Bir farklı hikaye: Leon!

Bir farklı hikaye: Leon!


Bu filmi bilmeyen yoktur!


Yoktur diyoruz ama arada sırada hiç izlemeyen insan evlatlarına da denk geliyoruz. Bu bence, hem o izlemeyenlere hem de izleyip hayran kalanların hikayeyi tekrar yad etmesi için yazılmıştır!


Koca koca puntolarla gözümüze sokulan adıyla Leon The Professional hangi akla hizmet bilmiyorum ama Türkiye'de Leon : Sevginin Gücü ismiyle vizyona girmiştir. Eminim siz de benim gibi yabancı filmlere verilen saçma sapan Türkçe isimlere gıcık oluyor ve anlamsız buluyorsunuzdur. Her neyse, konumuz bu değil efendim...


Necidir, neyin nesidir diye bilmeyenler ve unutanlar için kısa bir tekrar yapalım. Leon, ünlü ve aşmış yönetmen olan Luc Besson'un yarattığı ve yönettiği 1994 Fransız yapımı filmdir.


Hikaye, özgürlükler ülkesi Amerika'da geçmektedir. Esas oğlanımız olan Leon (Jean Reno), kadim kurallara riayet eden, titiz ve harbiden de profesyonel olmuş bir kiralık katildir. Yani adam öldürmek konusunda yüksek ihtisas yapmıştır. Ama ne kadar gariptir ki, süt içmeyi seven bir katil imajı ile karşı karşıyayız...


Her zaman gidip bir bardak süt eşliğinde Tony'nin (Danny Aiello) lokantasında yeni hedeflerini belirler ve harekete geçer.




Günlerden bir gün narkotik aleminin gelmiş geçmiş en psikolojik manyak polisi olan Norman Stansfield (Gary Oldman), bir eve baskın düzenleyip katliam yapar.



Birkaç dakikalık fark ile kıl payı kurtulan ve evin kızı olan Mathilda (Natalie Portman), her zaman merak ettiği gizemli esas oğlanımızın kapısında sessizce yalvarır ve onu içeri almasını ister.



Bilinmezliğin tavan yaptığı bu anda Leon, acaba kapısındaki bu küçük kıza merhamet gösterecek miydi?



Evet...


İşte her şey bu sahnenin ardından şekillenir. Leon'un açtığı kapıyla Mathilda'nın yüzüne vuran ışık eminim izleyen herkesin yüreğini ferahlatmıştır.


Yaşadığı travmanın ardından küçük Mathilda, kendisine yardım eden bu adamın mesleğini öğrendiğinde ölen küçük kardeşinin intikamını almak ister. Bu sebepten ötürü de Leon'dan onu eğitmesini ve haklı intikamında ona yardımda bulunmasını söyler.


Film ilerler ilerlemesine de bazıları, yaşını başını almış adamla küçük bir kız aşk mı yaşıyor diye söylenir. İnanın bunu defalarca duydum. Oysa burada işlenen bir aşk hikayesi değildir.




Filmin ilerleyen sahnelerinde Leon'un acı ve hüzün dolu geçmişine yolculuk yaparsınız. Bu yolculuk esnasında kırık bir aşk hikayesinin Leon üzerinde bıraktığı tesire de şahit olursunuz. Tüm hayatı kan, ölüm ve barut kokusundan mütevellit olan bu adam ilk kez küçük bir kız çocuğunun ona gösterdiği sevgiyle yeşerir ve çiçek açar...




İşte kıt ve sığ zihniyetlerin aşk dedikleri şey burada masumane bir sevginin ortaya çıkmış halidir.




Müzikleri, replikleri, görsel sunumu, senaryosu ve efsaneleşmiş oyunculukları ile ortaya çıkan bu film kah güldürüyor, kah hüzünlendiriyor kah da öldürüyor...



Adım kadar eminim ki, şu sahnede Mathilda'nın kafasını yaşamak isteyen pek çok kişi olmuştur. Onlardan biri de benim...


Her iyi hikayenin mutlaka bir sonu olacaktır ve bu sona eşlik eden kötülerin de yerini unutmamak lazım.



Jean Reno ve Natalie Portman bir yana bu film sayesinde beni benden alan ve hayranlık katsayımın tavan yaptığı usta ve aşmış kişi, Gary Oldman da apayrı bir gösteri sunmuştur bizlere...


Nihayetinde Leon, her Türk gencinin ölmeden evvel mutlaka ama mutlaka izlemesi gereken bir filmdir. Alın ve aileniz ile izleyin, alın ve sevdikleriniz ile izleyin, alın ve arkadaşlarınız veya eşiniz ile izleyin. İzleyin işte!


Bencemi sonlandırırken yine aynı uyarıyı dillendirmek istiyorum. Lütfen ama lütfen, xper puanlarını kazanmak ve kalabalık yaratarak görüş kasmasında bulunmak için yazmayınız. İnanın böyle yapanlara içimden tanker tanker saydırıyorum!


Bunun haricinde benceyi cidden okuyan, eksikliklerini bulan, eklemek istediklerini belirten, anılarını ve beğenilerini paylaşanlara da şükranlarımı bir kez daha sunuyorum.


Sağlık ve esenlikle kalınız derken filmin bitişinde arz-ı endam eden şarkıyı da paylaşıyorum. İyi geceler...



Bir farklı hikaye: Leon!
Cevapla