Aşk gerçekten var mı, " Aşk yok sadece hormonlardan ibaret" Peki diğer duygu hallerimizde mi yok? Yok Sevgi vardır. İspatla?

"Aşk diye bir şey yoktur. Sadece hormonlar ve beynin kimyasal faaliyetleri vardır."

İlk bakışta kulağa oldukça bilimsel geliyor.

İyi de aşk gibi diğer tüm duygu durumlarımız da bir şekilde hormonal ve kimyasal sonuçlara dayalı.

Peki gerçekten öyle mi?

Bilim; aşkın kutsal olup olmadığını, kader olup olmadığını, ruh eşinin varlığını ya da sonsuza kadar sürüp sürmeyeceğini araştırmaz.

Bunlar felsefenin, edebiyatın ve inançların konusudur.


Bilim tek bir soru sorar "İnsanların 'âşık oldum' dediği duruma karşılık gelen, ölçülebilir, tekrar edilebilir ve nesnel bir biyolojik olgu var mı?"

Aşk senin arkasında gizemli, sihirli gücü etkisini aradığın bir şey olmayabilir; ama insanların yaşadığı, ölçülebilen, tekrar edilebilen ve biyolojik olarak gösterilebilen gerçek bir insan deneyimidir.

İşte bütün mesele budur.

Yıllardır yapılan beyin görüntüleme (fMRI), hormon analizleri ve davranış araştırmaları, romantik aşk yaşayan kişilerde ortak değişiklikler olduğunu gösteriyor.

Beynin ödül sistemi aktive oluyor.

Dopamin artıyor.

Oksitosin ve vazopressin devreye giriyor.

Dikkat tek bir kişiye yoğunlaşıyor.

Karar verme mekanizmaları değişiyor.

Yani insanlar "âşık oldum" dediğinde, bilim insanları buna karşılık gelen ortak biyolojik değişiklikleri ölçebiliyor.

İşte bu yüzden bilimsel makalelerde bu durum "Romantic Love" (Romantik Aşk) olarak tanımlanıyor.

Burada önemli bir ayrıntı var.

Bazıları şöyle düşünüyor:

"Hormonlar varsa aşk yoktur."

Oysa bilim böyle bir sonuç çıkarmaz.

Çünkü hormonlar, aşkın alternatifi değil, **biyolojik mekanizmasıdır.**

Aynı mantığı diğer duygulara uygulayalım.

Mesela...

"Görmek diye bir şey de yoktur."

Çünkü göz aslında hiçbir şeyi görmez.

Yalnızca ışığı algılar.

Retinadaki hücreler bunu elektrik sinyallerine çevirir.

Optik sinir bu sinyalleri beyne taşır.

Görüntüyü oluşturan beynimizdir.

O zaman "Görmek diye bir şey yoktur." mu diyeceğiz?

Ya da...

"Duymak da yoktur."

Kulak yalnızca hava titreşimlerini sinirsel uyarılara dönüştürür.

Sesi anlamlandıran yine beyindir.

Peki "Duymak yoktur." diyebilir miyiz?

Hayır.

Çünkü o biyolojik sürecin oluşturduğu yaşantıya **duymak** diyoruz.

Şimdi acıyı düşünelim.

Doktor sana;

"Acınız var mı?" diye soruyor.

Sen de;

"Hayır doktor, acıya inanmıyorum. Bu sadece sinir hücrelerinin oluşturduğu elektriksel aktivite." diyebilir misin?

Elbette demezsin. Çünkü acı, sinir sisteminin oluşturduğu gerçek bir deneyimdir.

Mutluluk...

Korku...

Üzüntü...

Öfke...

Hepsinin beyinde ölçülebilen karşılıkları vardır.

Mutlulukta dopamin ve serotonin değişir.

Korkuda amigdala aktive olur.

Öfkede farklı sinir ağları çalışır.

Üzüntünün bile beyinde kendine özgü bir karşılığı vardır.

Peki bunlar hormonlarla ilişkili diye;

"Mutluluk yoktur."

"Korku yoktur."

"Acı yoktur."

"Üzüntü yoktur."

diyor muyuz? Hayır.

Çünkü bilim, bu duyguların nasıl oluştuğunu açıklar; var olmadıklarını söylemez.

Aynı durum sevgi için de geçerlidir.

Burada ilginç bir çelişkiye düşülüyor "Aşk yoktur ama sevgi vardır."

Peki neden? Anne sevgisinin oluşmasında oksitosin hormonunun önemli rol oynadığını biliyoruz.

Bebeğini gören annede hormonlar değişiyor, bağlanma davranışı güçleniyor ve beyinde belirli bölgeler aktifleşiyor.

Şimdi biri çıkıp; "Anne sevgisi diye bir şey yoktur. Sadece oksitosin vardır." dese bunu kabul eder miyiz? Etmeyiz.

Çünkü oksitosin, anne sevgisinin yerine geçen bir şey değil, onun oluşmasına katkı sağlayan biyolojik mekanizmalardan biridir.

Romantik aşk da bundan farklı değildir.

Bilim aşkın şiirini yazmaz, değerini ölçmez.

Sadece şunu söyler "İnsanların romantik aşk dediği yaşantıya karşılık gelen ölçülebilir, tekrar edilebilir biyolojik ve nörolojik bulgular vardır."

Bilim için önemli olan budur.

Eğer araştırmalar sonunda hiçbir ortak bulgu bulunamasaydı, bunu da açıkça söylerdi.

Ama tam tersi oldu.

Bağımsız çalışmalar, romantik aşkın beyinde kendine özgü bir örüntü oluşturduğunu gösterdi.

Bu yüzden bilim insanları bu durumu "Romantic Love" olarak adlandırıyor.

Yani bilim "Aşk yoktur." demiyor.

"Aşk dediğimiz insan deneyiminin biyolojik karşılığı budur." diyor.

Belki de yanılgı tam burada başlıyor.

Bir şeyin nasıl oluştuğunu öğrenince, onun artık var olmadığını sanıyoruz.

Oysa yağmurun, gökkuşağının, görmenin, duymanın, acının ve mutluluğun nasıl oluştuğunu da biliyoruz.

Hiçbiri bu yüzden yok olmadı. Aşk da olmadı.

"Bir olgunun mekanizmasını açıklamak, onun varlığını inkâr etmek değildir."

Aşk gerçekten var mı, " Aşk yok sadece hormonlardan ibaret" Peki diğer duygu hallerimizde mi yok? Yok Sevgi vardır. İspatla?
Cevapla