Selamlar dostlar.
Biraz uzun bir ara verdim farkındayım.
Hayat bazen en güzel cümleleri, en yanlış sayfalara yazar.
Hayat gibi, hikayeler de bitmeye mahkumdur.
Güzel başlayan her şey, bir anda karanlığa kapılabilir.
Bu hikayeyi de mutlu bir sonla noktalamak isterdim, fakat böylesi daha gerçekçiydi.
Keyifli okumalar diliyorum.
Aradan aylar geçmişti. Çok güzel bir ilişki içindeydiler, fakat geçen zamanla birlikte bazı kırılmalar, sessiz anlaşmazlıklar ve söylenmeyen cümleler görünür olmaya başlamıştı.
Zeynep artık dükkâna uğramıyordu. O tanıdık ses, o telaşlı gülüş, rafların arasından çoktan çekilip gitmişti. Talha, her sabah anahtarı çevirdiğinde kapının gıcırtısında onun adını duyar gibi oluyordu ama bu sadece yankıydı; duvarların, sessizliğe alışmaya çalışan bir adamın yankısı.

Bir gün, Talha tesadüfen bir köşe başında gördü onu. Zeynep gülüyordu. Yanında bir başkası vardı. O gülüş, bir zamanlar kendisine ait sandığı ışıktı. Göz göze geldiler mi emin değildi, ama o an Talha’nın içinde bir şey koptu. Kalbi kopmadı fakat umudu için aynı şey söylenemezdi.
Çünkü kalp zaten çoktan paramparça olmuş, kopacak bir şey kalmamıştı.

Zeynep onu gördüğünde durdu. Birkaç adım geri çekildi ve gözlerinin içine bakarak mırıldandı:
— Talha… biliyorum, bu hiç kolay değil. Ama ben… başka bir yolu seçmek zorunda kaldım.
Talha bir şey söylemedi. Sadece baktı. İçinde bir boşluk açıldı, bir yanının parçalandığını hissetti. Ama dudaklarından tek kelime çıkmadı. Susmak gerekti. O sessizlik, belki de en derin cevaptı.
O günden sonra Talha konuşmadı. Yazmadı da.
Defterinin arasında kalan son mısra yarım kaldı:
“Bir veda, bazen bin şiir kadar yakar insanı.”

Geceleri yine dükkânda kaldı. Rafları dizdi, kitapları kokladı, tozları sildi. Her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. İnsan, birini kaybedince değil; onsuzluğa alışınca eksiliyordu asıl.
Talha, dışarıdan umursamaz gibi görünüyordu. İşine odaklandı, müşterilerle konuştu, eski rutinini sürdürdü. Arkadaşları onunla buluşmak istediğinde gülümsüyor, espri yapıyor, her şey yolundaymış gibi davranıyordu. Ama geceleri, ışıklar sönüp dükkân sessizliğe gömüldüğünde, içindeki yangın daha da büyüyordu. Her adımında Zeynep’in yokluğunu hissediyor, kaybettiği o sıcaklığı düşünüyordu.

Zeynep’in bıraktığı boşluk, artık bir alışkanlığa dönüştü. Ne kadar uğraşsa da defterini açtığında bir zamanlar paylaştıkları anlar gözlerinin önüne geliyordu. O kahkahalar, o sessiz bakışlar, hiç gitmemiş gibi yerli yerindeydi. Talha, bazen bu anıların ağırlığıyla yere çöker gibi oluyor, sonra derin bir nefes alıp toparlanıyordu.
Zaman geçti. Mevsimler değişti.
Bir sabah defterini açtı, sayfalar arasında Zeynep’in yazdığı o satır çıktı yeniden karşısına:
“Baharın gelmesini beklememek lazım,
Bazen bir bakış yeter,
Kışı unutturmak için.”
Talha o satırların altına sadece üç kelime ekledi:
“Ve bazen… unutmamak için.”

Defteri kapattı ve raflardan birine yerleştirdi. Ne sattı o kitabı, ne de bir daha açtı.
Çünkü bazı hikâyeler bitmez.
Sadece susar.
Ve bazı kalpler, sessizliğin ağırlığı altında kendi içlerinde yanmaya devam eder.

Ve finalini de yapmış olduk. :)
Okurken keyif aldıysanız ya da bu ne boş bir konu diyorsanız olumlu/olumsuz fikirlerinizi aşağıda görüş olarak paylaşmayı ihmal etmeyin.
NOT: Kullanılmayacağını elbette biliyorum fakat bu hikaye denemesinin herhangi bir ticari amaç için kullanılması halinde Lösev, TOÇEV ya da Tema vakfına tahmini gelirin %20 sinin bağışlanması şartı var.
Anlayışınız için teşekkürler :)
-Kafiye Kırığı
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer