İskender Pala'nın Efsane Kitabını İnceliyoruz...

Merhabalar KScanlar

Ve bir tane daha İskender Pala eseri ile sizlerle beraberim, bir önceki bencemde söz etmiştim bu kitaptan şimdi anlatmasam içimde kalacaktı. O mükemmel şahsiyeti anlatan bir eseri göz ardı etmek maalesef imkansız gibi. Kimmi o şahsiyet tabiki de Barbaros Hayrettin Paşa...

Bu aralar okuduğum eserlerde tarihimizin bu denli güzel ve naif işlemesini gerçekten çok ama çok güzel buluyorum. Ahmet Ümit ile başlayan bu serüvene İskender Pala 'yı da eklemek gerçekten beni çok mutlu etti...

Bana göre" Od" ve "Şah Sultan" eserlerinden sonra tarihi buram buram işlediği eserdir efsane. Çünkü denizlerin tarihini birçok yazar es geçmiştir. Ama İskender Pala bu güzel şahsiyeti ve maviliğinde huzur bulduğumuz denizi unutmamıştır.

Efsane

İskender Palanın Efsane Kitabını İnceliyoruz...

Herkesin bildiği gibi Devlet-i Aliyye çok köklü, zengin ve ihtişamlı bir tarihe sahip olan bir imparatorluktur. Osmanlı devleti ilerlerken ve gelişirken kendi Türklerden değil ama Türkler kadar Osmanlı devletine bağlı birçok kahraman vardır bu kahramanlar Osmanlı Devleti'nin ihtişamlı tarihine birçok katkıda bulunmuşlardır.Bu görkemli zaman diliminde, ne efsaneler ve ateşinin sevenleri kor gibi yaktığı aşklar yaşanmıştır, ah bir bilseniz!!!

Bazen aradığınız bir şeyi tarihin tozlu sayfalarında ya da tasvirlerinde bulamazsınız. Yeri geldiğinde en dibe, tarihte bir zamanlar yaşamış insanlara ve fırtınası, mucizesi, macerası çok olan denizlere de açılmak gerekebilir.

Hayatta hiç beklemediğiniz anda gelen ve sizi bekleyen mucizevi bir aşk ya da makam mevki kaderiniz olabilir. Tıpkı Hayrettin Paşa gibi , özellikle böyle kahramanlarının mücadelesi ve aşkı nesilden nesile giderek bir "Efsane" haline gelmektedir.

Ey aşk! Sana Yaradan nasıl bir duygu seli yükledi ki, bu işleyişin ile insanı İstanbul’dan başlayarak, Akdeniz’de aklın alabileceği neredeyse tüm ülke ve limanları; aşkın bu tarifi mümkün olmayan sihirli büyüsü ile kuşatabiliyorsun? İşte o Akdeniz ki, aşka meftun, kimliğini yıllarca saklayan bir aşığın peşinde koştuğu Billure’si için yeniden haritasını çizdiği ve kaderini yazdığı Akdeniz’dir. Aşk’ı ararken dostun düşman kılıcı ile tanıştığı, cevherin ise çeliğe rastladığı ve var olmak ile yok olma mücadelesinin verildiği denizdir Akdeniz!

Bu kitapta buram buram tarihle beraber Bir efsaneyi tanıyacaksınız; "Barbaros Hayrettin Paşa" efsanesini eve yanlış duymadınız denizlere aşık ve aşkını arayan bir adamın hikayesi bu roman. Romanda Barboros Hayrettin Paşa 'nın kaderi şöyle anlatılmaktadır;

Akdeniz, tılsımlı bir gün yaşıyordu. Sabah efendi uyananlar yine akşam köle oluyor, sabah köle uyananlar da yine efendiliğe yükseliyorlardı. Anladım ki bu sularda her şey umut ile korku, gam ile sevinç arasında birden değişiveriyordu. Kaderler ise en çabuk değişen şeydi.” S. 51

Kitabımızın konusuna şöyle özet geçersek;28 Eylül 1538 tarihinde, Yunanistan'ın kuzeybatısındaki Preveze'de Osmanlı Donanması ve Papa III. Paulus'ün çabalarıyla bir araya gelen Haçlı donanması arasında gerçekleşen deniz muharebesini güzel, romantik bir aşk ile birleştirerek bizlere aktarıyor. Burada, kitabımızda asıl kahramanımız Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa olsa da, kendisi büyük aşk yaşayan diğer iki karakterimiz olan Sidi Alcala (Seyyid Muradi) ve Beatrix’in (Billure) gölgesinde kalmaktadır.

Bence bu kadar anlatım yeter okuyucularına biraz merak sarması gerekmektedir.

Şimdi kitaba ve sizlere veda etmeden kitapta okurken çok sevdiğim, kitaba anlam katan alıntıları paylaşacağım;

  • Ben demek yakışmaz burada sen var ilken; düşermi söz söylemek, sevgili söylerken.
  • Yüce tanrım! Ya ona azacık merhamet ver,ya bana çokça dayanma gücü. Ya bendeki sevginin birazını ona ver; ya ondaki vurdumduymazlığın birazını bana. Tanrım! Ya onu bana ver, ya beni ona...
  • Çünkü doğru kişi, kulağından gireni kalbinde saklayan kişidir, yavrum.
  • Kadınların her şeyden haberleri vardır; sen haberdar olduklarını bilmesen bile...
  • Vedalaşmanın hakikatini o güne kadar meğer hiç kavramamışım. Vedalaşmak... Tekrar ne zaman buluşacağımı bilmeden vedalaşmak... Ne dayanılmaz bir keder. Bir ömür, bir yıl, bir ay, bir gün, bir saat veya bir dakika sonra buluşacak olunsa bile bu kederin kalbi helak edeceğini düşünerek vedalaşmak... Sökün edip gelecek hayal kırıklıkları, tükenen umutlar, bedeni sarsacak kalp atışları, neşe ve sevincin acı ve eleme dönüşmesini kabullenerek vedalaşmak...
  • Büyüklük yaş ile değil akıl iledir.
  • Hüner sahibinin hazinesinin anahtarı ağızdaki dilidir, Sidi. Kapı kapalı olursa kim ne bilecek mücevheratçı mı, yoksa hırdavatçı mıdır? Erdemli kişilere ziyanı dokunan iki şey vardır, konuşmak gerekirken susmak ve susmak gerektiğinde konuşmak.
  • Sevgiliye hiç dokunmamak ve kalbini, kalplerin gerçek sahibi olan Allah’a teslim edip aşkı öylece tatmak.
  • Biz iki arkadaştık. Birbirini seven iki arkadaş... Yoksa birbirini çok seven iki arkadaş mıydık? Yüreğimi yokladığımda kendime ben bile hayret ettim. Çünkü onu yüreğimin ta içinde, en derin yerinde buldum.

İyi okumalar...

İskender Pala'nın Efsane Kitabını İnceliyoruz...
Cevapla