En çok sevdiğim şair, Nâzım Hikmet'i 57 yıl önce bugün, 3 Haziran'da kaybetmişiz. Yaşantısı, aşkları, hapis hayatı, memleketine hasret yılları... her yönüyle ilgimi çekmiştir. Kabrinin çok sevdiği memleketinden hala uzakta olması hep üzmüştür beni. Ölüm yıl dönümü nedeniyle hadi onu bir şiiri ile analım. Nâzım Hikmet RanSeni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum... Nâzım Hikmet Ran (15.01.1902 / Selanik, Yunanistan - 03.06.1963 / Moskova, Rusya)
Bugün, Mavi Gözlü Dev: Nâzım Hikmet'in 57. ölüm yıl dönümü. Şairin en sevdiğiniz şiirini paylaşır mısınız?
En güzel günlerimin üç mel'un adamı var: Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını yer yer tırnaklarımla kazıdım hatıralarımın camını.. En güzel günlerimin üç mel'un adamı var: Biri sensin, biri o, biri ötekisi.. Düşmanımdır ikisi.. Sana gelince... Yazıyorsun.. Okuyorum.. Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum.. Ne yazık!.. Ne kadar beraber geçmiş günlerimiz var; senin ve benim en güzel günlerimiz.. Kalbimin kanıyla götüreceğim ebediyete ben o günleri.. Sana gelince, sen o günleri - kendi oğluyla yatan, kızlarının körpe etini satan bir ana gibi satıyorsun!. Satıyorsun: günde on kaat, bir çift rugan pabuç, sıcak bir döşek ve üç yüz papellik rahat için... En güzel günlerimin üç mel'un adamı var: Biri sensin, Biri o, biri ötekisi... Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi... Sana gelince... Ne ben Sezarım, Ne de sen Brütüssün... Ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana küssün.. Artık seninle biz, düşman bile değiliz..
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını; altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik! Sıçradık; şimşekli rüzgâra bindik!. Kayalardan kayalarla kopan kartallar çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler kamçılıyor şaha kalkan atlarını!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola: evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar! Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte: şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat; yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk! Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız, toprak kokuyor bakır sakallarımız! Neş'emiz sıcak! kan kadar sıcak, delikanlıların rüyalarında yanan o «an» kadar sıcak! Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak, ölülerimizin başlarına basarak yükseliyoruz güneşe doğru!
Ölenler döğüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor! Kalın tuğla bacalar kıvranarak ötüyor! Haykırdı en önde giden, emreden! Bu ses! Bu sesin kuvveti, bu kuvvet yaralı aç kurtların gözlerine perde vuran, onları oldukları yerde durduran kuvvet! Emret ki ölelim emret! Güneşi içiyoruz sesinde! Coşuyoruz, coşuyor!.. Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır gök bakır. Haykır güneşi içenlerin türküsünü, Hay-kır Haykıralım!
Karşımdasın işte... Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni. Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim. Tıkandığım o an, Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte, Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim. Ellerim boşlukta, ben darda kaldım. Ellerim buz gibi, ben harda kaldım. Bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme. Bakış açım belli oldu yine. Geride kalan, ardından bakar gidenlerin. Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim. Dağlara çarptım her esişimde. Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan: “Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil, ‘zamanla bırakmamak’tir..” Şimdi bana, geçen o zamanın Unutulmaz sancısı kalır
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
Sözleriyle "bir fotoğrafa" şiiri en sevdiğim şiirler arasındadır.
“... Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.”
Ve bir tane daha yazayım aklıma gelmişken...
“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum...”
Denizin üstünde ala bulut yüzünde gümüş gemi içinde sarı balık dibinde mavi yosun kıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür. Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa? .. Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.✨✨✨
Ne güzel şey hatırlamak seni; ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık...
daha bu çok uzun alıntıladım bir kısmını piraye için adlı şiirinden
Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson, İnci dişli, zenci kardeşim, Kartal kanatlı kanaryam, Türkülerimizi söyletmiyorlar bize... Korkuyorlar Robson, şafaktan korkuyorlar, Görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar, Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan, Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar... Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten, Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet Robson, adı ne... Tohumdan ve topraktan korkuyorlar, Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar... Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli, Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine, Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten... Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam, Türkülerimizden korkuyorlar...
Dün de Ahmed Arif’in günüydü ☹️ Peş peşe olmuş resmen. Canımın içi Nazımcığımın en sevdiğim sözlerinden bir tutam bırakayım. ”Basit yaşayacaksın basit Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit Çay, simit ve peynirle...”
korkuyorlar robeson şafaktan korkuyorlar, görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan, sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar. sevmekten korkuyorlar, bizim ferhad gibi sevmekten (sizin de bir ferhad’ınız vardır, elbet robeson, adı ne?) tohumdan ve topraktan korkuyorlar, akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar. ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine ümitten korkuyorlar robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten, korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam türkülerimizden korkuyorlar robeson.
üç mel'un adamı var:Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diyeen güzel günlerimin bu üç mel'un adamınıyer yer tırnaklarımla kazıdımhatıralarımın camını.. En güzel günleriminüç mel'un adamı var:Biri sensin, biri o, biri ötekisi.. Düşmanımdır ikisi.. Sana gelince... Yazıyorsun.. Okuyorum.. Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanınbu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum.. Ne yazık!.. Ne kadarberaber geçmiş günlerimiz var;seninve benimen güzel günlerimiz.. Kalbimin kanıyla götüreceğimebediyeteben o günleri.. Sana gelince, sen o günleri -kendi oğluyla yatan, kızlarının körpe etini satanbir ana gibi satıyorsun!. Satıyorsun:günde on kaat, bir çift rugan pabuç, sıcak bir döşekve üç yüz papellik rahatiçin... En güzel günleriminüç mel'un adamı var:Biri sensin, Biri o, biri ötekisi... Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi... Sana gelince... Ne ben Sezarım, Ne de sen Brütüssün... Ne ben sana kızarımne de zatın zahmet edip bana küssün.. Artık seninle biz, düşman bile değiliz..
Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin sen ülkemin yaz geceleri gibisin saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında beni unutma ah! saklı gülüm sen hem zor hem güzelsin şiirlerimin ılıklığında açılmalısın sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi sen memleketim kadar güzelsin ve güzel kal
Lambayı yakma, bırak, sarı bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Kar... Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar.. Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan karın. Lambayı yakma, bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.
bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani bu koskocaman dünyamız. bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. böylesine sevilecek bu dünya "yaşadım" diyebilmen için.
Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum, dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben... Bahtiyarım...
Şehrime gel sevgili. Yarın çık gel. Bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel. Gel ki, bu şehir adımlarınla anlamlansın. Gel ki, bu şehir nefretim olmaktan çıksın. Gel ki, nefes alayım. Gel. #Nazım Hikmet
Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; 'yaşıyamam!' Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.
" Seviyorum seni, ekmeği tuza banıp yer gibi... " Çok sevdiğim bir şiirden çok sevdiğim bir cümle. Kimseyi ekmeği tuza banıp yiyebilecek kadar sevemeyeceğiz belki de. . Can yakıcı. ^^
Ey sol yanıma düşen ince sızım. Öyle tepkisiz kalma. Yaktığın yürektir, Çıra değil..Ülkesine olan hasretle öldü.. Onu sevgi ve saygıyla anıyorum. Aynı durumların bir daha yaşanmaması dileğiyle.
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil Şarkı söylemek istiyorum
Kimi der ki kadınUzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadınYeşil bir harman yerindeDokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir, Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran. Kimi der ki çocuk doğuran. Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal. O benim kollarım, bacaklarım, başımdır. Yavrum, annem, karım, kızkardeşim, Hayat arkadaşımdır. Saygı ile anıyorum
Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi, Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der gibi.”
“Nasıl etmeli de ağlayabilmeli farkına bile varmadan? Nasıl etmeli de ağlayabilmeli ayıpsız, aşikare, yağmur misali?” ☘️🌸
2
0 Yorumla
Gizli Üye
(25-29)
+1 yıl
Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey… Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum… (Seni Düşünmek)
Kusura bakma da Nazım Hikmet zamanında hapse düştüğünde hayatında Piraye vardı ve her mektubunda ona nişanlım diye hitap ederdi. Sonra tanıştığı bir kadınla Pirayeyi aldattı ki daha bir çok halt yemişliği var bu adamın. Abaza givi her kadına ilgi gösterip buna aşk diyorsa Nazım Hikmer, siz de buna destek çıkıyorsanız söyleyecek söz kalmaz zaten.
“.. Seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi. İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi, Seviyorum seni ‘Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi..”