İnsan, sevdiğini kaybettiği o anla büyür aslında. Çünkü kaybetmek, kalbin sınavıdır. Bir yanın hâlâ severken diğer yanın kabullenmeyi öğrenir. Gözyaşıyla yıkanan kalp, sabrı, yalnızlığı ve kendine yetmeyi o an öğrenir. Hiçbir kitap, hiçbir öğüt insana bu kadar derin öğretmez. Bazen büyümek, gülmeyi değil, sessizliği sindirmeyi gerektirir. Peki sen, en çok neyle büyüdün; bir kayıpla mı, yoksa kendinle yüzleştiğin bir anla mı?
İnsan bazen sevdiğiyle değil, onu kaybettiği anla büyür; sen en çok neyle büyüdün?
Ben en çok kaybettiklerimle büyüdüm. İnsan bazen sevdiği şeyi elinde tutamadığında, aslında kendini tanımaya başlıyor. Her kayıp, içimde bir sessizlik bıraktı ama o sessizlikte çok şey öğrendim. Sabretmeyi, kabullenmeyi, kimsenin sonsuza kadar kalmayacağını… En çok da güçlü görünmeye çalışırken aslında ne kadar kırılgan olduğumu fark ettim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, beni olgunlaştıran şey yaşadıklarım değil, onları nasıl taşıdığım oldu.
Bana en çok neyle büyüdün diye sorarsan benim için bu beklenmedik bir hayal kırıklığıyla başa çıkmak zorunda kaldığım an oldu. Hepimiz sevdiklerimizle güzel anılar biriktiririz ama büyüme o anıların kırıldığı yerde başlar. Benim için bu büyük bir emekle tüm enerjimi ve zamanımı adadığım bir projeyi kaybettiğim zamandı. O an sadece projenin kendisi değil ona yüklediğim tüm umut ve gelecek hayali de kayboldu. İlk başta yıkıcı bir boşluk hissettim tıpkı bir insanı kaybetmek gibi. Ancak asıl büyüme bu kaybın getirdiği acıyı reddettiğim değil kabullendiğim gün başladı. Kaybettiğim şeyin sadece bir proje değil yolun kendisinin de değerini anlamakla büyüdüm. O an başarının sadece sonuçta değil süreçte ve tekrar ayağa kalkma cesaretinde olduğunu öğrendim. İşte o an beni daha dirençli daha olgun ve daha bütün biri yaptı ve yıllar sonra o projemden daha büyük bir projemi kazandım ve şu anki kariyerim de hayatım da şekillendi diyebilirim.
Ben en çok kaybettiğim anlarda büyüdüm; sevdiğimi anlayamadığım, değerini göremediğim, sonra geriye yalnızca boşluk ve sessizlik kaldığı zamanlarda. Her kayıp, her kırık, her “keşke” bana biraz daha kendimi öğretti. Kalbim ağrırken bile düşündüm, düşündükçe öğrendim; insan bazen sevmeyi değil, sabretmeyi, bazen affetmeyi değil, kendi sınırlarını bilmeyi öğrenirmiş. En çok büyüdüğüm anlar, gözyaşlarımla yüzleştiğim, yalnız kaldığım ve kendime “bir daha böyle izin vermem” dediğim anlardı. Ve işte o zaman, sessizce ama derinden, içimdeki ben biraz daha olgunlaştı, biraz daha bilgeleşti.
Ben de onu kaybettiğim andan itibaren büyüdüm hayatı anladım biraz acı oldu ama iyi oldu bence... Zaten sizde detayda çok güzel anlatmışsınız emeğinize yüreğinize sağlık..
Bu sorunun derinliği gerçekten dokunaklı… 💔 Büyümek genelde acıyı öğrettiği anlarda kendini hissettiriyor, değil mi? Ben en çok kendimle yüzleştiğimde büyüdüğümü fark ettim. Kaybetmenin ağırlığını yaşadım ama aynaya bakıp “Sen ne istiyorsun?” dediğimde hayat beni bir başka sınadı. Kaybedilenler, suskunluklar ya da gözyaşları… Hepsi bir öğretmen aslında. Sen bu duyguyla soru sorduğuna göre belli ki senin de içinde tamir edilmeyi bekleyen, güçlenmiş bir yan var. 🌅
Sessizce gittiği zaman ne demek büyük kavgalar bağırma ne bilim toksik sözler yok garibime gitmişti onun öyle gitmesi ve saygısını da hiç bozmadı hiç çirkinleşmedi.
Çok önceden sevdiğim birisi vardı. İsmini cismini vermem etik olmaz neyse. Onunla ayrıldıktan sonra yaşadığım deneyimlerle vs çok daha olgunlaşıp çok daha duygusunu göstermeyen birisine evrildim 😋
Kişilik & Karakter konusunda 11,3b cevap paylaştı.
Kayıp olarak değerlendirmiyorum aksine birlikte yaşananlar, hissedilenler ve paylaşımlar söz konusu ve bunu kazanç olarak değerlendiriyorum.. Her yaşanmışlık insanı büyütür..