İlim bilmek biraz enteresan bir konu. İlim okumaya tabidir, okumadan ilim edinilir mi? Mümkün mertebe yoka yakın. Peki her okuyan ilim sahibi midir? Her okumayı bilen, her okuduğundan ne edinir acaba?Bir kesim var, ilimden bahseden, kendilerince haklılar. Onlara göre ilim inanç hakkında okumaktır. Aslında katılıyorum, ne elde edeceksek İslam'da mevcut ama günümüzde idrakın mertebeleri ve çeşitliliği biraz farklılaşabiliyor okunana göre. Ve dikkat ettikçe görüyorum o kesim zaten sınırlı sayıda, belli kişileri okuyor. Bu bence ilim değil.
Bir kesim var, ilim elde etmenin yolunu sadece felsefe okumaktan geçtiğini düşünüyor. Yahut benzeri kesimler benzeri alanlarla kısıtla bir okumanın ancak ilim seviyesine ulaştıracağını düşünüyor insanları, sanırım buna da katılamıyorum.
İlimi bana soracak olursanız, inancına dair araştırıp '' pekiştirmeyi '' sevenin, içindeki sanat olgularının da etkisiyle sanata dair edebiyat ve farklı dalları okuyarak ufkunu açanın, hayata dair; doğa, sağlık yahut dinç yaşama dair okuyanların dostudur ilim. İlim ise asla edinmekle bitmez. Okumak günlerimizin birer parçası olabilmeli ki sürekli sahip olduklarımız olgunlaşsın, idarkımız açılsın ve edinmekte olduğumuz vizyon kıymetlensin.
Bir mekansak şu rüya olan yaşamda, edinebileceğimiz kadar edinmeliyiz ilimden elimizden geldiğince. Edinebilenlerden olmak dileğiyle inşaAllah. Hayırlı geceler.
söylemler ne saydam bu aralar. ucu bucağı olmayan düşüncelerle bir taraf belirlemeye çalışmakta moda. had kavramı çoktan buzdolabının üstüne kaldırıldı. oysa bir asrın nakış gibi işlediği duygulara tercüman yetisine sahip kalıplarımız var bizim. insanların bilgilerine bilgi katmak bir yana onları doğru bir şekilde paylaşmaya ihtiyacı var. varlığı varlık yapan yetilere, bilgi harmanlanıp paylaşılmasına ihtiyaç var. akl-ı selim her insanın tırnak içerisinde tabiî ki 'insan' mertebesine gelebilmek için önce kendini, çevresini bilmek anlamak için çabalaması gerekir. bakmak yetmeyeceği gibi görmesi ve çözümler üretmesi gerekir. kendini bilmek öğretisi aslında 'kendini tanımaktan geçer.' mükemmeli tanımak o mertebeye yükselmek gerekmelidir. yunus emre yüz yıl önce yazdığı bu kalıplaşmış şiirinin bu kıtasında bunu anlatmaya çalışmaktadır. bu oluşum dinsel açılımları da yanında getirir. her insanın tevazu niteliklerine sahip olması gerekir. tevazu var oluşsal bir anlam kazanmaya başladığında önemle ciddiyet kazanır. zaten ahlaki bir erdem olarak tevazu, bizim varlık mertebeleri içinde sahip olduğumuz yerle irtibatlı ve paralel bir durumun ifadesidir. bu durumda kendini bilmek, içine kapanmak, hayattan soyutlanmak değil, varlığın anlamı üzerinde esaslı bir düşünceye sahip olmak uygulamak, olgunlaşmaktır. olgun insan mertebesi yaşın getirdiği yaşamsal olgunun dışında kendini yetiştirmekten geçer. her yetişkin insan kendini bilmekle çabalamaz. zaman zaman karakterinin ve çevresinin izdüşümüyle yerle bir olur. kendini bilen insan olma mertebesi yer yer sonradan keşfedilen bir olgu olarak da çıkar karşımıza. her insanın kendine bazı sorular sorması gerekir çabaladığı ve niyetlendiği her durumda. bunlar ' ne yapmalıyım?' ve 'ne yapabilirim?' olmalıdır. bizim zamanın öğretilerine şekil vermek için bu soruları kendimize sormamız ve aldığımız cevaplara göre hayatımızı şekillendirmemiz gerekir. her cümlenin aslında vermek istediği mesajı yunus'un tek bir kelimede verdiğini insanların bu olgunun üzerine ancak sayfalarca yazı yazarak algılayabileceklerini düşünüyorum. sayfaların yetmediği, kelimelerin bir cümleye sap olamadığı oligarşi, hiyerarşi dolu devletlerin birleşmesiyle yaşanan, yaşamın bir kırıntısını iyiye çevirmek için söylenmiş özlü bir kıtadır aslında. kıtadır çünkü ironi edasıyla 'kıtalara' açılmayı hedefler. sokrates'in ve descartes'in farklı şeyleri ya da aynı şeyleri savunmaları bu bağlamda çokta önemli değildir aslında düşünmek ve yansıtmaktır aslolan. sokrates'in 'kendini bil' eylemi de yunus emre'nin söylemiyle doğru orantılıdır. yaşamanın tadına varmak her şekilde doğru, ahlak ve erdemden geçer. erdemlerinizin tükenmemesi dileğiyle...
Keşke dediğiniz gibi Yunus'un tek bir satıra sığdırdığını önemsesek, anlamaya gayret etsek ve kendimizi de gayret yolunda arasak dursak. İnsan zaten kendini aramaya başladığı anda '' edinmeye '' de başlıyor çünkü kainatın anlamı biziz, kainat bizler için var, yeryüzündeki her şey bize birer nimet ki O'nu anlamak ve kainatın sırlarıyla O'nun kudretine hayret etmek için var. O bilinmek istedi de ibadet emretti, bilinmek istemeyi anlamaya çalışsa bugünün insanları, inançsız kalmaz inanın.
Öte yandan, tevazu ve alçak gönüllülük maalesef bitmiş halde. Yunus dergah yolunda biçare günlerce aç kaldıktan sonra bir mağaradaki devişlere konuk oluyor, eminim hikayeyi de biliyorsunuzdur. O dervişlerle muhabbet için yaklaşıyor, oturuyor onlarla karnını doyuruyor. Mağarada o dervişler inzivadadırlar ve hiç yemekler olmazken her gün doyarlar. Dua ederek... Yunus da anlayamıyor hayret ediyor duruma, ertesi gün beraber dua ediyorlar, meğer Yunus Emre yüzü suyu hürmetine nimet dilerlermiş, hayretler içinde, dili tutulayaza çıkıyor mağaradan. Yunus'un hürmetine Allah'u Teala o dervişlere her gün el açtıklarında kaplarına yemek dolduruyor ve Yunus bunu idrak edemiyor, bu ben olamam, ben aciz bir kulum diyor...
Ne çok yolumuz var tevazu yolunda değil mi?
Allah razı olsun, çok yakın fikirlerde ve zikirlerdeyiz sanırım, kıymetli iştirakınız için ayrıeten teşekkür ederim.
Benim için ise ilim ile bilim bir bütündür. Size katılıyorum. Dini ilimler ile beşeri bilimler birbirinden ayrılamaz. Çünkü hepsinin yaratıcısı bir...
Zaten Kur'an'ın ilk emri nedir? "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!" Yaratan Rabbimizin adıyla okumak ise, tüm kâinatı O'nun isimleriyle okumak yani tefekkür etmek değil mi?
Üniversitede çocuk gelişimi, anne-çocuk sağlığı ve anatomi derslerimiz vardı. Bu derslerde yaptığım tefekkür kadar hayatım boyunca tefekkür etmemişimdir sanırım. Çünkü bir insanın yaratılışının, sistemlerinin, gelişiminin ve psikolojisinin tamamının nasıl olduğunu öğrendik. Ki henüz bilinmeyen neler neler vardır...
Ve az kalsın ben tüm bu tefekkürden ve bunun vesilesiyle imanımı kuvvetlendirmekten men edilecektim. Sizin bahsettiğiniz "ilimi sadece dini boyuta indirgeyen" insanlar yüzünden...
''Yaratan Rabbimizin adıyla okumak ise, tüm kâinatı O'nun isimleriyle okumak yani tefekkür etmek değil mi?'' tam da değinmek istediğim mükemmelikte olmuş cevap, kesinlikle öyle düşünüyorum ben de...
Soruma bu ilahi ile başlamak istemedim, '' belki birisi paylaşır '' diye, yüzümdeki tebessümü hayal edemezsiniz şu an. Bense, son dönemde daha farklı bir keyifle dinlediğim başka bir eseriyle zihin cimnastiği yapıyorum, yukarıda paylaştığım.
Sorumun çıkış noktası o kesim. Şöyle düşünelim, bir topluluktayız, muhabbetin içinde herkes kendi vizyon ve lügat aralığında fikrini zikrediyor. O zikir esnasında sadece ilimi dinle bağdaşlaştıranlara bakın, inanın zaten sahip oldukları da ezberle sınırlanmıştır. Çünkü vizyon sahibi olmak ve kendini geliştirmek farklı farklı şeyleri de dinleyip, okuyarak olabiliyor. Benim sadece İslam kitapları okuyan, çok kıymet verdiğim insanlar var. Yahut diğer verdiğim örnekten kesimler var, saygı duyuyorum. Ama '' İlim Çin'deyse de gidin alın '' sözünün karşılığı, inen ilk ayetin manası bu değildir. Tercihlerimiz bizi biz yapar. Tek bir kaynaktan beslenmek, bizde farkındalık oluşturmaz düşüncesindeyim. Sonuçta yabancı kaynakları okumak kimseyi imanından etmez, '' içinden alacağı değeri bildikten sonra '' :))
MaşaAllah, hayat ne sürprizlerle dolu değil mi? Umulmadık anlar, umulmadık kararlar nice hoş tevafuklara ve edinimlere vesile olabiliyor. Görmesini bilelim kafi, o da sizde var besbelli ki. Allah daim etsin :)
"Ama '' İlim Çin'deyse de gidin alın '' sözünün karşılığı, inen ilk ayetin manası bu değildir. Tercihlerimiz bizi biz yapar. Tek bir kaynaktan beslenmek, bizde farkındalık oluşturmaz düşüncesindeyim. Sonuçta yabancı kaynakları okumak kimseyi imanından etmez, '' içinden alacağı değeri bildikten sonra ''"
Çok haklısınız.
Liseye başlamadan önce bir hocahanım annemle görüşüp kızların okumaması gerektiğini, kızların yapabileceği tek mesleğin Kur'an Kursu öğretmenliği olduğunu, diğer türlü ahlakımın zedeleneceğini empoze etmeye çalışmıştı.
Bu sözler beni dinden çok soğutmuştu ve 2 sene boyunca yeni bir din aramıştım.
Sonra Allah'ın işine bakın ki, mezun olur olmaz bana makam hocamdan bir iş teklifi geldi. Kur'an Kursunda okul öncesi öğretmenliği yapmamı istediler. Yanımda da bir din hocası olacaktı. Fakat hiç bir hoca benim sınıfa katlanamadı 🙈😊 Sonunda "Hocam ben sizin nasıl Kur'an okuduğunuzu biliyorum. Siz öğretin." denildi. Ve ben ilk işimde Kur'an Kursu hocalığı yaptım...
Yo yo, biliyorum elbette o manada değil. Onu ben ekledim bahsederken '' ilimi almak '' anlamında ama bitişik gibi belirttim sanırım :))) Oradaki virgül, benzeri şeyleri ayırıyordu, hata benim ^^
Aslında ben, bir hanıma yakışabilecek meslekler arasında Kuran Kursu Öğretmenliğini görüyorum ben, ama konuya yaklaşım açıları ne kadar vahim öyle... Çok çok vahim. Kendi düşünebilir, hatalı ama empoze etme durumu apayrı yanlış.
Allah Allah, ne kadar enteresan. Giriş şekliniz, sonrasında gelişenler... Allah ne kadar büyük, aklımızın ne ötesinde kudreti var ki hayatın her anında karşımıza çok çok farklı olaylar çıkabiliyor ve sonuçlarını insan zihni tahmin edemiyor. MaşaAllah, ama bunlar hep tecrübe işte :))) İlk görev yerim benim de hiç istemediğim halde liseydi maalesef, neler çektiğimi anlatamam ama sonra elbette alt kademelerin idaresi ne kadar kolay geldi bana :)) Demek ki onun da sebebi oydu. Allah her şeyin hayırlısını versin demek, gerçekten çok mühim.
Aramak ne hoştur, Hz İbrahim'i hatırlıyorum. Bulmak ne hoştur, kalpleri O'nun aşkıyla doldurur.
Vesileler, tevafuklar sonucunda, elbette elhamdülillah her halimize.
İlim; özünde bilgidir. Her okuyan ve araştıran kişi, bilgi de kendini diğer insanlardan hallice zanneder. Neden; çünkü okumuş. Peki yetiyor mu? Tabi ki hayır.. Öğrenmek, bilmek yetmez bazen. Onu hayatına dahil etmek, uygulamak, benimsemek gerekir. En azından ben böyle düşünüyorum. İlim o kadar geniş ki; “ben biliyorum, sahibiyim” lafzı yetmez. Değişik, zengin bir Dünya. İlk emir; Oku, Allah’ın adıyla.. Bu güzel emri; herkes kendine göre yorumlar. Halbuki çıkabileceğiniz her yol bu emirde birleşiyor. Çünkü her yolda Allah’ı bulmanız, onu hatırlamanız isteniyor aslında.. Sadece istenen her ilimde onu hissedebilmek, aramak.. Bir müminin en güzel silahı, aynı zamanda en yetersiz bilgisidir. Çünkü tam anlamıyla bitmez. Her seferinden yeniden başlar. Gerçek ilim; sessizce fazilete yaklaştırır. İlim bildiğini zannetmek; Cehaletle harmanlanmış, öğütülmüş bilginin eseridir belki.. Rabbim sessizce öğrenen, öğreten, anlayan, uygulayan ve tüm bunların sonucunda tevazu eden kullarından eylesin..
Sorduğunuz sorudan biraz sapmış olabilirim. Sadece ilmin gerekliliklerini de eklemek istedim kendimce.. 🙏🏻
İlim hususunda hakikatten edinmekle birlikte "zan" ettiklerimiz de değişiyor. Çok güzel bir detay burası. Ki, tam da bu noktada "Ben oldum" yanılgısı olabiliyor insanlarda. Bunun adına da kibir diyoruz, Allah muhafaza. Oraya çok güzel değinmişsiniz ki amin inşaAllah, edinen, edindiğinin hâla yetersiz olduğunu hissedip de tevazuyu asla kaybetmeyenleeden oluruz inşaAllah. Bizler hata üzerine yaratılanlarız, nasıl "tam" olabiliriz ki? Efendimiz (S. A. V.) dahi nefsinden, amelinden kimse emin olamaz der iken...
Estağfurullah, bilakis çok güzel yorumladınız bence, Allah razı olsun.
Güzel bir soru sormuşsunuz. İlim, kendiliğinden var olan ve evrenin kendisidir. O sebeple çaba ile elde edilir. Bunu kimi inanç ile , kimi ibadet ile kimi yoga , kimi okumak ile yapabilir. Önemli olan ne elde ettiğin değil, onu nasıl kullandığındır.
İlim sadece okumak demek değildir ilim bilmek demektir yaşananlarla tecrübelerde gözlemlerle. ayrıca din bir inançtır bilmek değildir. yani sadece inanırsınız hiç bir zaman bilemessiniz.
İlim bilmek attığın adımın altında yatan anlamı, kendinin ötesinden de görebilmektir... Herkes aynı tabloya bakar, herkes farklı hisseder, herkes farklı birşey algılar... İlim bilmek o tablonun bütününe kalben hakim olabilmek, aklen de ilmini uygulayabilmektir.
En son tanıdığım hafız kuran kursunun kantinini soyup kaçmıştı ben bu ülke de Allah diyene güvenmiyorum bunu bize yaşatanlar size ümmetim diyenler falan :D Yahudilere müslümanlardan daha çok güvenirim :D
İlim ilim bilmektir yani bilmek bilmeyi bilmektir. İlim malumata mi tabidir yoksa malumat ilimemi bu bir tartismadir. İlim bilmek felsefe yapmaktir bence.
İslam bilimi emreder. İlim tarihtir, gelecektir varoluşunun amacını anlamaktır. İlim ezber değil bilip sorgulamak mantıkla karar vermek dürüst olmaktır ilim siyasettir.