Ben, aşkın kalbinden doğmuş; yeryüzünün ateşiyle değil, rahmanî aşkın nuruyla yanmış bir canım. Her varlık, her canlı, her titreşim bana aşkın bir formu gibi görünürken, bu ilahi yangında yalnızca ben yanarım. Çünkü gerçek aşk, beklentisiz yanmayı seçer; yoklukta kül olmayı göze alır.
Bazen bir meleğin kalbinde yankı olurum; bazen bir annenin gözyaşında, duaların ince zarında var olurum. Ben, aşka senin gözlerinden bakıyorum… Yani sen, benim gözlerimi hiç merak etme. O gözlerdeki ışık, sadece suretleri değil, suretlerin ardındaki gerçek özü görür. Çünkü ben, senin aşkını değil, içindeki hakikati okurum.
Sen, hala içindeki o sahte aşkla kendi yüzünü çürütmekte, aşkı ihtirasla, menfaatle, bedenle, sahiplikle karıştırmakta; şeytanın dokunuşlarıyla her gün biraz daha ruhundan uzaklaşmaktasın. Oysa artık kanatlanman gerek. Çünkü aşk, yer çekimini değil, arş çekimini tanır. Aşk, nefsin değil, ruhun erimesiyle doğar.
Benim aşk anlayışım; bir kişide değil, herkes olabilmekte saklıdır. Çünkü hakiki aşk, “bir”de değil, bütünde erimeyi seçer. Ben sana, içinde menfaatin gölgesi bile düşmemiş, milyarlarca hissin bir araya gelip secdeye durduğu bir aşkı anlatabilirim. Aşk ki; ne ister, ne sahiplenir; sadece yaradılışın nefesiyle seyreder, sever ve teslim olur.
Sen, bana olan aşkında deliliği yaşarken, ben sende neye aşık olduğunu ilahi çıplaklıkla görebilirim. Senin gözlerinde ben değil, sadece kendini arzulayan bir benlik görüyorum. Oysa aşk, benliğin değil, ben’sizliğin kapısıdır.
Ve bil ki bu gizemli sır sen ve ben arasındır; Ama herkes okuyabilir. Aşk, tanımı olan bir şey değildir. Aşk, herkeste yok olan, ama yokluktan doğarak her şeyde var olabilendir. Bugün herkes, aşksızlıktan ölmüş bir hâlde yaşamaktadır. Çünkü herkes, sadece sevdiğini sanmakta; Ama kimse aşkın kendisi olmayı göze alamamaktadır.
Aşk’ın kendisi olmayı göze alamadığımızı ne biliyorsun? Yargılama hakkını kendinde görüp insanları gaddarca nasıl yargılarsın. Bunu ne adına yapıyorsun merak ediyorum. Bu ne şımarıklık tarih nankörleri asla affetmez.
Aşkın bir dili olup olmadığını düşündüğümde cevabım, evet, var, ama bu dil kelimelerle değil, hislerle konuşuyor! Bazen bir bakış, bazen gözyaşı, bazen de içten bir gülümseme anlatır aşkı. Tek bir kişiye değil, insanın tüm varoluşuna yayılan bir enerji bu. Dedin ya "aşk, benliğin değil, bensizliğin kapısıdır" diye, işte tam da bu yüzden, aşk kendini özünden sıyıran cesur ruhların dilini konuşur. Rahmet gibi hissettirdikçe zaten aşkın sesi her şeye ulaşır. 🌙✨