İnsanların bizi tanıdığını düşünürüz, oysa çoğu zaman gördükleri davranışlarımızdan, söylediklerimizden ve onlara gösterdiğimiz kadarıyla bir “biz” oluştururlar. Peki gerçekten içimizde olanı, söylemediklerimizi ve kimseye göstermediğimiz tarafımızı anlayan biri oldu mu? Yoksa herkes bizi kendi bakış açısının izin verdiği kadar mı tanıdı?
Sizi gerçekten anlayan biri oldu mu, yoksa herkes sizi kendi gördüğü kadar mı tanıdı?
Ben şöyle düşünüyorum: Hani yeni tanıştığımız insanlar bir süre sonra "Artık seni tanıyorum." diyorlar ya... Neler yapabileceğimizi, neye nasıl tepki vereceğimizi, bir şeyi neden yaptığımızı bildiklerini sanıyorlar. İnsanların bizi bu kadar kolay tanıması* şaşırtıcı değil çünkü zaten kendilerinden artakalan o küçücük zaman dilimlerinde bizi çözdüklerini sanıyorlar. Sürekli kendi hayatlarını, kendi başarılarını ya da kendi dertlerini anlatmakla o kadar meşguldüler ki, karşılarında duran insanın derinliğine bakacak ne vakitleri oldu ne de niyetleri. Dolayısıyla, seni artık tanıyorum* dedikleri şey aslında kendi anlattıkları hikayelerin arasına sıkışmış bizim hakkımızda uydurduğu birkaç yüzeysel tahminden ibaret.
Beni gerçekten anlayan sadece iki kişi oldu: Rahmetli eşim ve kızım. Onlar beni anlattıklarımdan değil, sustuklarımdan da tanıyordu. Onun dışında insanlar beni ancak benim gösterdiğim kadar tanıdı. Çünkü insan herkese kalbinin bütün odalarını açmıyor; herkes de o kapılardan içeri giremiyor.
@MuzipFilozof'un son sözü: İnsan, herkese kendini anlatır; ama çok az kişiye gerçekten görünür.
Allah kızını sana bağışlasın, ömrünü uzun, bahtını açık, gönlünü huzurlu eylesin. Seni ona, onu da sana güç ve teselli vesilesi kılsın. Kaybettiğin eşinin mekânını cennet, makamını âlî eylesin. Geride bıraktığı emaneti olan kızını kötülüklerden korusun, hayat yolunda karşısına hep güzel insanlar çıkarsın. Allah size sabır, sağlık, huzur ve birbirinize güç olacak güzel bir ömür nasip etsin. 🤲
Beni gerçekten anlayan birkaç kişi oldu ama çoğu insan seni olduğu gibi değil kendi gördüğü kadarıyla tanıyor Zaten insanın tamamını anlamak için sadece dinlemek değil, gerçekten tanımaya çalışmak gerekiyor
Bazı insanları diğerlerinden daha çok sevme nedenimiz onlarlayken olan kendi versiyonumuzu sevmemizdendir. Herkesle farklı bir versiyonumuz ortaya çıkar ve birbirimizi aynalarız.
Hepimiz bir yansıtma görevi üstleniriz ve her insanla başka versiyonlarımızı deneyimleriz. Özlem duyduğumuzda da aslında o insandan çok onunlayken olan versiyonumuza özlem duyarız.
Bu kurtulmamız gereken bir duygu durumundan ziyade farkındalık kazanmamız gereken bir durum. Bunu farkettiğimiz anda özlem, sevgi, nefret gibi tüm duyguların kaynağını çözüp farklı anlamlarla kendimizi manipüle etme eğiliminden çıkmış oluruz.
Anladığınız kadar anlaşılırsınız, anlatabildiğiniz kadar anlayabilirsiniz. Ne kadar anlayışlı olursanız o kadar sakin bir ilişkiniz olur. Bu kadar basit bir denklem