Tarihsel Ve Şiirde Âhenk Unsuru Olarak Arûz Ölçüsü

Tarihsel Ve Şiirde Âhenk Unsuru Olarak Arûz Ölçüsü

Tarihsel olarak aruz ölçüsünün doğuşu

Develerin kumda bıraktığı toynak izlerinden yahut demircilerin demir döverken yarattıkları sesten ilham alındığı rivayet edilen aruz ölçüsü, ilk olarak Arap edebiyatında ortaya çıkmıştır.

İslamiyet öncesi Arap kavimlerinde belâgat, yani güzel söz söyleme, şiir gibi alanlar oldukça değerli görülürdü. Oturmuş bir yazılı kültürü olmayan Araplar, barış dönemlerinde Ukaz, Mekke gibi kentlerde panayırlar ve yarışmalar düzenlerdi. Saatlerce hikâye anlatma yarışmaları, şiir okuma yarışmaları ve nicesi... Öyle ki, en beğenilen şiirler o dönemlerde de kutsal kabul edilen Kâbe duvarlarına asılırdı. Bunlara muallakat-ı seb'a denir.

Kabileler, şiir gibi elde ettikleri başarılarla gurur duyar ve övünürlerdi. Dolayısıyla başarılı şairlerin kendi kabilelerinden çıkması bir övünç kaynağıydı. Dolayısıyla şiirin ve mûsikinin Araplar'da hep bir yeri vardı.

İran edebiyatına geçişi sonrası

İslâmiyet sonrasında aruz ölçüsü, Arap kavminin işgal ettiği yerlere taşınmış, İslâm ortak kültür aracılığı görmüş ve birçok şey gibi Arap kültüründeki ölçüyü de diğer toplumlara vermiştir.

Persler bu ölçüyle tanıştıklarında sadece olduğu gibi almamış, kendilerine uyarlamış ve bu ölçüyü oldukça fazla geliştirmişlerdir. Araplarda hep dar çerçevede asırlarca kalan ölçüye, gerek yeni nazım biçimleri gerek de bahirlerle zenginleştirmişlerdir.

Bunun önemi şu ki, Türkler gerek İslâmî öğeleri gerek de şiir gibi alanlardaki özünde Arap kültürünün parçası olan her şeyi Persler üzerinden almıştır.

Türk edebiyatında arûz ve yaşanılan zorluklar

Kitleler hâlinde, özellikle politik sebeplerle Batı Türklerinde benimsenen İslâm dini sonrasında en tabii olarak birçok kültürel öğe alınmıştır. Bunlardan biri de, Türkçe'ye pek uygun olmayan aruz ölçüsüdür. (Bunun nedenini son iki ana başlıkta anlatacağım.)

Hâlihazırda asırlarca devam eden sözlü şiir kültürüne sahip Türkler, mısralardaki hece sayısının eşitliğine dayanan bir âhenk unsuru olan hece ölçüsünü ve dörtlük nazım birimini kullanmaktaydı. Dolayısıyla geçiş süresince Türk şairler, seçtikleri aruz kalıplarını Türkçe'ye en uygun gelecek şekilde daha fazla açık hecenin bulunduğu 11 hecelik tef'ilelerden oluşturdu ve dörtlükler kullanmaya devam ettiler. Ayrıca kapalı heceleri sağlayabilmek adına birçok Arapça ve Farsça sözcüğü dilimize aldılar.

Daha sonraları Batı Türklerinde, Osmanlı'nın hüküm sürdüğü bölgelerde yüksek zümre edebiyatı denilebilecek bir divan edebiyatı oluşmuş ve şairler iyice Arap-Pers gibi davranmaya başlamış, yazılan bir beyitteki çok az sözcük Türkçe (genelde ekler gibi) ve geri kalanları Arapça ve Farsça'ya özgü sözcüklerden oluşmaya başlamıştır. Çünkü divan edebiyatı döneminde şairler, şiirlerinde ne kadar Arapça ve Farsça kullanırlarsa o kadar başarılı şiir yazdıklarını zannediyorlardı. Bir nevi divan edebiyatı (hem içerik, biçim, konu bakımından) taklit edebiyatıdır.

Cumhuriyetin kuruluşuna yakın arûzun Türkçe'ye uygun olmaması ve içerlerde uyanan milli hislerle de arûz yavaşça terk edilmiştir. Cumhuriyet sonrası en bilinen iki kullanıcısı Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı'dır. Son büyük temsilcisi ve Türkçe'ye başarıyla da uygulayan Yahya Kemal'in ölümünden sonra arûz, tarihsel bir olgu hâline gelmiştir.

Tarihsel Ve Şiirde Âhenk Unsuru Olarak Arûz Ölçüsü

Arûz ölçüsünün teknik kısmı

Arûz ölçüsünde temel alınan, mısraların açıklık-kapalılık ya da diğer adıyla uzunluk-kısalık değerleridir. Arûz da heceler üçe ayrılır:

Açık hece: Ünlülerle biten sözcüklerdir. Örneğin su sözcüğü, açık hecedir. Açık heceler "." (nokta) ile gösterilir. Ses değerleri yarımdır.

Kapalı hece: Ünsüzlerle biten sözcüklerdir. Örneğin gül sözcüğü, kapalı hecedir. Kapalı heceler "-" (kısa çizgi) ile gösterilir. Ses değerleri tamdır.

Uzatılmış hece (medli hece): Ses değerleri bir buçuk olan ve "-." (kısa çizgi, nokta) ile gösterilen medli heceler, çift ünsüz ya da bir uzun ünlüyle biten harflerdir. Örneğin dost kelimesinin sonunda iki ünsüz bulunduğu için medli, yâr ise ünsüz bir harften önce uzun ünlü olan "â" ile bittiği için medli hecedir.

Şiirde, şairin ölçüde kullandığı kalıbı bulmak için kelimelerin hepsi hecelerine ayrılır ve ardından bazı bu hususlara dikkat edilerek açıklık-kapalılık değerleri bulunur.

Örneğin Fuzuli'nin şu beyitini parçalayarak iyice öğrenelim mantığı:

Esîr-i derd-i aşk u mest-i câm-ı hüsn çok ammâ

Biziz meşhur olan Leyla sana Mecnûn bana derler

İlk olarak beyiti ele alalım. Hecelerine ayırdığımızda sırasıyla:

. - - - / . - - - / . - - - / . - - -

oluyor. Bu mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün kalıbıdır.

Şiirde "aşk u..." kısmında olduğu gibi vasl, yani ulama yapılmış. Ulama, ünsüzle biten kelimeden sonra ünlü bir harfle başlayan kelime bağlanarak, ondan önceki heceyi kapalı durumundan açık durumuna getirmek demektir. Yani aşk normalde medli hece olarak -. olacağına, vasl medi bozmuş ve -. olmuş. (Hayır, aynısı gibi gözüküyor ama değil. Medli hece eğer ulama olursa bozulur. Lakin medli heceyle de olsa ulamayla da olsa şu anki durum için kalıp aynı kalıyor. Ama şöyle olsaydı, gül ışıldıyor, gibi bir söz olsaydı, normal kapalı olan gül -isteğe bağlı olarak, kalıba uyması bakımından ulama yapılarak- ı'ya bağlanır ve gül açık heceye dönüşürdü.)

Ayrıca ilk mısrada tamlamalarda kullanılan "ı,i ve "ve" anlamına gelen u/vü" sözcüğünü görüyoruz. Şiirde kalıba uyması bakımından bunlar ister kısa ister uzun okunur. Örneğin esîr-i derd, derken ki "i" uzun; devamında derd-i aşk derken ki "i" kısa okunmuş.

Şimdi ikinci mısrada çok ama çok önemli bir şey göreceğiz. İmale, yani uzatma. Bu Türk aruzunda çok görülen (cumhuriyet öncesi aruz kullanımında) bir basit kusurdur. Kısa heceyi uzun okumaktır ve Türkçe'deki uzun hece yetersizliğinden ötürü divan edebiyatında mazur görülmüştür.

Örneğin Fuzuli, "Leyla sana Mecnun bana" derken "na" sözcükleri açık olmasına rağmen imale yaparak uzun saymıştır.

İşte! Bu güzel beyiti parçaladık, kalıbını ve aruzu öğrendik. Şimdi büyük ödül olarak şiirin anlamını veriyorum:

Aşk derdinin esiri ve güzellik kadehinin sarhoşu çoktur ama asıl meşhur olan biziz, sana Leyla, bana Mecnun derler.

Arûz ölçüsü hakkında bazı hususlar ve özet

Mısra sonundaki her hece, açık da olsa kapalı da olsa kapalı sayılır.

Vasl, diğer adıyla ulama, ünsüzle biten kelimeden sonra ünlü ile başlayan kelime gelmesi durumunda (isteğe bağlı olarak) kapalı hecenin açık hâle getirilmesidir.

İmale, kısa heceyi uzun okumaktır. Divan edebiyatında mâkul, cumhuriyet sonrasında kusur kabul edilir.

Zihaf, uzun heceyi kısa okumaktır. Büyük bir kusurdur. Şairler çoğunlukla bu durumdan kaçınır. Şiirin edebi kalitesini düşürür.

Med, çift ünsüz ya da bir uzun ünlüyle biten bir buçuk ses değerli kelimelerdir. (Örneğin aşk.)

Divan, şairlerin eserlerini topladığı şiir antolojileridir.

Mazmun, kalıplaşmış kavram sözcüklerdir. Örneğin gonca dendiği zaman ağız kastedilir. Bunun gibi kavramlara denir. Sıklıkla divan edebiyatında kullanılır.

Mısra, tek bir şiir satırıdır. (Batı edebiyatında dize.)

Beyit, iki mısra. Divan edebiyatında temel nazım birimidir.

Şahsi fikirlerim ve bazı beyitlerle kapanış

Son olarak bence aruz ölçüsü, Türkçe'ye başarıyla uygulanabilen ama emek isteyen, serbest ölçü diye şiirde ahengi çok zor yerlerde arayan ve sıklıkla bulamayan ve ahengi biraz daha basite kaçan hece ölçüsünden iyi ve unutulmaması gereken şiirde ahenk unsurudur. Bu ölçü ne tamamen Arap'ın ne de İslâm'ındır. Birçok başarılı şair ve şiirle, kattıklarımızla bizim kadar olmuştur bu ölçü. Önemli olan vezni sağlamak için Türkçe'den feragat etmemektir.

Neticede eğer bu yazıyı en azından teknik kısımdan beri düzgünce okuduysanız anlayacağınızı varsayıyorum.

Son olarak birkaç muhteşem beyitle kapanış yapalım.

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-i sabâdan gayrı

- Fuzuli,

Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler

Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kafir?

- Nedim,

Bağlanıp zülfünde bozdum ahdi de peymanı da

Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermanı da

- Şeyh Galib,

Ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb,

Sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku

- Zati

Tarihsel Ve Şiirde Âhenk Unsuru Olarak Arûz Ölçüsü
Cevapla