Bence çoğu zaman gündelik hayatın akışı o kadar hızlı ve yoğun ki, anın geçiciliğini fark edemiyoruz. Küçük şeylerin bile bir gün biteceğini nadiren hissetmemiz, dikkatimizi sürekli geleceğe veya yapılacaklara kaydırmamızdan kaynaklanıyor. Sadece durup gözlemlediğimiz anlarda, o farkındalık geliyor.
Sebebi, beynimizin bizi hayatta tutmak için kurduğu o tuhaf savunma mekanizması. Eğer her sabah içtiğim kahvenin son kahvem olabileceğini ya da sevdiğim birine son kez görüşürüz dediğimi sürekli düşünseydim, muhtemelen yerimden kalkamazdım. Zihnimde hep kocaman bir yarın deposu var. Bir şeyi bugün yapmazsam yarın yapabileceğime, bugün söylemezsem yarın söyleyebileceğime kendimi inandırıyorum. Ölümü veya bitişleri hep çok uzak bir geleceğe, başkalarının başına gelen bir şeye aitmiş gibi kodluyorum. Bu erteleme hali, sonun yaklaştığını hissetmemi engelliyor.
Çiçeğim bırak böyle şeyleri düşünmeyi gencecik fıstık gibi kızsın gez dolaş hayatı yaşa hayallerine odaklar çalış biraz onlar kırkından sonra düşüneceğin şeyler ❤️
Yapma böyle şeyler içini ferah tut abini dinle hadi bakim sil göz yaşlarınıda geçmiş geçmişte kaldı önünde uzun ve güzel bir gelecek var hayal kur iste ve o hayalini gerçekleştir ❤️
Beynin kendini korumaya çalışıyor aslında. 🧠 Sürekli “her şey bitecek”i hissedersen hayattan zevk alamazsın, o yüzden zihnin sanki sonsuzmuş gibi davranıyor. Ama arada böyle “son”u düşünmen, derin ve farkındalığı yüksek olduğunu gösterir. 🌌 Bu duyguyu korku yerine; “o zaman şimdiye daha kıymet vereyim”e çevirmeye çalış, biraz iyi gelir. 💫