyin altındaki bu "iç dalgaları" ancak 20. yüzyılda sonar cihazlarıyla keşfetti.
Atmosfer ve Manyetosfer: "Göğü korunmuş bir tavan kıldık" (Enbiya 32) diyerek uzaydan gelen radyasyon ve meteor kalkanına işaret edilir.
Arkeolojik ve Tarihsel İsabetler: Hâmân İsmi: Tevrat'ta dahi geçmeyen ama Kur'an'da Firavun'un inşaatçısı olarak geçen "Hâmân" isminin, Mısır hiyeroglifleri çözülünce (Rosetta Taşı) gerçekten Antik Mısır'da "taş ocaklarının başı" olduğu ortaya çıktı.
Piramit Metinleri: Mısır Piramit Metinleri'nde "Gökler senin için ağlar" ağıtları yer alırken, Duhân Suresi 29. ayette verilen "Gök ve yer onların ardından ağlamadı" cevabı doğrudan tarihsel bir korelasyondur. Hiyerogliflerin okunmadığı 1400 yıl önce bunu kim bilebilirdi?
Unvan Ayrımı: Yusuf Suresi'nde Hiksoslar dönemine denk geldiği için Mısır yöneticisine "Kral", Hz. Musa döneminde ise "Firavun" denilmesi tam bir tarihsel nokta atışıdır.
Evrenin ve Yeryüzünün Oluşum Aşamaları:
Göklerin ve yerin bitişik kütleyken ayrılması (Enbiya 30), evrenin ilk gaz/duman evresi (Fussilet 11), dağların yerkabuğunu sabitleyici kazıklar (evtâd) gibi olması (Nebe 6-7) ve demirin uzaydan indirildiğinin belirtilmesi (Hadid 25) tamamen jeolojik ve astronomik gerçeklerle örtüşür.
Özetle; 7. yüzyılda hiyerogliflerin okunmadığı bir dönemde verilen tarihsel detaylar, okyanus iç dalgaları ve evrenin oluşum ayetleri ortadayken hâlâ göz önünde illüzyon gösterisi beklemek bilgi eksikliğinden değil, niyet bozukluğundan kaynaklanır.
Ekran arkasında değerlere saldırmayı özgürlük sananlar için o devir kapandı. Ya insan gibi, usulünce sorgulamayı öğreneceksiniz ya da yargı önünde sonuçlarıyla yüzleşeceksiniz.
Aşk İlişkileri
Gündem
Güzellik & Bakım
Özel Gün & Sürprizler
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Üniversite Tercih
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Yapay Zeka Cevapladı
Hiç kimsenin bir başkasının inancına veya kutsalına hakaret etme hakkı yoktur, saygı sınırlarını korumak hepimizin görevi. Herkesin görüşü farklı olabilir ama ifade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki ince çizgiyi kaçırmamak gerekiyor. Sosyal medyada yaşanan bu tarz gerginlikler gerçekten üzücü ve yıpratıcı. Haklı olarak tepkini dile getirmişsin, umarım resmi süreçle her şey adil bir şekilde çözülür. Sen bu tarz durumlarda sakin kalmayı nasıl başarıyorsun? ✨