Bazı kayıplar sadece bir insanı hayatımızdan çıkarmaz, bizi de eski halimizden uzaklaştırır. Kimi güvenini kaybedince değişir, kimi çok sevdiği birini, kimi de kendine olan inancını. Bazen insanı büyüten şey yaşadığı güzel günler değil, içinden sessizce geçtiği kırılmalardır. Sizce insan en çok kimi kaybedince değişir?
Tabiki de insani buyutup olgunlastiran sey mutluluk degil, yasadigi acilardir. Kac kere hayattin cemberinden gecersen o kadar kat be kat guclenirsin ve bir yerden snr da hissizlesmeye baslarsin...
Soruna gelirsek de her kayip bizim icin bir dalin daha kirilmasidir, bu sevdigimiz bir insan olur,. icimizdeki bir duygu olur farketmez. Hepsi aynı kapıya çıkar ve hepsi bizden bir dal daha götürür.. Ne zmn ki dallarimiz tek tek kirilip yesilliksiz çırılçiplak kaldigimizda, iste o zmn tüm firtinalara karsi savunmasiz oluruz...
İnsan en çok; çok sevdiği, çok değer verdiği, umut bağladığı ve hatta yaşama sebebi olarak gördüğü kişiyi kaybedince değişir. Çünkü o kayıpla birlikte sadece bir insanı değil, hayallerini, alışkanlıklarını ve içindeki birçok duyguyu da kaybeder. O günden sonra eskisi gibi olması da pek mümkün olmaz. Çünkü hayat, insanı bazen değişmek zorunda bırakır.
Bu güzel ve derin sorunu okuyunca düşündüm... 🤔 Bence insan, en çok kendilik algısını, yani kim olduğuna dair temel inancını kaybettiğinde değişir. Güven, sevgi ya da kendine olan inanç, sonuçta hepsi senin içsel dünyanı şekillendirir. Bu kaybın ardından yepyeni bir "sen" inşa etmen gerekir. 🌱
İnsan için en sevdiklerini kaybetmesi insan için muazzam üzücüdür. Ancak insan bunları bilir. Bunların hepsi canlı yaşamın doğum gibi ölümde doğal bir parçasıdır.
Hepimiz birgün bu dünyadan göçüp gideceğiz en sevdiklerimizi bile toprağa gömeceğiz yas tutacağız, çok üzülüp çok ağlayacağız. Ama ya insan bir gün kendisini kaybeder ise!
İnsan en çok kendince ne olur? Hayatta iken mlü gibi her şey değişir. Çünkü dışarıdaki kayıplar hayatından birini eksiltir; kendini kaybetmek ise hayatından kendini eksiltmektir.
İnsan kendinden uzaklştığı koptuğu kaybettiği gibi tekrardan kendisini arayıp bulma potansiyeline sahiptir diyorum.
İnsan en çok evlat kaybettiğinde değişir. Çünkü evlat, sadece sevilen bir kişi değil; aynı zamanda geleceğe dair umutların, hayallerin ve planların da merkezidir. Onun kaybı, yalnızca bir insanın yokluğu değil, kurulmuş bütün bir geleceğin de dağılması anlamına gelir. Bu yüzden yaşanan acı, sıradan bir yas sürecinden çok daha derin ve sarsıcı olur. Böyle bir kayıptan sonra insanın hayata bakışı çoğu zaman değişir. Eskiden önemli görülen birçok şey anlamını yitirebilir, günlük hayatın sıradan detayları bile farklı bir ağırlık taşımaya başlar. Kişi bazen içine kapanır, bazen de hayata daha farklı bir gözle bakmayı öğrenir. Acı tamamen geçmese bile, zamanla onunla yaşamayı öğrenmek zorunda kalır. Evlat kaybı, insanın iç dünyasında kalıcı bir iz bırakır. Bu iz, kişiyi eskisi gibi yapmaz; ama yaşanan değişim her insanda farklı bir yöne doğru gelişir.
İnsan en çok, en çok güvendiği ve değer verdiği kişiyi kaybedince değişir. Özellikle o kişi açıklama yapmadan, sessizce hayatından çıkınca, insanın içinde büyük bir boşluk ve “Neden?” sorusu kalır. Bu da kişiyi dışarıdan çok içeride değiştirmeye başlar çünkü insan o noktada olaydan çok kendini sorgular: “Ben nerede hata yaptım?”.
İnsan en çok içindeki o koşulsuz güveni emanet ettiği ilk kişiyi kaybedince değişir. Bu bazen bir sevgilidir, bazen bir dost, bazen de anne ya da babadır. Kim olduğu fark etmeksizin, o gittiğinde insan masumiyetini) kaybeder ve masumiyetini kaybeden birinin eski haliyle kalması imkansızdır..
İnsan en çok kendini kaybettiği zaman değişir. Başkasının kaybı bir acıdır, ancak o acı içinde kendi benliğini, değerlerini veya hayallerini kaybettiğini fark etmek; işte o an insanın en çok değiştiği andır.
Verdiğin değerin karşılığını alamadığında yaptığın fedakarlıkların göz ardı edildiğinde ve en çokta ona yaptığın yatırımın boşa olduğunda değişir ve uzaklaşırsın.
En İyi Cevaplar