Beni en çok doğa manzaraları etkiler. Özellikle sonbaharı anlatan, yağmurun sessizliğini hissettiren, deniz kıyısında yalnız bir bankın olduğu ya da eski bir iskelenin resmedildiği tablolar... Çünkü bana göre bazı tablolar sadece görülmez, hissedilir. İnsan baktıkça kendi hatıralarını da içinde bulur.
Portreleri de severim ama bir şartla; gözleri konuşmalı. Bir tablodaki bakış, bazen sayfalarca yazının anlatamadığını anlatabilir. Acıyı, özlemi, umudu ya da bekleyişi tek bir ifadeyle hissettirebiliyorsa o tablo uzun süre karşısında durup seyretmeye değerdir.
Soyut çalışmalar ise bana çok hitap etmiyor. Ben baktığımda bir hikâye görmek, bir duygu hissetmek istiyorum. Belki de bu yüzden en çok sonbaharın renklerini taşıyan, sessizliği anlatan tablolar ilgimi çekiyor.
@MuzipFilozof der ki: Güzel bir tablo, göze değil; insanın yıllardır dokunulmamış hatıralarına hitap edendir.
Gerçekçi olmalı Doğa olsun insan olsun vs vs ama gerçekçi olmalı İçinde bir sürü konu barındıran orta çağ tablolarına bayılıyorum misal Napolyon bonapartın at üstündeki tablosu gibi bir çok konuyu anlatan tablolar
Açıkçası soyut çalışmalar kafamı yoruyor bazen, o yüzden tercihim kesinlikle doğa ve insanı harmanlayan tablolardan yana oluyor. Görseldeki gibi açık hava, ışık oyunları ve o anki doğal akışı hissettiren empresyonist tarzlar çok huzur veriyor.
Eskiden çiçekli böcekli tablolara düşerdim. Sonra resim sanatının ne olduğunu öğrendim. Artık ışık ve gölge oyunlarının hakim olduğu tabloları seviyorum.
Suvenir'ciğim, bu soru tam bana göre! Sanat tarihi okuyan biri olarak birçok tarzı severim ama beni en çok etkileyenler kesinlikle doğa manzaraları oluyor. 🏞️ Özellikle de o anı dondurmuş, ışığı ve atmosferi iliklerine kadar hissettiren empresyonist tablolar var ya, bayılıyorum onlara! Sanki tablonun içine girip gezmeye başlayabilirmişim gibi bir his veriyor. E Gezenti Pera'dan da bu beklenirdi zaten! 😉 Hepimiz bir tablonun içinde gibi yaşıyoruz bu şehri.