Baskıdan Özgürlüğe, Bir Etnik Hikâye: Moriskolar ve Reconguesta

Selamlar KScanlar!

Bugün sizinle baskıdan özgürlüğe doğru adım adım ilerleyen Moriskolar’dan bahsedeceğiz…

Moriskolar’ı anlamak ve öğrenmek için ilk yapmamız gereken Reconquesta’ya kısa bir göz atmak olmalıdır.
(Daha sonrasında detaylı bir şekilde bahsedeceğiz.)

Reconquesta
Reconquesta

Reconquesta nedir? Nasıl başladı?

Miladı 711 yılında, Tarık bin Ziyad komutanlığında Müslüman ordusu Cebelitarık Boğazı’nı aştı ve günümüzde İspanya ile Portekiz’in yer aldığı İber Yarımadası’na ayak bastı.

Gerçekleştirilen bu sefer, yüz seneden daha kısa bir sürede İber Yarımadası’ndaki öncelikli dinin İslamiyet olmasını sağladı. Yaklaşık yedi yüzyıl boyunca İber Yarımadası’ndaki Müslümanlar; Emeviler, Murâbıtlar ve Muvahhidler tarafından yönetildi.

Sekizinci yüzyıla girildiğinde bölgedeki İslam hakimiyeti zayıflamaya başladı. Bu zayıflama özellikle Frank Kralı Şarlman’ın (Charlemagne) büyük oğlu Louis’in (Dindar Ludwig) döneminde, onun önderliğinde yürütülen seferlerde daha da arttı ve dengeler değişti.

Louis’in İslam hakimiyeti üzerine gelişi, güneyden gelen Müslümanlar yüzünden kuzeye sıkışan diğer Hristiyan topluluklarına cesaret verdi ve böylece Reconquesta başlamış oldu.

Reconquesta, Endülüs’teki İslam hakimiyetini bitirmeyi; bölgedeki Müslümanlar’ı Endülüs topraklarından sürgün etmeyi amaçlıyordu.

- Reconquesta sürecinin bir anda gelişmediğini, iki taraf arasındaki savaşların uzun yıllar sürdüğünü de belirtelim çünkü kaynaklara göre Reconquesta’nın başlangıç tarihi M.S. 722 yılına tekabül eder ancak bazı kaynaklarda gelişen olayların tarihleri kafa karıştırabilir.-

Reconquesta tamamlandığında kesin olmamakla beraber Müslüman nüfusu 400-500.000 olarak belirtilirken, Hristiyanlar’da bu sayı 7.000.000’dur.

(Bazı kaynaklara göre Müslüman sayısı 270.000 olarak da belirtilir. En güncel kaynakların belirttiğine göre 1500’lü yıllarda Müslüman sayısı 1.000.000’u buluyordu.)

Reconquesta öncesi savaşlar yüzünden Müslüman nüfusu ya ölmüş ya sürülmüş ya da katliam kurbanın olmuşlardı. Bu sebeple Müslüman sayısı Hristiyanlar’a göre oldukça azdı.

Peki savaşlar sonrası Ispanya’da kalan Müslüman’lara Reconquesta döneminde neler oldu? Hristiyan krallar onlara nasıl davrandılar? Kültürlerini yaşatabilmek için nelerle baş ettiler?

Bütün bunlara cevap bulabilmek için 16. yüzyıldan itibaren birçok yazılı eserde karşımıza çıkan bir kelimeye göz atmamız gerekiyor: Morisko.

Morisko
Morisko

İber Yarımadası’ndaki Müslümanlar’a ‘Moro’ denilirdi. ‘İsko’ aitlik eki getirilerek ortaya çıkan ‘Morisko’ kelimesi, Endülüs’te (Müslümanlar’ın Ispanya’ya verdikleri isim) Hristiyan olmaya zorlanan kişilere verilen bir isim oldu.

Reconquesta sonrasında itaat etmeleri ve isyan etmemeleri karşılığında Müslümanlar’a (Bölgede kalan Moriskolar’a) dinî özgürlükler verildi. Fakat bu özgürlükler bazı krallıklarda geçerli iken bazı krallıklarda hükümsüzdü.

Örneğin, Kastilya Krallığı’na bağlı Granada (Gırnata) bölgesinde yaşayan Müslümanlar daha ilk yıldan baskı görmeye başladılar.

Aragon’a bağlı Valencia’da durum Granada kadar vahim değildi. Yıllar geçtikçe iki bölgedeki baskılar, diğer azınlık bölgelere göre daha da artmaya başladı. Baskıların zirvesi, en çok Müslüman nüfusa ev sahipliği yapan Granada’daydı.

Granada Başpiskopos’u Hernando de Talavera bölgesindeki Müslümanlar’ı Hristiyan olmaya davet etti ancak bir karşılık alamadı. Müslümanlar dinlerini bırakmıyor, Reconquesta sonrası kendilerine verilen özgürlük haklarının yerine getirilmesini istiyorlardı.

Reconquesta
Reconquesta

(Kaynaklara göre Reconquesta’nın başlangıcı M.S. 722 / bitişi ise 2 Ocak 1492’dir ancak Reconquesta’nın etkileri sonraki yıllarda bile hâlâ devam etmektedir.)


Koyu bir Hristiyan ve engizisyon (soruşturma ve sorgulama anlamına gelir, Hristiyanlıktan uzaklaşan veya dini esaslara aykırı davranan kimseleri cezalandırmak için kurulan Katolik kilise mahkemelerine verilen isimdir) savunucusu olan Kardinal Jimenez de Cisneros, Endülüs’teki Müslümanlar’a karşı sert bir tutum sergilenmesini ve bu sorunun kökten çözülmesini istiyordu.

Adamlarını alarak şehirlere iniyor, göz korkutuyordu. Kardinal Jimenez, Başpiskopos kadar ılımlı bir insan değildi ve Müslümanlar’a verilen özgürlüğü gereksiz buluyordu. Onları zorla toplatıp gözleri önünde İslamî metinleri ateşe veriyordu.

Kardinal Jimenez ile birlikte artan baskı sonucu Granada’daki Moriskolar 1499 yılında bir isyan başlattılar. İsyan, 1501 senesinde zorlukla bastırıldı.

İsyan sonrası varolan baskı daha da arttı. İsyandan sonra; savaş sonrası teslimiyet karşılığında onlara verilen özgürlük hakkı geçersiz kılındı. 1501 senesinde Kastilya Krallığı, Moriskolar’a açık bir çek sundu: Ya zorla Hristiyan olacaklardı ya da evlerini ve topraklarını terk edeceklerdi…

Bazıları dinlerini terk etmedi ve imkânları kadarıyla diğer İslam devletlerine göç ettiler. (Burada, göç edenlere verilen isim ‘Moro’. Yani Morisko değiller.)

Geride kalanlar göç etmeye imkânı olmayanlardı. Bunlar ya Hristiyan olmuşlardı ya da -mış gibi yapıyorlardı.

Onlar artık Moriskolar’dı.

Hristiyan birlikler tarafından denetlenen Morisko
Hristiyan birlikler tarafından denetlenen Morisko


Başlarda durum kötü değildi. İslam hakimiyeti döneminde yönetimden görev yapmış Moriskolar ve bölgeyi bilen Moriskolar, Hristiyanlar tarafından kullanışlı görülmüşlerdi.

Kastilya’ya bağlı Granada bölgesindeki verdikleri Moriskolar topluyor, karşılığında huzurlu bir yaşam istiyorlardı. Hatta bazılarına namaz kılmak ve oruç tutmak gibi bazı ibadetler için izin veriliyordu. Granada ve Granada’dan sonra en çok Müslüman nüfusa ev sahipliği yapan Valencia’da durum böyleydi. Valencia, Aragon tarafından yönetiliyordu. Aragon bağımsız bir yer olsa da siyasi açıdan Kastilya Krallığı’na bağlıydı.

Bölgeyi ve tarım koşullarını çok iyi bilen Moriskolar, ucuza çalışmaları nedeniyle Hristiyan Lordların bir numaralı tercihleri oluyorlardı. Hizmetleri karşılığında ibadetleri için izin veriliyordu. Fakat bu durum Hristiyan gruplar ve Papa müdahalesiyle değişmeye başladı. 1520’li yıllar itibariyle varolan baskı yeniden arttı. Granada ve Valencia başta olmak üzere bazı bölgelerde engizisyon mahkemeleri kuruldu. Katolik kilisesi adına soruşturma yürüten mahkeme, kimin Müslüman kimin Hristiyan olduğunu araştırıyordu. Granada ve Valencia Moriskolar’ı en çok baskıya maruz kalanlardı.

Engizisyon mahkemelerinin kurulduğu dönemde Moriskolar’ın durumları için birçok fetva verilmeye başlandı. Fakat bu fetvalar arasında özellikle iki tanesi oldukça popülerdi:

Cezayirli İslam alimi Venşerisi, İspanya’daki Müslümanlar için göç etmenin farz olduğunu söylemiş, çok çaresiz bir durum olmadığı sürece dine bağlı kalmayı vurgulamıştı.

Yine Cezayirli olan bir diğer İslam alimi Ubeydullah el Marawî Müslümanlar zorunda kalmışlarsa (Engizisyon mahkemelerine karşı kendilerini korumak amaçlı) kalplerinde bunun haram olduğuna inandıkları sürece içki içebilir, domuz eti yitebilir, kilisede heykeller önünde dua edebilirlerdi.

Moriskolar, el Marawî’nin fetvasını dikkate alarak onun dediklerini yerine getirmeye başladılar ancak Hristiyanlar böyle bir duruma karşı hazırlıklıydı. Bu sebeple Moriskolar ibadetlerini olabilecek en gizli şekilde yerine getirdiler. Namazları evlerde kılıyorlardı, cuma namazı mümkün değildi. Cenaze namazlarını defin işleminden sonra gecenin en karanlık saatlerinde kılıyorlardı.

Ramazan ayı genele göre kolay geçse de bazı açıkgözlü Hristiyanlar Ramazan dönemini bildikleri için önlerine çıkan herkese yemek ikram ediyorlardı, ikramı reddeden olursa engizisyon mahkemesine şikayet ediliyordu.

Dini kitaplar toplanıp yakıldığından gençler bilgisizdi. Dini bilgiye sahip olanların sayısı hızla azalıyor, yerlerine gelecek olan nesil bilgisiz yetişiyordu.

Doğan bebekler zorunlu olarak vaftiz ediliyordu. Vaftiz sonrası bebek evde yıkanıyor, İslamî usüllere göre kulağına ismi fısıldanıyordu.

İyice asimile edilmek istenen Moriskolar’ın Arapça konuşması da yasaklanmıştı. Arapça unutulmaya yüz tutmuştu ancak Arap alfabesi yasaklanmamıştı.

Böylece Moriskolar İspanyolca-Arapça karşımı bir dil geliştirmişlerdi. Bu dile Aljamaido deniyordu. Bu dil zor da olsa Arap gençlerini dinî açıdan bilgilendiriyor, gelecek nesilin az da olsa Arap alfabesine aşina olmasını sağlıyordu.

Aljamaido
Aljamaido

Örtüler yasaklanmış, İslamî bütün giyim tarzı yasaklanmıştı .

Yapılan bazı baskılar yalnızca Moriskolar için geçerli değildi. Moriskolar’a yardım eden Hristiyanlar’da ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyorlardı.

Baskıların daha da artmasıyla Granada Moriskolar’ı Muhammed bin Ümeyye (İspanyol ismiyle: Hernando de Cordoba) önderliğinde 1568 senesinde isyan başlattılar. İsyan, bütün uğraşlara ve desteklere rağmen 1571 senesinde Ümeyye’nin ölümü ile bastırıldı.

Osmanlı ve onların müttefiki Fransa’nın desteğini alan Moriskolar, İber Yarımadası’ndaki Hristiyan krallıklarını ve kiliseyi korkutmuşlardı. Kralların ve kilisenin ortak anlaşmasıyla Moriskolar’ı toplu bir şekilde sürgün etme kararı alındı.

1609-1614 arasındaki senelere kadar devam eden sürgünde bütün Moriskolar sürüldü. Çoğu Fas, Cezayir ve Tunus’a sürüldü. Azınlık; Selanik, Belgrad, İzmir, İstanbul ve Adana gibi Osmanlı şehirlerine gitti. Daha da az sayıda olanlar Fransa, İngiltere ve İtalya’ya göçtü.


Osmanlı padişahı I. Ahmet, üç ülkeye mektup göndererek onlara sığınan Moriskolar’a iyi muamele edilmesini; gerek görülmesi hâlinde güvenli bir şekilde Osmanlı topraklarına geçirilmelerini talep etti. Cezayir ve Tunus Beylerbey’lerine ise Moriskolar’ı himayeleri altına almalarını emreden fermanlar gönderdi.

Göç eden Moriskolar beş sene vergiden muaf edildiler ve pek çok alanda kendilerini geliştirdiler. Hristiyanlar ile yaşadıkları dönemde öğrendikleri tarım tekniklerini yerli halka öğrettiler ve toprakları verimli bir hâle getirdiler.

Sürgün sonrası Morisko tarihini takip etmek oldukça zordu ancak İspanya’da bulunan, Aljamaido dilinde yazılan bazı yazma eserler küçük Morisko topluluklarının İspanya’daki varlığını kanıtlar nitelikteydi.

Bugünkü Bence’miz bu kadardı :) umarım anlaşılır ve güzel bir dille yazabilmişimdir. On sayfa kâğıttan çıkardığım bu özet, tarihin her döneminde bu gibi olaylara rastladığımızın bir kanıtı.

Dünyada her an, her zaman, her saniye hatta her salise kötü şeyler yaşayabiliyoruz. Güncel gündemlerimiz İsrail-Filistin, yangınlar ve daha birçok mesele iken Uygur Türkleri’ni de unutmuyoruz. Hiçbir kıyımın geçerli bir nedeni olamaz. Bir topluluğa kıymak sadece silahla da olmayabilir; sadece kan dökülmesi gerekmez. Bu dünyada bir sürü masum insanın hem kanı hem de teri dökülüyor. Üstelik bu alın teri de değil, acının teri.

Bu tarih hiçbir olayı ilk defa yazmadı. Unutmayın ki tarih tekerrür eder ve ezilen her millet bir gün ışığa kavuşur.
Sömürülen, kanı dökülen bütün masum canlara 🕊️🌸

Baskıdan Özgürlüğe, Bir Etnik Hikâye: Moriskolar ve Reconguesta
Cevapla