Floransadan sabah çıktık ve meşhur Piza'ya geldik. Enteresan bir yapı şekli yıkıldım yıkılıyorum diyor ama yıkılmıyor meğer alttan gereken destekleme yapılmış artık o tehlikesi yok. Yalnız çarşısında inanılmaz çok miktarda Pakistanlı, Bengaldeşli ve zenci var işportacı.

Toskana vadisi enteresan bir yerleşime ev sahipliği yapıyor. Derebeylikler zamanından kalan tepelerde bir kilise ve o kilise etrafından yerleşim bugün aynen devam etmekte..

Pizza'dan hareketle sıkıntılı bir yolculukla Santa Margherita Ligure'ye geldik..

Sıkıntılı yolculuğun nedeni çok tüneller olan bir otoyolda yol aldık ve çok yol çalışması vardı. Buradan motorlar ile bizi Portofino'ya götürdüler. Bakınca zaten şehir aynen bizim Ege sahillerine benziyor.
Portofino'ya giderken sırtta bir villa gösterdiler ve meşhur Berlesconi'nin evi olduğu söylendi.

Portofina ufacık bir koyda bizim tabirimizle güzel bir köy. Gelen ziyaretçiler sayesinde oldukça kalabalık ve cıvıl cıvıl. Bizde böyle yer çok ama ne hikmetse biz satamıyoruz.


Buradan motorlarla tekrar Santa Margherite'ya döndük ve Milano'ya doğru yola çıktık. Milano'da ben hep İstanbul'u yaşadım.

Milano'da da meşhur San Antonio manastırı neredeyse şehrin göbeğinde ve bugün de aynı ihtişamı ile çalışıyor.

Milano meydanında İtalya birliğini kuran Çiçero'nun heykeli.

Yine o meydanda meşhur San Antonio kilisesi mevcut ve muhteşem bir yapı, içeri girmek için uzun bir kuyruk ve zırhlı askerler arasından xr taraması ile giriliyor.

Kilisenin hemen sağında yine muhteşem bir yapı kapalı çarşı ve iş merkezi olarak kullanılan 17. YY'dan kalan bir antik bina..

Bu çarşının ortasında bir boğa heykeli. Bu heykelin testisleri üzerinde topuk üzerinde dilek dileyerek dönmek gerçekleşiyor dediler. Ben 12 tur ata bindim düşmeden artık olur mu bilmem.

Milano'da başka bir meydandaki o meydan kapalı çarşının diğer yanında Michelangelo'nun heykeli ile süslü.

Milano'dan çıktık yola ve Venedik'e avdet ettik. Hiç de beklediğim gibi filmlerdeki ambiyansında görmediğim hayal kırıklığı yaşadığım bir yer olarak kaldı.

Venedik'teki meşhur San Marco meydanındayız. Aman tanrım sanki metre kareye 10 kişi düşüyor her yer insan dolu.

Burada da Saint Anthony kilisesi var ki duvarlarındaki resimler onun Hatay'dan cesedinin çıkarılıp Venedik'e getirildiğini hikaye ediyor..

Ayrıca meydanda iki yüksek direk üstünde Poseidon'la Pegasus'un heykelleri var.

Ve beklenen an gondolla kanalda gezinti... Oldukça pis bir su, ağır bir koku ve duvarlarda gördüğünüz gibi midye kaplı simsiyah duvar dipleri ve çok duvardan da aralardan sular akmakta.

Venedik'te bir gece kaldık ve sabah yola çıktık istikamet Slovenya idi.. Slovenya inanılmaz yeşil ve tertemiz bir yer yani kal deseler kalmayan insan olmasın... Hele ki Baled gölünü görünce insan cennet gerçekten burası diyebilir..

Bu resimdeki yer de ne kadar pis ve şekil bozukluğu olan bir yer olduğunu gösteriyor değil mi? Şaka gibi bir yer ama sokaklarda bir yaprak dahi yok Müslüman bunlar olsa gerek..

İtalyan mutfağı diye hep söylenir ama Roma'da bir restoranda söylediğimiz gibi garsona gelin makarna ve pizza nasıl yapılır size öğretelim sözünü hep söylüyorum.. Sabah kahvaltısında peynir, bal, reçel ve yumurta olmayan bir yer..
Slovenya'dan sonra Hırvatistan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden döndük.
Sağlıkla kalın.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar