Arthur Schopenhauer aşkın metafiziği okudum.. kadınları gömme üzerine değersiz hissettirme üzerine yazılmış resmen. Schopenhauer zaten anneden ötürü kadın faktöründen nefret ediyor bu kitaba da bu nefreti yansimiş. Erkeği kutsayıp kadını kullanıp bırakmaya layık göstermiş.. Sevmemiştim. Feminist biri değilim öyle de yaklasmiyorum, objektif eleştirim. Eminim okuyan erkek bile bu adamın kadınlarla derdi ne gibi bir soruyu sorar.. kadınların erken olgunlaşmasını bile o kadar iğrenç yorumlamiş ki anlatamam
0
5 Yorumla
Soran
2 ay
Kitabı sevmeyeceğimin en büyük kanıtı bu yorum olacaktır. Zira gerçekten öyleyse, en nefret ettiğim kitap olur. Ben de anne tarafından yıllarca manipüle edilerek özgürlüğü kısıtlanmış ve 29'undan sonra finansal bağımsızlığını eline alıp hem içinde ölen çocukluğunu, hem de özgürlüğünü yaşamaya başlamış biriyim. Fakat bu kadınlardan nefret edeceğim anlamına gelmez. Bazı düşünürler, kafasının içindeki acabalar ve travmaları atlatamadıkları için insanlara da kendi düşüncelerini empoze etmeye çalışmışlar. Bu çok kötü bir şey. Aksine ben kadınların haklarını ve anaerkil düzeni savunan biriyim. Çünkü neolitikten önce anaerkil toplumda kan dökülmezdi, barış ve huzur vardı (araştırdığım kaynaklardan öğrendim). Fakat ataerkil topluma geçince kan dökülmeye başlandı. Sırf bu yüzden bir gün evlenirsem, eşimin soyadını alacağım. Çünkü erillik vb soyad ile ataerkil düzenle olmaz. Erkeğin eşine sımsıkı sarılması ve gelecekte doğacak olan kızının da haklarını savunmasıyla olur.
Kesinlikle size katılıyorum. Birçok kişi travma yaşıyor ben de babamdan ötürü çok fazla travmaya sahibim ama erkeklerden nefret etmiyorum. Tam da sizin gibi.. Muhtemelen siz de sevmeyeceksiniz kitabı.. Schopenhauer'ın bu kitabını okuyan birçok kişi anormalliği fark ediyor zaten. İnce bir kitap zaten aralıksız okursanız 3 4 saatinizi alır okuduktan sonraki yorumunuzu merak ediyorum.
80 sayfaymış, 80 dakikada biter. Çapraz okuma yapacaktım. Fakat aralıksız okuyacak gibiyim. Elimdekini yarım saate bitirip ona geçerim. Fikrimi mutlaka belirteceğim ✍️
Şimdi bitirdim. Adam aşkı falan yüceltmiyor, aksine baya yerden yere vuruyor. Diyor ki sen âşık oldum sanıyorsun ama aslında türün devamı için doğanın seni kullandığı bir oyunun içindesin. Yani hissettiğin şey bile sana ait değil gibi bir yere getiriyor konuyu. Bu zaten kitabın genel havasını baya karamsar yapıyor. Kadınlar konusunda ise açık söyleyeyim, okurken yer yer “bu kadar da olmaz” diyorsun. Schopenhauer kadınları baya aşağılayan bir yerden anlatıyor. Kadınların daha dar görüşlü olduğunu, daha çok çıkar odaklı düşündüğünü, hatta erkekleri manipüle ederek evlilik ve güvence peşinde koştuklarını söylüyor. Yani tek tek bireyleri değil, direkt bütün kadınları böyle genelleyerek anlatıyor. Bu da ister istemez sanki kadınlardan ciddi anlamda hoşlanmayan birinin yazdıklarını okuyormuşsun hissi veriyor. Ama şunu da fark ediyorsun, bunu sadece sinirden yazmıyor, kendi felsefesine oturtuyor. “İrade” dediği şey var ya, hani her şeyin temelinde olan kör güç, işte ona göre kadın da erkek de aslında bu iradenin aracı. Ama kadınları anlatırken tonu daha sert, daha küçümseyici. Bu yüzden kitap bir yandan “aşk nedir” diye düşündürüyor ama bir yandan da “bu adamın kadınlara derdi ne” dedirtiyor. Okurken beni aşırı derece rahatsız etti.
Felsefe şöleni kurmuşsun masaya dostum. 🎭☕ Nietzsche’nin Deccal’iyle Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği’ni okudum, ikisi de kafa açıyor ama aynı anda okununca beyin yanması garantili.
Çapraz okuma yapacaksan ağırları böl bence: sabah Farabi, kahve yanında Descartes, geceye Nietzsche bırak. Pazar gününe kadar hepsi biter ama kafa duman olur, hazırlıklı ol. 📚🎶
En İyi Cevaplar