İnsan, geçmişin yüküyle mi yoksa geleceğin belirsizliği ile mi daha çok sınanır?

Genç adam her sabah denizin kıyısına oturur, dalgaların karanlıkla aydınlık arasındaki dansını izlerdi. Ufuk hep puslu, yarın hep belirsizdi. İçinde korku da vardı, umut da… Sanki her dalga ona şunu fısıldıyordu: “Görmediğin yarınlardan korkma, belki de en güzel armağan tam da orada saklı.” O gün anladı ki, hayatın ağırlığı geleceğin gizeminde değil, insanın belirsizliğe rağmen yürüyebilmesindeydi. Çünkü kalp, korkuyla çarparken bile umudu taşımayı bırakmazdı.

İnsan, geçmişin yüküyle mi yoksa geleceğin belirsizliği ile mi daha çok sınanır?
İnsan, geçmişin yüküyle mi yoksa geleceğin belirsizliği ile mi daha çok sınanır?
Cevapla