Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

İstanbul, 31 Aralık 2016 sayımlarıyla 14,8 milyon nüfuslu ve 5315 kilometrekare toprak alanlı Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı metropol bir şehirdir. Bu rakamlar, bize bir anıyı canlandırmada mahiyetsiz kalabilir. İstanbul'u anlamak için taşına ve toprağına ayak basmamız gerekir. Çünkü uzaktan gürültülü ve boğucu gibi görünen bu şehir, yakından bize çok daha farklı görünebilir. O hâlde, İstanbul'u anlamak için şehrin hatıra limanına yavaş yavaş kürek çekmeye başlayalım.

İstanbul'u İstanbul yapan, uğruna dökülen kanlardır. Zira talep ne kadar fazla olursa değer de o kadar artar.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

İstanbul; Sasanilerin, Avarların, Arapların, Bulgarların, Rusların; Yıldırım Bayezid'in, II. Murad'ın alamadığı bir şehirdir. Ta ki Fatih'e Peygamber müjdesi nail olana dek. 1123 yıldır Bizans İmparatorluğu'ndan alınamayan İstanbul'da bütün bu milletteki insanların ayak izleri hâlâ taşların üzerindedir. Şehri alma uğruna toprağı sulayan kanlar ve galeyana gelip askerlerin haykırdığı savaş nidaları dar sokakların arasında hapsolmuştur. İstanbul'un taşında, toprağında ve dar sokaklarında yürürken soluduğunuz hava bu manevi atmosferi yakalamanıza imkân tanır. Çünkü bugün, serbestçe dolaştığınız o şehre ayak basmak için toplamda 29 defa kuşatmaya gidilmiş ve bu uğurda yüz binlerce insan ölmüştür.

Hakkında yüzlerce söz söylenmiş, defalarca gözyaşı dökülmüş bir şehirdir İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Napolyon'un, ''Dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.''; Alphonse de Lamartine'in, ''Dünyaya sadece bir defa bakma imkânın olsa İstanbul'a bak.''; Petrus Gyllius'un ''Tüm şehirler ölümlüdür, İstanbul hariç.''; Chateaubrıand'in ''Dünyada İstanbuI kadar güzeI görünüşIü başka bir kent buIunmadığını söyIeyenIer, gerçekten hakIıymışIar.''; Pierre Loti'nin, ''Ah İstanbuI! Beni büyüIeyen isimIerden en çok büyüIeyeni yine sensin.'' ve Dolmabahçe'deki İngiliz donanmalarını gören Salih Bozok'un gözyaşlarının akması üzerine Mustafa Kemal Atatürk'ün, ''Geldikleri gibi giderler.'' dediği şehirdir İstanbul.

Geçmişi, maddi değeri paha biçilemez hatıralarıyla da hissettiren bir şehirdir İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

120 imparatora ve sultana ev sahipliği yapmış, 2000'e yakın inanç ve öğretiyi yaşamış ve üç semavi dinin kutsal emanetlerini taşımış; 10'dan fazla müzesiyle tarihî olay ve olguları milyonlarca insanın gözünde film gibi canlandırmış ve o dönemlere götürmüş güzide bir şehirdir İstanbul.

İki kıta arasındaki köprüdür İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Zbigniew Brzezinski'nin ''Büyük Satranç Tahtası'' adlı kitabında, Türkiye Cumhuriyeti'nin Asya ile Avrupa arasında köprü vazifesi görmesini en iyi temsil eden köprülerin yer aldığı; jeopolitik konumu sebebiyle birçok kez kuşatılmış ve boğaz üzerine sözleşmeler yapılmış mühim bir şehirdir İstanbul.

Dünyanın en eski kulelerinden olan Galata Kulesi'ne sahip bir şehirdir İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Bizanslılar tarafından yapılmış, uzun yıllar sonra Haçlı orduları tarafından tahrip edilmiş, daha sonra Cenevizliler tarafından taşlar ilave edilerek şehrin en yüksek yapısı hâline getirilmiş, Osmanlılar zamanında yükseltilerek yangın gözetleme kulesi ve barınak olarak kullanılmış bir kuleye ev sahipliği yapan şehirdir İstanbul. Sadece Galata Kulesi'nin anısı bile bizi İstanbul'a bağlayabilir. Bu kadar yaşanmışlığın ardından hâlâ Galata sınırları içerisinden bize el sallar.

Karadeniz ve Marmara ile birleştiği yerdeki adacığın üzerine kurulu Kız Kulesi'ne sahip bir şehirdir İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapmış, Bizans döneminde gümrük istasyonu olarak kullanılmış, Osmanlı döneminde ise savunma kalesinden karantina odasına kadar birçok görevi üstlenmiş kuleye ev sahipliği yapan bir şehirdir İstanbul. Bugün, içerisinden çatal bıçak seslerinin yankı yaptığı ve sık sık ziyaret edilen bir kule olarak varlığını hâlâ koruyor.

30 Osmanlı padişahına ev sahipliği yapmış Topkapı Sarayı'na sahip bir şehirdir İstanbul.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Fatih Sultan Mehmed'in, ''Ey İstanbul, ya sen beni alırsın ya da ben seni alırım.'' demesiyle şehri alması ve hemen akabinde şehri cihan imparatorluğunun başkenti hâline getirmesi İstanbul'un ne kadar önemli bir şehir olduğunu gözler önüne seriyor. Topkapı Sarayı'nın avlusu ve surları bizi Osmanlı dönemlerine götürmede bir vasıta görevi görüyor. Bu kadar devletin, milletin göz koyduğu bu şehir, en son Mustafa Kemal Atatürk'ün de gayretleriyle 29 Mayıs 1453'ten beri Türk toprağı olarak kalmayı başarabildi. Ne kadar garip öyle değil mi? Üzerine bastığımız topraklar, kimilerinin hayali, kimilerinin ise kıyameti olmuş.

İstanbul artık çok yaşlı ve de yalnız.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

İstanbul, geçmişte başka insanların dikkatini çektiği ve ilgi odağı olduğu için sürekli hareket hâlinde idi. Bu da onu genç ve dinamik kılıyordu. Ancak bu şehir, son zamanlarda dinamikliğini kaybetti. Çünkü Türkiye'de tecavüzün, çocuk istismarcılığının, tacizin en çok yaşandığı bir şehir hâline gelmesi onu yıprattı. İnsanların çoğu, kültür havasından feyiz almak yerine kalabalığın da getirdiği etki ile birbirlerini vurmaya başladı. Geçmişte İstanbul'da bunlar çok yaşandı ancak sürekli dıştan gelen saldırılar vardı ve bunun kaynağı da belliydi. Ancak şu anki durum tamamen virüs. Evet, İstanbul'da yaşamayı hak etmeyen insanlar şehri bir virüs gibi ele geçirdi ve İstanbul'u bulaşıcı bir virüs hastalığına terk etti. Şehre gelen insanlar arasında bu hastalıktan nasibini alanlar da oldu. Bütün bunların giderek katlanması, gece ve gündüz âleminin ayrı bir güzel olduğu İstanbul'un gece hayatını tamamen karanlık bir mezara gömdü.

Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzurun kıymetini huzursuzlar, sağlığın kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul

Tarihî dokulara bakıp geçmişteki olay örgüsünü zihnimizde canlandırmak, Sultanahmet minarelerinden semaya yankılanan sabah ezanıyla kendimizi İstanbul'da bir başına hissetmek ve hemen akabinde gemilere kervancı muamelesi yapıp onları takip eden martıların sesini işitmek uzun uğraşlar neticesinde yapılan tevekkülün getirdiği kabul olunmuş bir dua kadar içimizi kıvançla doldursa da güneşin ilk ışıklarıyla yeniden hareketlenen trafiğin ve onun bir sonucu olarak ortaya çıkan kavganın içimizdeki İstanbul hasretini söküp çıkarması da o kadar uzun sürmüyor ne yazık ki. Güler yüzlülüğü ve samimiyeti aramak için sık sık Mısır Çarşısı esnaflarını ve sokaklardaki kedileri ziyaret etmemiz İstanbul içinde kesilen antidepresan bir reçete mi? Değerini anlamak için İngilizlerin donanmalarıyla yeniden Dolmabahçe'den girmesi mi gerekiyor? Peki o zaman ne olacak? Yeniden canını tehlikeye atmaktan kaçınmayacak gaziler çıkacak mı? Mustafa Kemaller çıkacak mı? Yoksa yalnız kalan İstanbul'un hastalığını bahane ederek mezara koyduktan sonra terk mi edeceğiz? Kıymet, elden gittikten sonra bilinir ama şunu iyi bilelim ki, ölen bir kimse de asla geri gelmez.

İstanbul böyledir; ''Yaşanmaz burada.'' der çeker gidersin, üç gün geçmeden özlersin.

Taşıyla, Toprağıyla, Havasıyla ve Hayat Hikayesiyle Hepimizi Büyüleyen Dünyanın En Güzide Şehri İstanbul
Cevapla