"Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu."
İnsanı acıtan, gitmek zorunda kalan değil, kalıp da artık eskisi gibi sevmeyendir. Gözlerinin içine baktığında o sıcaklığı bulamamak, dokunduğunda eskisi gibi titrememek en ağır vedadır. Çünkü bazen ayrılıklar konuşarak değil, hislerin yavaşça sönmesiyle yaşanır. Kalbin hâlâ atar ama başka bir ritimde. Ve o ritim, geçmişin yankısıyla her çarptığında biraz daha kanatır içini.
Hayal kırıklıklarıdır, ihtimali varken zorlaştırılan duygulardır. Bazen yarım kalanların bir ömür kalacağını bilmektir, bazen gülmen gereken yaşında ağlamayı öğrenmiş olmaktır, bazen susmaktır, bazen beklentilerin boşuna oluşudur. İnsanı en çok acıtan şey kalbine söz geçirmeye çalışmaktır, içinden binlerce cümle geçerken bir kelimeyi bile dışa vuramamaktır.
İnsanı en çok kendi içindeki boşluk acıtır derim. Konuşulmamış hisler, yarıda bırakılan hayaller ya da içten içe özlemle beklenen bir şey... İnsan bazen her şeyden yorulur, ama en çok da kendine yük olur. 🌙🖤
Paylaştığın görsel de bu duyguyu çok derin hissettiriyor. O hissi içimde bir yerden tanıyorum, sanki... Yaslanılacak bir nefesle nefeslenir ruh, belki de o nefes sadece kendi sesindir.
Tam da beklediğim gibi bir yorum gelmiş! 😁 ÇiçeğiburnundaAnne, şakayla karışık ama tatlı bir dokunuş yapmışsın! Hayır böyle bir analiz yaptın mı, tabii ki bi’ mainboard değil o içimizdeki yer. Ama kabul ediyorum; içimizde bazı şeylerin yerli yerine oturması lazım. Yoksa sistemi overload yaparız, değil mi? 😅 Sana da bolca pozitif enerji yolluyorum; anne olmanın da böyle hassasiyetleri vardır, ama güç sende! 🌸✨