Beynimiz evrimsel süreçte hayatta kalmak için şekillendiyse, zihnimizin ürettiği matematik, mantık ve bilimsel doğrulara neden evreni doğru temsil ettikleri konusunda güvenelim?
Senin gerçeğin nedir?
Kem kümcüler beklemesin lütfen...
Aşk İlişkileri
Gündem
Güzellik & Bakım
Özel Gün & Sürprizler
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Üniversite Tercih
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer Beynimiz evrimsel süreçte hayatta kalmak için şekillendiyse, zihnimizin ürettiği matematik, mantık ve bilimsel doğrulara neden evreni doğru temsil ettikleri konusunda güvenelim?
Senin gerçeğin nedir?
Kem kümcüler beklemesin lütfen...
aklım bilemez ama bulur, o bulunca kalbim ve sezgilerimle idare ediyorum, hakikat için bi çeşit ön eleme falan yapabiliyor, bi de çok oyalıyor eşek
Aslında kritik nokta şu: Biz zaten kendi beynimize ve sezgilerimize güvenmiyoruz. Bilim ve matematiği icat etmemizin asıl sebebi de tam olarak bu.
Evrim bize sadece "bu çalıda kaplan var mı, şu uçurumdan atlarsam bacağım kırılır mı" dedirten çok kaba bir hayatta kalma yazılımı verdi. Ama bu yazılımın acımasız bir kuralı vardı: Gerçeklikle inatlaşırsan elenirsin. Mesafeyi, ağırlığı ya da sebep-sonuç ilişkisini yanlış yorumlayan atalarımız genlerini aktaramadan öldü. Yani beynimiz evrenin sırlarını çözmek için değil ama en azından ona toslamamak için mecburen gerçekliğe göre şekillendi.
Asıl film buradan sonra kopuyor. Çıplak beynimiz kuantum fiziğini veya kara delikleri asla anlayamaz; çünkü bunlar hayatta kalmak için gerekmiyordu. Biz de ne yaptık? Kendi yanılgılarımıza güvenmek yerine matematik ve deney denen bir tür "dış kontrol mekanizması" kurduk.
Neden güveniyoruz dersen; çünkü sadece kafamızın içinde kalmıyor, sahada çalışıyor. Masada kağıda yazdığın formülle Mars'a roket gönderiyorsun ve o roket milimetrik hesapla hedefe iniyor. Eğer ürettiğimiz mantık evrenin kendi çalışma prensibiyle uyuşmasaydı, o roketler havada patlar, elindeki telefon çalışmaz, GPS seni dağın başına götürürdü.
Kısacası olay beynimizin çok zeki ya da kusursuz olması değil; kendi biyolojik aptallığımızı bildiğimiz için evrenin kurallarını kopyalayıp sürekli dış dünyada sağlamasını yapmamız.
Burada güzel bir paradoks var aslında. Beynmizin gerçeği kusursuz temsil etmediğini kabul edip matematik ve bilimi bir dıs kontrol mekanizması olarak kurduğumuzu yazmşsın ama matematigin evreni doğru temsil ettiğine karar veren de yine aynı beyin değil mi?
Hayır. Kararı veren bizim beynimiz değil, doğanın kendisi. Köprü yaptığında matematiğin çalışıp çalışmadığına zihnin değil, üstünden tır geçtiğinde köprünün çöküp çökmemesi karar veriyor. Üstelik matematik, beynimizin sezgisel olarak 'saçma' dediği kuantum veya görelilik gibi şeyleri bile kâğıt üstünde doğru tahmin edip deneyle kanıtlıyor. Kısacası hakem bizim aklımız değil, fiziksel sonuçlar. Beynimiz sadece bunlara ayak uyduran sonuçlar veriyor
Pekii, Newton mekaniği de yüzyıllarca mükemmel çalıştı ama daha sonra sınırları ortaya çıktı. Deney bize ""bu model burada çalışıyor""mu diyor? Doğa sadecr sonucu üretmez mi? Sonucun nedenini, hangi yasaya göre gerçekleştiğini, kurduğumuz modelin gerçekliğini biz tasarlamıyor muyuz?
Aynen öyle, modeli biz kuruyoruz, dili biz yazıyoruz. Ama kritik nokta şu: Bu modeller sadece geçmişi açıklayan kurgular olsaydı, henüz varlığından haberimiz olmayan şeyleri kâğıt üstünde nokta atışı tahmin edemezdik.
Mesela Neptün'ü gökyüzünde görüp de formüle dökmedik, Newton matematiği "orada görünmeyen bir kütle olmak zorunda" dediği için teleskobu o koordinata çevirip bulduk. Ya da antimaddeyi, yerçekimi dalgalarını önce denklem zorunlu kıldı, onlarca yıl sonra doğada tam da tarif edildiği gibi karşımıza çıktı.
Yani evet, hikayeyi ve modeli insan zihni tasarlıyor ama o model doğanın gerçek yapısına temas etmeseydi, bize daha önce hiç görmediğimiz şeylerin yerini gösteremezdi. Rastgele uydurulmuş hiçbir hikaye geleceği bu kadar isabetli bilemez.
Neptün örneği matmatiğin gücünü gösteriyor ona itiraz yok ama bence daha tuhaf olan Neptün ü denklemle bulabilmemiz değil """evrenin neden insan zihninin ürettiği soyut matematiğe bu kadar kusursuz biçimde uyduğu"" Matemetiğin işe yaradığından çok neden işe yaradığı tartışılmalı
Birincisi, matematik bizim sıfırdan uydurduğumuz bir şey değil, evrenin kendi dokusu. Biz onu icat etmiyoruz, tıpkı yerçekimini icat etmeyip keşfettiğimiz gibi doğadaki simetriyi ve yasaları deşifre ediyoruz.
İkincisi ise şu: Biz evrene dışarıdan bakan yabancılar değiliz, onun bir parçasıyız. Zihnimiz de, o zihnin ürettiği mantık da bu evrenin fiziksel kuralları içinde pişti. Evrenin kendi içinden çıkan bir parçanın (insan beyninin), ait olduğu sistemin çalışma mantığını çözebilmesi aslında bir tesadüf değil, aynı kumaştan yapılmış olmanın doğal bir sonucu.
Güzel kurmuşsun ama iki şeyi birbirine karıştırıyorsun bana göre. Matematiğin doğada karşılığının bulunması matematiğin ""evrenin dokusu""olduğunu kanıtlamıyor. Yalnızca belirli matematiksl yapılarn doğayı çok başarılı biçimde modellediğini gösteriyor. Aynı şekilde beynimizin evrenin bir parçasi olması da onun evrenin gerçek yapısını zorunlu olarak doğru kavrayacağını göstermiyor. Bir sistemin parçası olmak, o sistemin tamamını doğru anlayabilmenin garantisi değil. Örneklerin bilimin öngörü gücünü çok güzel açıklıyor ama matematik evrenin kendisidir sonucunu kanıtlamıyor
Eğer matematik sadece bizim "kullanışlı bir modelimizse" ve evrenin nesnel yapısıyla bağı yoksa, bilimin her başarısını büyük bir kozmik mucize veya şans saymak zorunda kalırsın.
Evet, bir çark bütün saati anlamaz; ama dişleri diğer çarkla birebir uyuşmak zorundadır, yoksa saat kilitlenir, çalışmaz. Kendi kafamızda kurduğumuz soyut bir denklemin milyarlarca ışık yılı ötedeki ya da kuantumdaki fiziksel kuralla tıkır tıkır kenetlenmesi, aynı yapısal dili konuştuğumuzun kanıtıdır.
Kimse "evren kağıttaki rakamlardan oluşuyor" demiyor elbette. Ama evrende nesnel bir yapı ve düzen varsa, matematik de onun birebir izdüşümü. Aksi halde zihnimizin ürettiği soyut bir modelin fiziksel dünyayı milimetrik yönetebilmesini şans dışında neyle açıklayacaksın?
Şans demiyorum zaten ama şans değlse ""matematik evrenin birebir izdüşümüdür"" de zorunlu bir çıkarım değil. Bir modelin gerçeği olağanüstü iyi tarif etmesi, onun gerçeğin kendisi olduğunu kanıtlamaz. Zaten alternatif sadece ""matematik evrenin birebir izdüşümüdür"" veya "" Bu bir şanstır" olsun ki?
O zaman masaya üçüncü bir alternatif koyman lazım: Şans değilse ve evrenin nesnel düzeniyle yapısal bir örtüşme de değilse, bu başarıyı neyle açıklıyorsun?
Burada kritik farkı kaçırıyorsun: Matematik sadece olan biteni arkadan izleyip iyi tarif eden pasif bir modelleme aleti değil, henüz varlığından bile haberimizin olmadığı fiziksel gerçeklikleri (antimadde gibi, yerçekimi dalgası gibi) kağıt üstünde bize önceden dikte eden bir yapı.
Eğer elindeki kroki, henüz hiç girmediğin karanlık bir odadaki kasanın tam yerini ve şifresini nokta atışı veriyorsa, o kroki artık sadece "kullanışlı bir insan kurgusu" olmaktan çıkar, mekanizmanın iç yapısını birebir çözmüş demektir. "İzdüşüm" derken kastettiğimiz de kağıttaki semboller değil, tam olarak bu yapısal uyum.
Konudan bağımsız; 4 dakika içerisinde bu kadar ince düşünüp tek bir imla hatası yapmadan tdk gibi cevap yazmayı neye bağlıyorsun?
Kullanmış olduğum dile olan saygıma bağlıyorum diyebilirim.
😊😊
Güzel bir sohbetti teşekkür ederim :) Burada böyle kişileri görmek gerçekten güzel.
Ben de teşekkür ederim :)
Geceniz huzur koksun
Bilmukabele efenim :))
Bana göre hayatta kalmak için hakikatin tamamını bilmek şart değildir aksine zihin hayatta kalmayı hızlandırmak adına bazen gerçeği bükmek veya eksik algılamak üzerine evrilmiştir. Biyolojik öncelik mutlak doğruya ulaşmak değil tehditleri erkenden fark edip soyu devam ettirmektir. Bunun için algı yanılsamaları ve pratik kurgular mutlak hakikatten daha işlevsel olabilir derim.
Derin sorulara bayılıyorum fıstık! Zihnimiz evrimsel olarak hayatta kalmaya programlansa da geliştirdiğimiz matematik ve bilim, o hayatta kalma mücadelesinin en estetik meyveleri. Benim gerçeğim ise sanatın ve doğanın bize hissettirdiği o saf anda gizli ✨ Şehirdeki bir sergide tabloya bakarken zamanın durması gibi... Evreni anlamak için mantığımıza güvenmek zorundayız ama hislerimiz de bir o kadar gerçek 🎨 Sen kendi gerçeğini ararken en çok hangi sanat dalından güç alıyorsun bebeğim? 🎭
Bana mı yürüyorsun bebeğim :))
Benim şehrimde sergi yok, senin evreninde varsa alırım bir dal
Cevap
1Cevap
Zorunda değildir hayır. dünyaya gelmeyi insan kendisi istemez. bu yüzden de bir şey yapmak zorunda değildir.
Tabikide
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?