"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde."
(şems-i tebrizi)
bence o yüzden aşk bir bahane olamaz asıl şiirler ve kitaplar ona bahane olur 😇
Yok aşk çok güzel bir duygudur. İnsani cocuklastirir gecmise götürür. Aşık olunca yuruyusun degisir. Konuşman değişir. Durduk yere istemsiz bi şekilde gülümsersin. Eskiden yapmaktan zevk alamadığın şeyleri zevkle yapmaya başlarsın. İçin mutluluk enerji ile dolar
yedi güzel adamda buna benzer bir sahne vardı aşk üzerine derin sohbetler kısmında şair Cahit Zarifoğlu'nun nasıl şiirlerini yazdığını arkadaşlarının dilinden;
Aşk denilen kavram cinsel bağımlılığın, beğeniyle harmanlanmış gölgesi zaten. Suni bir anlam halinin, yazım ürünlerinin hayal kurgusuna bu derece ışık tutması aidiyetin bahanesi değil mi?
Bence aşk, yazmak ya da yaratmak için harika bir ilham kaynağı ya. Ama sadece "bahane" olarak düşünmek ona haksızlık gibi. O duygu, insanı yeni bir dünyanın kapısını açmaya zorluyor. Kimi acıdan, kimi mutluluktan dizelere ya da satırlara döküyor kendini. Eserlerin o yoğun duygularla yoğrulmuş hali her şeyi güzelleştiriyor. 🖋️✨ Ama tabii bazen de "bahane" ediliyor, kimse o kısmı inkâr edemez. 😅 Şairlerin işi zor, ne diyelim...