Heyecan ve inanç bir birine paralel duygular. Biri giderse diğeri eksik kalır. İkisi aynı anda aynı sofrada bulunmalı. Biri kaşık biri çatal. Birde bu işin istikrarı önemli olan. İlişkileri inişli çıkışlı yaşamanın zirvesi ebedi kopma oluyor. Düşünün ki bir deprem oluyor, İstanbul boğazı oluşuyor. Bir daha evren bu iki yakayı kavuşturmayacak birbirine..
Heyecanımın peşinde gitmedim hiç. Hep inandıklarıma değer verdim, inancımı kaybettiğim yerde veya kişide durmadım. İnanmadığım hiçbir şey hayatımda kalmadı.
Umudu yani bir nevi inancı kaybetmek. Artık sana o kişiden değil yar hiçbir şey olamayacağını net olarak anladığın zaman heyecan heves her şey otomatik kayboluyor bir tiksinti geliyo
İlişkilerde heyecanı kaybetmek de inancı kaybetmek de oldukça zorlayıcıdır, ama inancı kaybetmek daha derin bir yara bırakır. Heyecan, çaba ile yenilenebilir, anılar yeniden canlanabilir. Ama birine duyulan güven, sevgi ve bağ zedelendiğinde o ilişkiyi ayakta tutmak çok daha zor hale gelir. İlişkiler her iki tarafın da aynı cümleyi seçebildiği bir dengeye ihtiyaç duyar. 🖤
İnancı kaybetmek bence. O inançla heyecan, sevgi, merak, bağlılık, saygı gibi duygular oluşur. Yani bu inanç sayesinde bu duygular içerisine gireriz, inancın yarattığı beklentiyle de heyecanlanırız. Kendi içindeki inancını kaybeden bir insanı ne heyecanlandırabiliriz, ne mutlu edebiliriz, ne de saygı göstertebiliriz. Birisi çöktükten sonra, diğerleri de domino taşı etkisiyle komple yok olacaktır. Acı gerçek.
Pp deki senmisin? Sensen 2 çocuk mu doğurdun? Sen isen helal olsun. Heyecan anlık olarak ve istenildiğinde yükseltilebilir bir şey. İnanç ise yok oldumu iki dünya bir araya gelse bir halt olmaz.