Dengeyi Araken?

Sorgulamalarım hiç bitmedi. Bitmesini de beklemedim. Kaç gecem uykusuz geçti, sayısını unuttum. Kaç gündüzüm, içimi kemiren o görünmez boşlukla geçti. Biliyorum, bu his sadece bana ait değil. Hepimiz insanız, bir yerlerde bu duygulara dokunuyoruz. Kimi kısa, kimi uzun süreli… Ama nasıl yaşadığımız, nasıl taşıdığımız kişisel. Derin, bize özel.

Çoğu insan, hayatın yalnızca maddi yönleriyle ilgileniyor. Sorunların tek nedeni para sanılıyor. Oysa ruhun eksikse, cebin dolu olsa ne olur? Daha kötüsü, üzülmeye bile hakkın yok gibi davranılıyor. “Sahip olduğun bunca şeye rağmen neden mutsuzsun?” sorusuyla suçlanıyorsun sanki. Oysa gerçek şu: Mutluluğun ölçüsü dışarıda değil, içeride bir yerlerde gizli.

Ben mutluluğu, bir hayvana uzattığım elde, kendi ellerimle büyüttüğüm bir bitkinin ilk filizinde, yolda yürürken ağaçlara ve güneşe dalıp gitmekte bulacağımı düşünmezdim. Hep, bize öğretilen o klasik masalı dinledik: "Mutluluk, zirvededir. Ona ulaşmak için çok çalışmalı, yıllar vermelisin." Oysa mutluluk, çoğu zaman bir anın içinde saklı. Sessiz, abartısız ve sade.

Bunu fark etmek önce insanı sarsıyor. Çünkü inandığın şey yıkılıyor. Ama sonra... sonra içinde bir şey hafifliyor. Hayatın en büyük öğretisi belki de bu: denge. Ne tamamen dolu olmak gerekiyor, ne tamamen boş. Yarım kalmak bile bazen tam olmaktan daha doğru. Çünkü her şeyin fazlası zarar: Fazla cesaret insanı yakar, fazla korku ise zincire vurur.

Bir uçta tükenenler var, diğer uçta hiçbir şey yapamamanın yüküyle ezilenler. Oysa doğanın bile dili denge. Geceden sonra gündüz geliyor, fırtınadan sonra duruluyor her şey. Hayatın ritmi de bu. Biz insanlar da bu ritme ayak uydurmalıyız belki de.

Bu gece anladım ki, eksiklik dediğimiz şey bazen sadece bizim ona verdiğimiz anlamdan ibaret. Belki de gerçekten eksik değiliz. Belki sadece tamamlanmaya çalışırken yanlış yerlerde dolmayı deniyoruz. Belki de “yarım” olmak, en insani halimizdir.

Ve en gerçek olan da şu: Denge, fıtratımıza en uygun olan şeydir.

Dengeyi Araken?
Cevapla