En çokta düşüncelerinden , hatalarından ya da yaşadıklarından. Zayıf olmak elbette utanılacak bir şey değildi. Benliğimde eksik olarak kabul ettiğim kaçıncı bilgi bu bilmiyorum.. bu sefer benim için değerli bir insanın yaşamakla alakalı bir sözünü hatırladım.. "istemiyor isen yaşamak zorunda değilisin" bu cesaret işiydi benim için... insan bir hiç olmak ister miydi? Dudakların, gözlerin ve hissetmenin hatta ve hatta düşünme fiilinin bile olmadığı bir yerin dahi olmadı bir hiçlik hali zor olsa gerek.. yapamazdım galiba bir hiç kadar olamazdım.. bir hiç ila var olmak arasında arafta bir yerde gibi hissediyorum... Çok garip acaba bütün insanlar öyle düşünüyor muydu? Yoksa ihtiyacları olmadığı için auto pilotta mı yaşıyorlardı bu hayatı bilemiyorum..
Hayat sana ne sundu ve sen ne aldın acaba : )
Ölüme dair bir dipnot..
O artık tanıdığım kişi değil ve bedeni bir yerlerde çürüsede sanırım o ağaçta, çiçeklerde belkide dna'sı farklı bir yaşamı tetikleyen bir ateş görevi görcek.. yaşamaya devam edecek ve dünya döndükce bu döngünü bir parçası olcak..
Oldukça içten bi yazı Psi, anlıyorum yazdıklarını.. 🍃
Yinede benim bakış açım ise bambaşka bu mevzuya az çok tahmin edilebilir.. Ölüm yaşamaktan daha kolay geliyor olabilir fakat yaşam, yaşamak biz insanlara vaad edilen bi servet eğer biz onu doğru kullanabilirsek. Fark etmek için vakit kayıp etmemek lazım. Zaten sonsuz yaşam diye bir şey yok, acele etmeye ölümü yakınlaştırmaya ne gerek var? Nefes alıp vermek bir nimet iken, o nefesin kaynağını bile isteye kesmek mi..
Ve herkes yaşamak zorunda. Şuracıkta kalan geriye ortalama 30 yaz var. 30 yaz demek yaklaşık 900 gün. Öteki yaza başla bir sayıyı çizmekle. Kaldı geriye 899, 898…
İnsan kendinden kaçtığını sanarken en çokta kendine sığınıyor.. Kaçmakta kalmaktan kolay geliyor insana, fakat çözüm kaçmak değil kabullenmek. Mükemmel olma zorunluluğumuz yok ki, neden neyden kaçıyoruz?
Bireyseliz ve herkes kendine sığınmalı. Elimizde teke tekiz zira yok başka bi Monroe sığınabileceğim 🙃
Ve son olarakta hayat bana bir şey sunmadı, ben hayatın içinden bir şeyler aldım kendi isteğim ile. İstemediğimide almadım..
Bu şarkıyı ise yazıda geçen “bir hiç ila var olmak arasında arafta bir yerde gibi hissediyorum” kısmına ithafen armağan ediyorum 🕊️
Hayat bana genlerimi sundu temelde 4 çocuklu bir ailenin belki erkek olur umuduyla dünyaya gelmesine göz yumulan kızı olarak. Geri kalan her şeyi zaman içinde ben inşa ettim.
Farklı olmak zayıf olmak demek değildir her zaman, hata da değildir tam olarak. Hele eyleme dökülmemiş düşüncelerden asla sorumlu tutulamaz insan. Bu insanlık dışı bir muamele olur kendimize.
Kesinlikle istemiyorsak yaşamak zorunda değiliz ama bizi yaşamayı istemeyecek noktaya getiren sebepleri tek tek teşhis edip ortadan kaldırabiliriz. Bu kadarını hak ediyoruz bence. Hem sen yaşadığın sürece arkadaşın da (duygu ve düşünceleri) senin zihninde yaşamaya devam edebilecek. Bu harika bir şey değil mi? 🤩🙃
2 defa yaşamaya devam etmeyi istemeyecek noktaya geldim. İlkinde 3 yıl süren bir hastalık sürecim oldu. 16 yıl önceydi. 4. ameliyatıma girerken iyi olamayacaksam kaldırma bu masadan artık yeter demiştim ☝️
Öncesindeki 3 yıl özel bir doktora para yedirip iyileşemedikten sonra bir üniversite hastanesinde hayatımı tamamen değiştirecek doktorumu buldum kendi çabalarımla. Gerçi o beni seçti kurul viziti sonrası.
İşte bir insan insanı hayata sıkı sıkıya bağladığı gibi hayattan tamamen soğutadabiliyor. 2. defa hayattan kopma isteğim 2. ve3. kişiler yüzünden olmuştu. Kendi yüzüme bakamıyordum aynada. Ciddi anlamda hayatıma son vermeyi düşündüm ama inançlı oluşum buna mani oldu. Ee ölemiyorum bari yaşayayım dedim. Hem psikiyatriye gittim hem de beynime reset attım bir daha beni o noktaya getirmesin diye. Bu da 5 yıl önceydi. Belki de bu yüzden kötü insanları aklımda ve kalbimde tutmuyorum, boşuna yer işgal etmesinler diye.
Fiziksel rahatsızlıklar da zihinsel rahatsızlıklar da oldukça zor hale getiriyor yaşamayı. Biz de elimizden geldiğince daha iyi bir duruma gelmek için mücadele etmeliyiz 🙏
1
3 Yorumla
Soran
8 ay
Gurur ya herşeyi kendin inşa etmek.. tebrik ediyorum...
Galiba hep kendime acımasız oldum birinin deyimi ile.. Acıtasyon yapmıyorum ahahha
Sanırım nedemek istediğini anladım ve mantıkli sebebleri bulup yoketmek..
Öyle elbette : ) bu beni mutlu etti ki burada o hassasiyeti bulabilecek bir insana denk gelmek..
Çok çok geçmiş olsun sanırım dayanamazdım yerinizde olsaydım. Ya bazı doktorlar gerçekten sıkıntılı.
Madem ölemiyorum bari yaşayayım bu acı bir seçim ve gurur verici.. hakikaten bu kararlılık tebrik edilesi 🙏
İnsanları kalbinde ve zihninde tutmamak bu iyidir. Yapılabiliyorsa..
Öyle elbette döngüye girme durumu olmuşsa daha tehlikeli hal alıyor..
Umarım bende hayata bu bakıs açısıyla bakabilirim 🙏
teşekkür ederim yorumun için çok çok
Cevap sahibi
8 ay
Rica ederim. Başkaları yapabiliyorsa sen de yapabilirsin 🥳
Bazen insanın en çok kaçmak istediği şey kendi içindeki yankılarıdir. Ne kadar uzaga gitsem de, ne kadar susmaya çalışsam da, içimde taşıdıklarımı bavul gibi peşimden götürmek zorunda kaldım hep.
Bir zamanlar beni en çok incitenlerin, en çok değer verdiklerim olduğunu gördüğümde aslında asıl mesafenin şehirlerden değil, insanın kendi kalbinden geçtiğini anladım.
Hayat bana bir şey sunduysa, o da şu ki; uzaklaşmak asla cözüm değil, yüzleşmekse özgürlük. Kendi hikâyeni kabul etmeden, hiç olmaya da var olmaya da adım atılmıyor.
Bazen en büyük cesaret, yeni bir yere gidip yeniden var olmak değil, kendi içimizde kalıp acımızla, yarım kalan taraflarımızla oturabilmek oluyor.
Belki de hepimiz biraz “arafta”yız ; ama o araf bazen en gerçek yerimiz. Çünkü orada kendimize en yakın, en çıplak, en sifatsiz , en maskesiz hâlimizle duruyoruz.
2
5 Yorumla
Soran
8 ay
Bu güzel yorum için teşekkür ederim elinize sağlık.. İnsanın içindeki yankılar , sesler ve düşünceler evet bunlar bazen gerçekten zorlayıcı olabiliyor..
Öyledir ya bir yerde bir söz müydü yazı mıydı tam hatırlamıyorum fakat.."tüm hayatım bavuluma sığar"demişti birisi.
Diğer insanlar kurduğun bariyerden geçemez ya ondan dolayı kendi duvarların içinden gelen saldırıya insan daha cok üzülüyor...
Haklısın kendinle yüzleşmek önemli fakat mevcut durumda yapamıyorum ne yazıkki...
Benim yapabildiğimi kim söyledi ki , kim ne kadar başarıyor ve nasıl başarıyor ben de bilmiyorum. Aslında en büyük fayda da zarar da kendimjze kendimizden geliyor. Başkalarıyla ve bizde bıraktıkları travmatik izlerle savaşmayı bir yerden sonra bırakıyor insan, ya pes ediyor, ya aşıyor ya da alışıyor, ama kendimizle savaşımız bitti gibi sansak da belki de hiç bitmeyecek ...
Yani dediğiniz üç durumdada o yaralar karakterin bir parçası oluyor ve sökmek zordur ama düzenlenebilir bence zor olsada... Bu gün mevcut beni onlar oluştursada bazen bırakabilmek ya da değiştirebilmek gerekiyor...
Bizler kendi kendimizin düşmanı v dostuyuz elbette..
Yorgunluk yorgunluk yorgunluk... Kendinden kaçmazsın acıdan kaçarsın.. acıya sebep olan her şeyden kaçarsın aslında bazen.. En çok seni sevmemiş olan sevdiğinden kaçarsın.. en çok seni anlamayan dünyadan kaçarsın.. Kendimi anlatamadım, kendimi sevdiremedim diye kendini kandıramayacak kadar yorulduğunda artık, bir tek kendini alırsın yanına.. Geçmez acı, acı geçmeyecek anlarsın.. Kendinden kaçarsın ama bir tek kendin varsındır yanında yine... En çok kaçtığın hep içindedir.. Kimse, neyse...
"Zihnimizde defalarca kez uzağa gitme planları yapar, herkesten uzaklaşma fikriyle kaybolmak isterdik. fakat asıl sorun kendimizden kaçabilir miydik? istediğiniz kadar uzağa gidin, kendinizden kaçmadığınız sürece uzaklık bir adım bile sayılmaz..."
Kefen, Şehnaz Haşimoğlu
1
1 Yorumla
Soran
8 ay
İnsanın kendisinden daha iyi bir yoldaşı yok... gölgem bile karanlıkta beni yalnız bırakıyor derdi değerli birisi...
Sanırım bir noktada her hatayı kendimde arasamda. insanlar anlamak istediğini anladı bende anlatmak istediğimi anlattım.
İnsan kendinden kaçar mı? Sanmıyorum. İnsan kendini bulmaya çalışır, içine (özüne) ulaşmaya çalışır, onunla kavuşup sarmaş dolaş olmak ister..
Ama bazen yolu karistirir, kaybolur, yolda asıl yoldasini ( kendisinin özünü-yaraticinin yansimasini) unutur başka arkadaslar edinir. Ve tüm merkezine onları koyar, hatta binlerce putu olur bu sebeple.. kimi için makam, kimisi için iş, kimisi için aile, kimisi için para, kimisi için güzellik, kimisi için ise... Ve bu sonradan karşılaştığı yoldaşlar ile sarmaş dolaş olur ve kendini iyice kaybeder.. Ve bir bilinmezlik, anlamsizligin içinde kaybolur.. hiçbir yere ait hissetmez.. çünkü yaradılışın besin kaynağı varken o suni şeylerle kendini doyurmaya calismaktadir.
iste.. bu şeyler kendisinden uzaklaşmasına neden olur.. ve kendinden kaçtığını sanır aslında..
1
1 Yorumla
Soran
8 ay
Benim yaptığım ne acaba ahaha
Muhtemelen dediğinizde mümkün, Yani özünü bulmasının uzun sürmesi diğer insanların dikkatini çekmesi ve esas pusulanın manyetizma etkisi nedeniyle doğru ibreyi ve yeri göstermemesi durumu yaşanıyor olabilir...
Aslında gitmek istenilen yerin terketmek istenilen yerden bir farkı yoktur... Sıkıntı psikolojiktir... Etrafta seni anlayan seninle aynı sıkıntıları ya da mutlulukları yaşayan ve paylaşan biri ya da birileri olduğu takdirde mekanın pek bir önemi kalmıyor... Evin penceresinden bile etrafa farklı günlerde farklı duygularla bakıyoruz. Bu da değişimin görüntüde değil duygularda olduğunu gösterir
İnsan aslında kendinden kaçmaz. Geçmişte yaptıklarından ya da gelecekte karşılaşacaklarından korktuğu için kaçar. Kendisinden değil, hatalarının yankısından, pişmanlıklarının gölgesinden, belirsizliğin korkusundan saklanır. Ama ne kadar uzaklaşmaya çalışsa da, aklındakiler bir gölge gibi bırakmaz peşini... çünkü insan nereye giderse gitsin, kendisini de yanında götürür.
1
4 Yorumla
Soran
8 ay
Öyle arkideş eline sağlık : )
Bazen beynimi cıkarıp dondurucuya koymak istiyorum ahhahah
Auto da olan tek şey arabam. Ben kendimden kaçmayalı epey bir zaman oldu. İdrak yollarım açıldı açılalı olumlamanın faydasını görüyorum. Gelene hay hay, gelemeyene bay bay demeyi öğrendim
1
3 Yorumla
Soran
8 ay
İlk cümlede hem güldüm hemde gurur duydum... Tebrik ediyor ve başarılarınızın devamını diliyorum elbette olumlama etkilidir öyle duydum