Bir kaç hafta önce bir konuda konuşurken söylediğim 'Harikalar değil deliler diyarındayız' sözü ile bir an bu masal geldi aklıma.

Küçükken okuduğum hiç bir masal beni bu masal gibi tuhaf duygulara sürüklememişti. Bir çocuk olarak hayli rahatsız edici görseller ve o küçük hayal dünyamın alamayacağı kadar ilginç betimlemelerle dolu bir anlatımı olmasına rağmen sonu nasıl bitecek diye elimden bırakamadığım bir çekiciliği de vardı.
Tüm çocuk masallarında kötü bile olsalar yine de sevimli çizilmiş periler, kral/kraliçeler, devler veya cüceler gibi çocuklara uygun şeyler olmasına karşın bu kitapta Alice hariç neredeyse tüm kahramanlar pek bir çirkindi.
Bazılarının kapkara suratları ve şekilsiz vücutları vardı. Hitap tarzları da oldukça kaba adeta paylar gibiydi.
Anlam veremediğim şeylerden biri de kendisine yapılan her türlü kabalığa karşı Alice'in neden kibarlıktan hiç ödün vermediğiydi.

Kısaca bu kitap bir çocuk için fazlasıyla sıkıcı ögeler içermesine rağmen anlaşılamayacak bir biçimde uzak kalamayacağınız bir cazibe de sunuyordu.
Bu hikayeyi bu kadar ilginç yapanın ne olduğunu ileriki yaşlarda bir kere daha okuyup üzerinde detaylıca düşününce anlayabildim. Masaldaki gerçeklik aslında otoriter topluma ve onun koyduğu mantıksız kurallara baş kaldırışın bir öyküsüydü. Alice ise deliler diyarındaki tek akıllı.
Tavşan deliği merakımızın, Gizli Bahçe ise ihtiraslarımızın sembolüdür.

Bahçe günlük güneşlik, yemyeşil ve huzur verecek kadar sessizdir. Alice içinde bulunduğu kitaplarla dolu odanın sıkıcı olduğunu düşünür ve bahçeye açılan ufacık kapıdan geçmenin yollarını ararken küçülebilmek için masada bulduğu ve üzerinde sadece 'Beni iç' yazısına güvenerek içinde ne olduğunu bile bilmediği bir sıvıyı içer.

Zararlı olup olmadığını bile bilmediğiniz bir sıvıyı içer misiniz? Mantık çerçevesinde elbette ki hayır.
İnsanı bilmediği bir sıvıyı içirtecek kadar kör yapan ancak ihtiraslarıdır.
Konuşan tavşan, fare, kedi ve diğerleri aslında otoriter kapitalist bir düzenin bireyleridir.
Konuşan hayvanlar tüm masallarda vardır ama buradaki canlıların çoğu konuşmaktan korkar görünmekte, anlamsız davranışlar içinde ve devamlı bir telaş halindedirler.
Az konuş, geç kalma, sorgulama ve istenileni yap. Tam da otoriter kapitalist bir düzen tarifi değil mi?

Bir çocuk masalına hiç de uymayacak bir durum. Hepsi proleter bir düzene boyun eğmeye zorlandıkları için feleğini şaşırmış korku ile bastırılan alt tabaka bireyler.
Bahçeye giden kapıdan sığmadığı için ağlayan Alice artık gözyaşlarından oluşan bir havuzun içinde ve boğulmak üzeredir. Bir fare görür ve yardım ister.

Fare, burada boğulmaktan nasıl kurtulurum söyler misin?
Fare cevap vermez. Alice bunun üzerine 'Belki İngiltere'ye gelmiş dil bilmeyen Fransız bir faredir' diye düşünür.
Mantıksız durumlara mantık yükleyip kabul edilebilir yaparak düzeni normal gösterme çabası.

Ya tüm kahramanların deliliğe varan aşırı hareketleri ve bu sırada yüzlerinde oluşan rahatsız verici derecedeki büyük sırıtmaları?
Sıkıcı bir düzende akıl sağlığını kaybedip delirme eşiğine gelmiş insanların -mış gibi görünme çabaları.

Ben deliyim, sen delisin, hepimiz deliyiz.

Alice bahçede rastladığı kediye çevredeki evlerde kimlerin yaşadığını ve kime gitmesi gerektiğini sorar. Kedi;
Mart Tavşanı burada, Şapkacı da şurada oturur, kime gidersen git hepsi delidir.
Alice delilerle işi olmadığını kendisinin akıllı olduğunu söyler. Aldığı cevap düşündürücüdür;
Mümkün değil, eğer buradaysan sen de delisindir.
Akıllı olan bireyi bir deli olarak ancak çoğunluğu deli olan bir toplum görür. Akıl hastanesine gittiğinizde de aynı muameleyi yaparlar, hatırlayın.
Büyüdüğümüzde ne tür bir düzenin parçası olacağımıza dair bir ipucu.
'Töreni seyredemeyeceksem burada ne işim var?'

Alice yolda iskambil kartı şeklinde kraliyet muhafızlarına rastlar. Muhafızlar kendisine bir yere kaybolmamasını az sonra kraliçenin de eşlik edeceği bir tören ve ardından oyunların olacağını ancak kraliçeye saygı gereği tören boyunca eğilmesi ve başını kaldırmaması gerektiğini söylerler. Alice haklı olarak isyan eder;
Eğildiğimden dolayı bir şey seyredemeyeceğim ki, o zaman neden buradayım?
Ne hatırlatıyor? Otoriter düzeni sorgulayan bir mantık ve başkaldırış.
Acımasız bir cezalandırma sistemi: Kafa koparmak

Alice tüm bahçelerdeki beyaz gülleri korkuyla kırmızıya boyayan bahçıvanlar görür, sorduğunda kraliçenin beyaz değil kırmızı gül sevdiğini, beyaz görürse kafalarının koparılacağını öğrenir. Şaşırmıştır, sorar;
O zaman niye baştan kırmızı yetiştirmediniz?
Yetiştirebilirlerdi elbet ama bu davranış ikiyüzlü ve hileci toplumu temsil etmektedir.
Kraliyet oyunları başladığında kraliçe kendisine karşı gelen flamingoların kafalarını uçurup kriket sopası, çok konuşan kirpilerin ise top olarak kullanılmasını emreder.
Bir çocuk masalında olmaması gereken hayli rahatsız edici ibareler ki beni de çok etkilemişti. Okurken içimin bulandığını hatırlıyorum.
Verilen mesaj; sağ kalmak istiyorsak susun ve otoriteye boyun eğin.

Ve Pişmanlık
Evim çok iyiydi. İnsan orada öyle durmadan büyüyüp küçülmüyor, tavşanlardan, farelerden de buyruk almıyor. Ah! Girmez olaydım o tavşan deliğine.
Genel anlamda bakıldığında bir masal olmaktan öte bir uyarı romanı gibi. Biraz düşünürsek bizim hiç de yabancı olmadığımız durumlar, davranışlar. Deliler arasında yaşayıp da harikalar diyarı diye adlandırıyorsak hepimizde delilik var denebilir. Ne dersiniz yazar doğruları dile getirmiş olabilir mi?
Sevgiyle kalın, mutlu olun..

Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar