Geçmişin ağırlığını taşımak mı daha zor… yoksa geleceğin belirsizliğinde sürüklenmek mi?

Sisli bir sabahın kıyısında yürüyordu. Adımlarının altındaki yol, birkaç metre ötesini bile göstermiyordu. Her adımında taşların şekli değişiyor, bazen yol bir patikaya daralıyor, bazen uçurum kenarında genişliyordu. Ne ileride bir tabela vardı ne de geride bir iz… Sadece sisin içinde yankılanan kendi nefesi ve kalbinin ritmi. Bir an durdu; içinden geçen ilk düşünce “Nereye gidiyorum?” oldu. Cevap yoktu, ama o yine de yürümeye devam etti. Çünkü durmak, sisin içinde kaybolmak demekti; yürümekse belki de ışığa çıkma ihtimali…

Ve anladı ki, geleceğin belirsizliği, tıpkı bu sisli yol gibi: Görmediğin yerden korkarsın, ama o adımları attıkça yol da seni, sen de yolu şekillendirirsin.

Geçmişin ağırlığını taşımak mı daha zor… yoksa geleceğin belirsizliğinde sürüklenmek mi?
Geçmişin ağırlığını taşımak mı daha zor… yoksa geleceğin belirsizliğinde sürüklenmek mi?
Cevapla