Zaman mı geçiyor, yoksa biz mi eksiliyoruz?

LAVİN: SAATİN İÇİNDE

Lavin babası öldüğünde, evdeki saat durdu.

Kimse fark etmedi.

Ağlayanlar vardı, konuşanlar vardı, “geçecek” diyenler vardı.

Ama duvarda asılı duran saat susmuştu.

Ve o suskunluk, Lavin’in ruhuna işledi.

O gün on yedi yaşındaydı.

Herkesin sesi varken, zamanın sesi yoktu.

Saat akşamüstü 04:42’de durmuştu.

Babası yere yığıldığında.

Lavin gözlerini saatten ayıramadı.

Çünkü bir şeyin bittiğini değil,

bir şeyin yarım kaldığını hissetmişti.

O günden sonra Lavin, saatlerle yaşamayı öğrendi.

Ama saatler normal değildi artık.

İçlerinden bir şey, her nefesinle sana bakıyordu.

Bir saniye gecikme… yeterliydi.

Yıllar sonra Lavin küçük bir saatçi dükkânı açtı.

Kimseye nedenini açıklamadı.

Vitrinde onlarca saat vardı.

Ama tek bir saat bile çalışmıyordu.

İnsanlar soruyordu:

— “Hepsi bozuk mu?”

Lavin cevap veriyordu:

— “Hayır. Hepsi doğru yerde durmuş.”

Saat 11:09’da duran bir saat vardı.

Sahibi, o an “kal” diyememişti.

Saat 02:16’da duran bir başka saat…

Sahibi kendini aynada tanıyamamıştı.

Lavin saatleri tamir etmiyordu.

Onları saklıyordu.

Çünkü bazı anlar geçerse, insanlar da geçerdi.

Geceleri dükkân kapandığında saatler fısıldardı.

Kelime kelime.

— “Kaldın.”

— “Gitmedin.”

— “Kaçtın.”

Lavin kulaklarını kapatmazdı.

Çünkü sesi susturmak, onları yok etmezdi.

Bazı geceler aynaya bakardı.

Yüzü kendisinindi.

Ama gözlerinde, başkalarının yarım kalmış anları vardı.

Ve her gece aynı saatte arka odadaki saat bir saniye geri giderdi.

Arka odada bir saat vardı.

Kimseye gösterilmeyen.

Üzerinde tek bir isim kazılıydı:

LAVİN

O saat hiç durmamıştı.

Ama hep geri gidiyordu.

Çünkü Lavin de durmuştu.

Babası öldüğünde, herkes ağlamaya başlamıştı.

Lavin ise kalmıştı.

İşte saat de orada kalmıştı.

Bir gece dükkâna bir çocuk geldi.

Kol saati kırık.

— “Babam gelmedi,” dedi.

“Bu saat o gün durdu.”

Lavin saati eline aldığında ilk kez korktu.

Saat sıcaktı.

İnsan teni gibi.

Ve o an, arka odadaki saat ilk kez ileri gitti.

Çocuk sabaha kadar orada kaldı.

Ama sabah… yoktu.

Hiçbir iz bırakmadan, yalnızca saatin içindeki çığlık kalmıştı.

Lavin aynaya baktığında kendi gözlerini göremedi.

Gözleri yoktu; yerine vitrindeki tüm saatlerin içinde hapsolmuş bakışlar vardı.

Boynunda, bileğinde, ayak bileğinde ince çizikler—ibrenin çizdiği yollar.

Her çizik bir kaybolan insanın yerini işaret ediyordu.

Bir gece bileklerini fark etmeden kesti.

Kan akmadı.

Ama soğuk bir boşluk yayıldı.

Birinin yerini alıyordu.

Vitrindeki bir saat çalıştı: 19:03.

Artık saatler onu seçmişti.

Arka odanın kapısı kendi kendine açıldı.

İçerisi yoktu.

Ama duvarlar hareket ediyordu.

Yüzler, gözler, dudaklar… hepsi Lavin’e bakıyordu.

— “Biz senin içinde kaldık,” dediler.

— “Şimdi sıra sende.”

Vitrindeki saatler açıldı.

İçlerinden bir şey fışkırdı: sert, soğuk, ıslak, görünmez.

Part 2 bekleyin şimdi 😅

Zaman mı geçiyor, yoksa biz mi eksiliyoruz?

#Perikizi0007

Zaman mı geçiyor, yoksa biz mi eksiliyoruz?
Cevapla