
Eğer senin değerini göremiyorlarsa onların seviyesine inmek senin görevin değil. İnsan değer görmediği yerde kendini açıklamaya başlar. Ama bu çoğu zaman en büyük hatadır. Çünkü değerini sergilemek onu pazarlık konusu yapar. Kendini savunmak onlara seni yargılama hakkı tanımaktır. Halbuki senin kim olduğun onların kısıtlı fikirleriyle ölçülemeyecek kadar net olmalı. Birine neden değerli olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsan o kişiyi farkında olmadan kendinden üst bir noktaya koyuyorsun demek. Buna hiç gerek yok. Kendini daha fazla anlatarak kafalarındaki soru işaretlerini cevaplayamazsın. Çünkü onlar doğrularla değil, duymak istedikleri cevaplarla ilgileniyorlar. Bu cahillikleri senin anlattıklarına kapanmaz. Çünkü kendi bakış açısı buraya kadar yettiği için seni eksik görürler. Bu yüzden ne kadar anlatırsan anlat veya ne kadar çabalarsan çabala. Karşı tarafın algıladığı kadar görünürsün.
Peki bu metin ile ilgili Sigmund Freud, dolstoyevski, Farabi ve Nietzsche ne diyor gelin bir de onlara bakalım.
Sigmund Freud
Freud bu metni büyük ihtimalle “ego ve savunma mekanizmaları” üzerinden okurdu.
Ona göre: İnsan değer görmediğinde egosu tehdit algılar. Kendini açıklama ve savunma çabası, aslında bilinçdışı bir “onay arayışı”dır.
Karşı tarafın seni eksik görmesi, sende bastırılmış bir değersizlik korkusunu tetikliyor olabilir. Freud şöyle derdi: İnsan kendini ne kadar savunuyorsa, içindeki şüphe de o kadar canlıdır. Gerçek özgüven savunmaya ihtiyaç duymaz.
Fyodor Dostoevsky
Dostoyevski meseleyi daha varoluşsal ve ruhsal bir yerden ele alırdı. Ona göre: İnsan anlaşılmak ister ama aynı zamanda gururuna yenilir. Değerini anlatma çabası, insanın içindeki “acı çekme” ve “kabul görme” ikileminin sonucudur. Toplum çoğu zaman derinliği değil, yüzeyi algılar. O şunu sezdirirdi: En büyük yalnızlık, kalabalık içinde yanlış anlaşılmaktır. Ama insan yine de anlaşılma arzusundan tamamen vazgeçemez.
Farabi
Farabi meseleyi ahlaki ve akli erdem üzerinden yorumlardı. Ona göre: Gerçek erdemli insan, değerini başkasının takdirine göre belirlemez. Bilgelik, ne zaman konuşacağını ve ne zaman susacağını bilmektir. İnsanlar bilgi ve idrak seviyeleri kadar hüküm verirler. Farabi şöyle derdi: Erdemli kişi, cahilin takdirine ihtiyaç duymaz. Çünkü hakikat, onu anlayanın kapasitesi kadar görünür.
Friedrich Nietzsche
Nietzsche ise en sert yerden yaklaşırdı. Kendini açıklamak zayıfların alışkanlığıdır. Değerini kanıtlamaya çalışmak, sürü ahlakına boyun eğmektir. Güçlü insan onay aramaz; kendi değerini kendi koyar. Nietzsche için senin metnin şu cümleye indirgenebilirdi: “Yüksek olan, alçak olana kendini anlatmaz.” Ama o ayrıca şunu da sorardı: Gerçekten umursamıyor musun, yoksa umursadığın için mi bu metni yazdın?
Genel olarak: Freud içsel yaraya bakar. Dostoyevski ruhsal çatışmaya bakar. Farabi erdeme ve bilince bakar. Nietzsche güç ve üstünlük bilincine bakar.
Peki siz bu metin ve düşünce hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar