İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Bu Bence'mde sizlere inanın evrimsel sürecini en kısa ve yalın hâliyle anlatacağım. Gelin türümüzün hikayesine bir göz atalım. Ama önce Evren'in ve Dünya'nın oluşumundan başlamak mecburiyetindeyiz.

Evren'in Oluşumu: Büyük Patlama

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Evren'in oluşumuna dair en yaygın teori Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi'dir. Bu teoriye göre inanılmaz boyutlara çıkan ısı sıkışıp saniyeden daha kısa bir sürede devasa bir patlama meydana getirmiştir. Tabii bu durum, Büyük Patlamadan önce ne olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Albert Einstein'a göre hiçbir şey yoktu. Ancak ''hiçliği'' henüz muhakeme edemediğimiz için bu husustaki tartışmalar devam etmektedir. Büyük Patlama sonrası yıldızlar ve gezegenler oluşmuştur ve bu patlamanın 13,8 milyar yıl önce olduğu tahmin edilmektedir.

Dünya'nın Oluşumu

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Dünya'nın oluşumuna dair birden fazla teori olsa da yaygın teori gök taşlarının zamanla bir araya gelip yarattığı çekim gücüyle gezegeni oluşturması yönündedir. Kütlesi artan cismin çekim gücü de arttığından etrafındaki taşları kendine doğru çekmeye başlar. Dünya, giderek daha da büyür ve Güneş'in çekim etkisiyle bir döngüye girer. Bu döngü mevsimleri oluşturmaya başlar. İlk başlarda Dünya'mız bir ateş topuydu, Güneş'in etrafında dönmesiyle iklimler oluştu ve günümüzdeki hâlini almaya başladı. Ancak Dünya'mız birçok badire atlatmıştır. Bunlardan biri, Theia adlı gezegenin Dünya'ya çarpmasıdır. Bu gezegenin Dünya'ya çarpması sonucu Dünya ya da Theia'dan kopan parçaların uydumuz Ay'ı oluşturduğu tahmin edilmektedir. Ancak Ay'ın oluşumuna dair bu çarpma etkisi üzerinden birçok farklı teorinin de ortaya atıldığını belirtmek isterim. Dünya'mızın yaşı 4,5 milyar yıldır.

İlk canlının oluşumu

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Canlı oluşumunu oluşturacak aminoasit ve protein gibi oluşumlar suda mevcuttu ve enerji takviyesiyle ilk tek hücreli canlı teşekkül kazandı. Elbette bu enerji, Dünya'ya çarpan şimşek gibi birtakım doğa olaylarıyla açıklanabilir. Bu şekilde tek hücreli canlının ortaya çıkışı günümüzden 3,8 milyar yıl önce oldu ki bunu fosiller sayesinde bilmekteyiz.

Canlı çeşitliliğinin artması ve sudaki ilk zamanlarımız

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

3,8 milyar yıl önce tek hücreli canlı oluşumundan canlı çeşitliliğinin artmasına değin milyonlarca yıl geçti. Aslında bu çeşitliliğin 550 milyon yıl önce başladığı bilindiğine göre bunun ilk tek hücreli canlıdan çok sonra olduğunu düşünebiliriz. 5-6 cm uzunluğunda bir solucan kadarken ışığa olan duyarlılığımızla birlikte gözün evrimi başladı ve bu süreç atalarımıza göz organını kazandırdı. Gördüklerimize anlam verebildiğimiz bir organ daha oluştu: Beyin. Suda geçirdiğimiz birkaç milyon yılın ardından suda daha rahat hareket edebilmek için zamanla bugünkü balık gibi yüzgeçlere sahip olduk. Ancak suda yaşayan tek canlı biz değildik, canlı yaşamının sürdürülebilirliği canlıların birbirini yemesiyle mümkün olmakta. Dolayısıyla canlılar hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü olmak ve bulundukları ortama uyum sağlamak zorundalardı. Bu ortamda zamanla gösterdikleri biyolojik ve kimyasal değişimler, doğal seçilim sayesinde mümkün olmuştur.

Sudan çıkıyoruz

Tiktaalik
Tiktaalik

Yukarıdaki amfibi canlının adı Tiktaalik ve kendisi 365 milyon yıl önceki hâlimizdir. Fosili Kuzey Kanada'da bulunmuştur. Suda balık benzeri bir canlı iken bizden daha güçlü deniz canlıları atalarımızı sığ sulara itti. Zamanla başımızı sudan kaldırıp havayı solumaya çalıştık ve bu bize akciğer adında bir organ kazandırdı. Suyun içinden yüzeye doğru yaklaştığımız için gözlerimiz de yukarıyı daha net görecek şekilde evrildi. 365 milyon yıl önce hem suda hem de karada nefes alabiliyorduk. Artık böyle bir işleve sahip olmasak da etkisi günümüze kadar ulaşmıştır ve bu bazen hıçkırıklar şeklinde kendini gösterir.

Artık yumurta bırakmak yerine çiftleşmeye başlıyoruz

Casineria
Casineria

365 milyon yıl önce sudan karaya çıktığımızda birtakım zorluklarla karşılaştık. Ancak doğal seçilim, ortama uyum sağlamamıza imkan verdi. Karada daha rahat ilerleyebilmek için bacak ve parmaklarımız oluştu. Ancak derimiz oldukça ince, keza bırakılan yumurtaların kabuğu da öyle. Bu yüzden yumurtaları dışarıda döllemek yerine dişinin içindeyken döllemeyi tercih ettik ve böylelikle üreme başlamış oldu.

Daha güçlü ve yırtıcıyız

Varanops
Varanops

Hayatta kalma mücadelesi birtakım özelliklerimizi geliştiriyor. Daha güçlü çeneye, daha büyük beyin ve bedene sahibiz. Ancak bu süreç pek sürmüyor. Çünkü dinozorları oluşturan bir başka grup besin zincirinin tepesinde yerini alıyor. Dinozorların hakimiyetinin başlamasıyla evrimsel sürecimizde kritik bir dönüm noktasına girmeye başlıyoruz.

Dinozorların evrimsel sürecimize olan etkisi

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Biz henüz insan değiliz, sürüngeniz ve dinozorların varlığı bizim için ciddi bir tehdit. Ondan korunmak ve kaçabilmek için hızlı ve küçük olmak zorundayız. Bu sebeple doğal seleksiyon sayesinde 200 milyon yıl kadar sürede devamlı olarak küçülüyoruz. Dinozorların bizi bulmaları daha zor oluyor ve daha kolay hayatta kalıyoruz. 65 milyon yıl önce Meksika'ya çarpan göktaşı dengeleri değiştirecek olan fitili ateşliyor. Zira bu çarpma neticesinde Dünya'daki oksijen miktarında azalma meydana geliyor ve dinozor gibi 30 kilo üzerindeki bütün canlıların ihtiyaç duyduğu oksijen miktarı sağlanamadığından yok olmaya başlıyorlar. Ancak dinozorlardan ufak ve uçabilenlerin nesli tükenmiyor ve onlardan günümüze değin ulaşmayı başaranlara biz ''kuş'' diyoruz. Günümüzde en yırtıcı kartaldan en minik serçeye kadar kuşların ataları dinozorlardır. Ayrıca, günümüze kadar yaşayan tüm canlı türlerinin %99'nun neslinin tükendiğini de belirtmemiz gerekir. Dünya, sıcaklıkların düşmesi ve göktaşı çarpması gibi birçok doğal felaketlerin yaşandığı gezegen olmuştur. Bu doğal felaketlerin biri, dinozor çağını kapatıp minik olanların devrini başlatmıştır. Sonuç olarak dinozorlar, evrimsel sürecimizde başımıza gelen en güzel felakettir.

Memeliye dönüşüm

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Dinozorların varlığı, keskin duyulara sahip olmamızı sağladığı gibi memeli yani yavrularını doğuran ve emziren bir türe evrilmemize imkân verdi. Dinozorların yükselmesinden önce komodo benzeri yırtıcı bir canlı iken, dinozorların ortaya çıkışından sonra 200 milyon yıl kadar küçülme sonucu 5-6 cm büyüklüğünde memeli bir canlıya dönüştük. Ana besin kaynağımız, bizden çok daha küçük böcek türleriydi. Büyük ve yırtıcıların nesilleri tükendiğinden gezegenin her yerine yayılmaya başladık. Ancak sadece bir tür primatı oluşturacak ve geriye kalan türler farklı coğrafya ve şartlarda olduğundan başka türleri oluşturacaktı. Bu tür oluşumun adı esasen evrim ve hangi istikamette ilerleyeceği bulunan ortama göre değişiklik göstermektedir. Kısacası aynı türler, farklı coğrafyalarda farklı şekillerde gelişim sağlamaktadırlar.

Ağaçlarda yaşam daha güzel

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

55 milyon yıl önce ağaçlarda yaşamaya başlıyoruz. Bu alışkanlık daha güçlü sıçramamıza ve tutunmamıza imkân veriyor. 25 milyon yıl önce kuyruğumuz kısalmaya başlıyor ve günümüzde kuyruk sokumu olarak kendisini gösteriyor.

Ayağa kalkma süreci ve beraberinde gelen zorluklar

Australopithecus
Australopithecus

Daldan dala atlamaya başlayışımızdan 50 milyon yıl sonra daha güçlü kollara ve bedene sahip oluyoruz. Beynimiz portakal büyüklüğünde. Doğu Afrika'nın yükselmesinin ardından çorak yerlerde ağaçların seyrelmesi ve vahşi hayvanları görebilme ihtiyacından ayağa kalkmaya çalışıyoruz ve 5 milyon yıl önce iki ellerimiz serbest kalarak ayakta yürüyebilir hâle geliyoruz. Kalça kemiklerimiz ona göre şekil alıyor ancak bu durum doğurmamızı zorlaştırıyor. Bu sebeple bebeklerin çok gelişmeden doğması gerekiyor ve hâliyle diğer canlı türlerinin aksine insan yavruları çok aciz ve birkaç yıl bakıma muhtaç olacak şekilde doğuyor.

Dünyayı değiştirecek ilk adımı atıyoruz: Homo Habilis

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Ayağa kalkmayla beraber ellerimiz serbest kalıyor ve taş, odun gibi nesneleri canlı öldürmek için kullanıyoruz. Onları kavrayışımız, zamanla parmak kaslarımızı güçlendirip daha kolay kavramamıza olanak sağlıyor. Tabii 2 milyon yıl önce bir leşçiyiz ve tek başımıza avlanıyoruz.

Medeniyete atılan ilk adım: Homo erectus

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Homo erectus, aynı zaman diliminde farklı yerlerde yaşadı. Günümüzden 200 bin yıl öncesinde olanlarının beyni modern insan beynine oldukça yakındır. Onun döneminde şimşek çakması sonucu ateşi bulduk ve etleri çiğ yemek yerine kızartmayı tercih ettik. Bu durum öğütücü 20'lik dişlerimizin körelip diş etimize çekilmesine neden oldu. Günümüzde insanların bazılarında artık bu dişler hiç çıkmıyor bile. Çene kaslarımız ufaldığından beynin büyümesi için ekstra yer açıldı. Onun zamanında ekip hâlinde avlandık. Bu ekip birtakım iletişimi zorunlu kıldı ve garip sesler çıkartmaya çalışmamızla zamanla gırtlak, dilimize şekiller verebileceğimiz bir pozisyona evrildi. Bu da yüksek zekâmızla birlikte bize konuşma becerisini kazandırdı.

Modern insan: Homo sapiens

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Birçok insan türü var olup nesli tükenmiştir. Bunlardan en popüler olanı homo neanderthalensis'tir. Yine oldukça küçük boya sahip olan ancak nesilleri tükenen homo floresiensisler de buna örnek gösterilebilir. Bir grup homo erectus'un medeniyeti, 350 bin yıl öncesine değin modern insanın izlerini taşıyordu. Biz ''bilge insan'' anlamına gelen homo sapiens'iz. 70 bin yıl önce Afrika'dan ayrıldık ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılarak önce avcı-toplayıcı yaşam biçimini sürdürdük, sonra da kendimize medeniyetler kurduk.

Atalarımızdan taşıdığımız bazı izler

1- Üçüncü göz kapağı

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Gözünüze bakarsanız kenarda kavisli bir şekilde duran göz kapağının olduğunu görürsünüz. Tıpkı günümüzdeki sürüngen canlıların yana doğru kapanan göz kapağı gibi. Bu göz kapağı, milyonlarca yıl önceki sürüngen atalarımızdan kalan bir miras. Ancak milyonlarca yıl kullanmadığımız için köreldi ve işlevsiz hâle geldi.

2- 20'lik dişler

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Bitki ağırlıklı beslendiğimiz zamanda sert bitkileri öğütmek için öğütücü dişlere ihtiyacımız vardı. Ancak homo erectus ile birlikte kızarmış et ağırlıklı beslenmeye başladıktan sonra bu dişler işlevini kaybetmeye başladı ve zamanla diş etine doğru çekildi. Artık günümüzde insanların %30'unda hiç çıkmıyor bile.

3- Apandis

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Bitki ağırlıklı beslendiğimiz zamanlarda selülozun işlenmesi için gerekli olan bu organ da artık körelmiş organlarımız arasında yerini almaktadır.

4- Darwin çıkıntısı

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Günümüzde birçok memelinin kulağında bulunan bu çıkıntı insanların bir kısmının kulağında bulunmaktadır. Ancak bu da körelen ve etkisini tamamen kaybeden yerlerimizden biri.

5- Kuyruk sokumu

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

25 milyon yıl önce yok olmaya başlayan kuyruğumuz artık yok. Tıpkı karada yaşayan balinaların denize geçtikten sonra bacaklarının kısalıp içeride ufacık bacak çıkıntısının kalması ve 20'lik dişlerimizin diş etine doğru çekilmesi ve giderek yok olması gibi. Ancak bu içeride kalan kuyruk sokum kemiğimizin tamamen işlevsiz olduğu anlamına gelmemektedir.

6- Palmaris longus kası

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış

Milyonlarca yıl önce daldan dala atladığımız zamanlarda tutunmamızı sağlayan palmaris longus kası günümüzde körelmiş olsa da bazı insanlarda hâlâ bulunmaktadır. Ancak yıllar sonra artık kimsede olmayacak ve tamamen yok olacaktır.

İnsanın Evrimsel Sürecine Kısa Bir Bakış
Cevapla