Sevgi bir çok dilde kullanılan bir kelimedir.

Sevginin çok olağan üstü güçleri olduğunu söylemek isterim. Yaşamımızı renklendiren ve bizim hayatımızda çoğu zaman bir tılsım gibi dokunuş yapabilir. Hayatı farklı algılamamıza vesile olan, yaralarımızı saran mucizevi güç her zaman. Ve benim vazgeçilmezim.
Peki tüm bunların dışında sevgi başka bir surette gelebilir mi? Bunu hiç düşündünüz mü?

Sevgi başka bir surette gelir mi sözünü internette bir şeyler araştırırken karşıma çıkan bir cümle oldu aslında. Ve biraz bu konu ile ilgili araştırma yapmaya karar verdim.

Modern dünya edebiyatının özgün yazarlarından olan Prag doğumlu Franz Kafka. Yazarımızın hayatını, kitaplarını, özlü sözlerini bilen kişiler arasında iseniz, size bahsedeceğim öyküden de haberdarsınızdır.
Şimdi size bahsedeceğim öykü Gerd Schneider'in kaleminden "Kafka'nın Bebeği" ismi ile hayat bulmuş bir öyküdür.

Kafka'nın son haftalarını anlatırken hayata tutunduğu gerçek bir öyküdür ve alman yazar tarafından kurgulanmıştır.
Gelelim öykümüze. Küçük bir kız çocuğunun hayatına umut veren ve Kafka'nın zor zamanlarını yaşanır hale getiren, hayata tutunmasına yardımcı olan küçük bir hikaye aslında.

Şu ana kadar Kafka'nın yazdığı hiçbir mektuba ulaşılamamıştır. Ancak yaşanan olayların gerçek olduğunu yazarın son dönemlerinde yanında olan Dora Dymant tarafından onaylandığı ve kayıtlara geçtiği biliniyor.
Günümüze kadar gelen bu öykünün içinde biraz kurgu da olsa ders vermesi açısından, dile getirilip tüm herkesin de bu hikayeden bir şeyler çıkarabilmesi adına paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Hayatının son demlerini yaşayan Kafka, tüberküloz hastalığının pençesine düşmüş ve bu hastalık ile mücadele eden biridir. Tabi ki o dönemlerde yokluk içerisinde bir hayat sürdürmektedir.

1923 yılı sonbaharı yer Berlin Steglitz Parkı.

Bir gün siyah giyimli, ince yapılı olan Kafka ile, 7 ile 8 yaşlarındaki bir kız çocuğunun yolları kesişir. Bu kız kimsesizler evinde kalan çok sevimli bir kız çocuğudur ve oyuncak bebeğini kaybetmiştir. Bebeğini kaybettiğinden dolayı da ağlıyordur. Kafka ise oyuncak bebeğin bir köpek tarafından parçalandığı fark eder. Ağır hasta olmasına rağmen küçük kızı avutmanın yolunun arar. Ve bu küçük kız ile her gün parkta aynı yerde buluşma kararı alırlar. Tek amacı vardır küçük kızın yüzünün biraz olsun gülümsetebilmek ve onu hayata tekrardan bağlayabilmektir.
Yazarımız her gün buluşmaya geldiğinde yanında kaybolan bebeğin ağzından yazılmış bir mektup getirir yanında. Aslında bir nevi gönüllü bir oyuncak postacısı olmuştur.

Mektupta ise bebeğin dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktığı ve başından geçen olayları kendisi ile paylaşacağını söyleyen bir not vardır. Bunu duyan küçük kız çok mutlu olmuştur. Ve kendisini çok daha iyi hissetmeye başlamıştır. Her yeni güne artık daha umutla uyanması için bir sebebi vardır. Her gün parka heyecan içinde gelir. Ve her gün bebeğinden gelen farklı öyküleri dinler.
Kafka'nın satırları sayesinde, bebeğinin büyüyüp okula başladığını, yeni yeni insanlar ile tanıştığını, hatta en sonuncu mektubunda ise bebeğinin muhteşem bir düğünle evlendiğini öğrenir.

Dışarıdan bakıldığı zaman kiminize göre sıra dışı olan bu arkadaşlık, aradan geçen günler içerisinde giderek daha da pekişir.

Kafka'nın yazmış olduğu mektuplar, gönüllü olarak yapmış olduğu oyuncak bebek postacılığı ve minik arkadaşının sayesinde Kafka hastalığını unutur. Kendisi de bu sayede hayata daha da sıkı sarılmaya başlar.
Küçük kız ile bu görüşmeler aylarca sürer. Ama artık ayrılık zamanı gelmiştir, elinde bir hediye bebek ile küçük arkadaşının yanına son kez gelir.

Hediyeyi gören kız şaşkındır. Çünkü arkadaşının kendisine uzattığı bebek, eski bebeğine hiç benzemiyordur. Ama tabi ki Kafka'nın bunun içinde bir çözümü vardır. Son mektubunda, bebeğinin uzun dünya yolculuğu sırasında çok değiştiğini söyler.
Aradan çok uzun yıllar geçer. Bu sevimli küçük kız büyür ve yetişkin bir genç kız olur. Ama çocukluğunun o güzel anısını, bebeğini yanından bir tek gün bile olsa ayırmaz.

Bir gün ilginç bir şekilde hayatının her zamanında yanında olan oyuncak bebeğin içine saklanmış olan bir not bulur. İster istemez gözleri nemlenir. Çünkü satırlarda yazılı olan kelimeler yüreğini sevgi ile bir kez daha sarıp sarmalar.
Yazarımızın son notu şöyledir.
"Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek."
Öykümüz bu şekilde sona erer. Ve ben bu öyküden gerçekten çok etkilendim. Ve bir kez daha anladım ki sevgi'nin ne kadar yüce ve sonsuz olduğunu.

Evet, sevgi kesinlikle ama kesinlikle sonsuz ve YÜREKLERİMİZ'de...
Bu öyküden çıkarmamız gereken ise çocuk ruhuna nasıl zarafet ile dokunabileceğimizi gösteriyor. Ve karşımızdaki bir çocuk bile olsa onun kalbine verilen değerin önemi.

İlk baktığınız zaman alt tarafı ağlayan bir çocuk ve sadece kaybolan bir oyuncak bebekti. Ama Kafka'nın sevgi ile yaklaşımı, çocuğa verdiği değer ve incelik, hepimiz için basit bir olay gibi gözükse bile o bunu muhteşem bir senaryo halinde çocuğa sunuyor. 
Doğada bulunan tüm varlıklar herhangi bir çıkar ve beklentiye bağlı olmadan sevebilmek MUHTEŞEM bir duygu. Bu hem karşımızdaki için, hem de kendimizi için yaşamdan keyif almak ve neşeli olmak. 
Yaşam içindeki vizyonumuz; çevremizdeki her şeye SEVGİ dolu bir FARKINDALIKLA bakıp yaklaşmak olsun. Sevginin sonsuzluğu hepimizi sımsıcak sarsın.
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar