Duyguların sürükleyişi; cehennemi de yaşattırır insana, cennette gül bahçesinin arasında süzülmeyi de. Denge kurmak aklın işiydi; kontrolü elindeyse. Elinden kaçan ip artık çok uzakta, kaçanı kovalamak ise zaman kaybı. İkisinin arasında mekik dokumakta öyle.
Hayatıma yön veren ağırlıklı olarak aklımdır. Çünkü önemli kararlar alırken duyguların geçiciliğinden ziyade mantığın kalıcılığına güvenirim. Olaylara objektif bakmaya, artılarını ve eksilerini değerlendirerek en doğru adımı atmaya özen gösteririm. Ancak duygularımı tamamen göz ardı ettiğim anlamına gelmez bazen kalbin sesi, mantığın sustuğu yerde yol gösterici olabilir. Bu yüzden aslında akıl ve duygu arasında bir denge kurmaya çalışırım, ama nihai kararı çoğunlukla aklım verir...
Şöyle kaçanı kovalamak zaten zaman kaybı çünkü bu noktada kovalamak, duyguların anlık paniğiyle yapılmış bir refleks olur aklın tartması değil. Bu yüzden Platon haklıydı. O da şu. Duyguların sürükleyişi işte o yarı bölgedir. Gerçekmiş gibi hissettirir ama çoğu zaman gerçeğin kendisi değil. Locke'un da dediği gibi, "aklın bize verili işlevi, arzunun üstüne freni koymaktır. O freni kullanmazsak "mekik dokuma" dediğin şey aslında sürekli ileri geri savrulmaktan ibaret kalır. Aristoteles'in "orta yol" dediği, ipi tamamen bırakmak değil, ona köle olmak da değil. Spinoza'nın işaret ettiği ruhun gücü bilgiyle tanınması ancak bilgili insan şehvetlerinin peşinden sürüklenen cahil insandan daha güçlü olduğu. Lakin işin acı kısmı şu; David Hume'un dediği gibi, umutla korku arasında gidip gelen bir zihnin, kendini "kararsızlık" döngüsünde oyalaması çok kolay. Sartre'a kulak verirsek geçmişin anlamını biz belirleriz. Yani demem o ki: İpi bırakmak bazen kaybetmek değil tam aksine kendini kurtarmaktır.
İpi bırakmakla gelecek olan belirsizliğin varlığı, korkunun kendisi. Ama zaten bu belirsizliğin sürükleyeceği kaybolmuşlukla mücadele edemeyeceğini düşünen ruh kendini o ana sürüklüyor. Yine bir varış yok. Kendini kurtarmak ise çok uzakta. Geniş bir açılım oldu, sevdim🧚🏻♀️
Genel olarak insanın hayatının seyri bu şekilde ilerliyor. Seçim zor ve bu yükü üstlenmek istemiyor. Kaçış kolay ve gerçekleşmeyenler için hayıflanmakta öyle.
İşte tam da orada, yüzleşmekten korktuğu için o gerçeği saklar. Bu psikolojide savunma mekanizması olarak geçiyor, neden? Çünkü cesaret eksikliği değil, kendini savunma mekanizması çünkü kalp, acıyı doğrudan yaşamak yerine hayal kırıklığıyla örtüyor. Hayatta kalma stratejisi lakin uzun vadede bu hayatta kalma stratejisi, zincirden başka bir şey değil.
Evet, bir şekilde kendini koruyor ama bugün ötttükleri yarın örteceklerinin habercisi. Gerçek ise derinlerde gizleniyor ve var olan katmanın fazlalığı onu kapatmak için yeterli değil. Dediğin gibi zamanla bir şekilde zincirlerle onu tutan şey olacaktır.
Hayata yön veren bazen akıldır, bazen de duygular. Duyguların sürükleyişi; insana cehennemi de yaşatır, cennette gül bahçesinin arasında süzülmeyi de…Ama denge kurmak, aklın işidir. Eğer kontrol sende ise, ip elindedir. Elinden kaçtıysa artık çok uzaktadır; kaçanı kovalamak ise yalnızca zaman kaybıdır. İnsan çoğu zaman ikisinin arasında mekik dokur. Aklın pusulası doğru yolu gösterirken, yüreğin fırtınaları bazen o rotayı değiştirir. Tek başına akıl soğuktur; tek başına duygu ise yakıcı. Asıl ustalık, ikisini aynı sofrada oturtup karar alabilmektir. Ve bazen, yolun sonunu görmek için aklın gözlüğünü takarsın; ama o yolda yürümek için mutlaka yüreğini yanına alırsın.
Kişilik & Karakter konusunda 11,2b cevap paylaştı.
Bazen aklım direksiyona geçer, mantığın gösterdiği yoldan gitmeye çalışırım; ama duygular hep arka koltuktan seslenir, rotayı değiştirmeye zorlar. İkisi de kendi dilinde haklıdır, biri güvenli olanı ister, diğeri hissettirenin peşine düşer. Hayatımın dönüm noktalarında fark ederim ki, sadece akılla yaşamak ruhu yorar, sadece duygularla yürümek ise yarı yolda bırakır. Asıl denge, ikisini de aynı masaya oturtabilmekte. Aklın ışığıyla duyguların sıcaklığı birleştiğinde yol daha net, adımlar daha sağlam olur. Ne hislerimi sustururum ne de aklımı görmezden gelirim.
Bence sorunun içinde zaten kendin çok güzel özetlemişsin! Aklın kontrolü kaçırdığında duyguların seni sürüklemesi çok insani bir şey. Ama aslında denge dediğimiz o ince çizgi, ikisinin ortak dansından çıkıyor. Ben de bu hayatta aklımı bir rehber, duygularımı ise bir renk paleti gibi görmeyi tercih ediyorum. Tek başına biri yetmiyor, yoksa hayat sönük ya da çok karmaşık oluyor. Sen dengeyi bulmaya çalış, gerisi kendiliğinden gelecektir. 😊✨
Cidden karmaşık bir soru atmışsın ortaya, ama güzel de bir noktaya değinmişsin. Şimdi benim denge meselesine gelirsek, hani şu arazi kaygan derler ya; işte o! 😏 Ama şunu söyleyebilirim, dengeyi bulmak kadar onu korumaya çalışmak da ayrı bir mücadele. Bazen ipin ucu kaçıyor, bazen tatlı bir uyum yakalıyorsun. Peki ya sen, bu çizgide nasıl duruyorsun? 🙃
Çocukluğum. Konu hayat oldu mu gel saklambaç oynayalım demişim gibi davranıp hemen ipleri eline alıyor çocuk benliğim. Burada kuralları ben koyarım diyor bende hayran hayran izliyorum. Çocuklar asla sıkıcı, ciddi yerlere sokmaz çünkü beni biliyorum
Bence hayatıma yön veren hem aklım hem de duygularım ama denge çok önemli Aklım bana mantıklı kararlar almamda, olası sonuçları görmemde yardımcı oluyor Ama duygularım da ne istediğimi, neyin benim için değerli olduğunu anlamamda çok etkili Eğer sadece aklımla hareket edersem hayatım soğuk ve tatsız olabilir Sadece duygularımla hareket edersem de yanlış kararlar verebilirim O yüzden ikisini dinleyip, birbirini tamamlamasına izin veriyorum
Bir insan duyguları yerine aklını takip ediyorsa bu insanın duygularını köreltmişlerdir. bir anda olmaz bunlar zamanla sindire sindire yerleşir insanın içine İnsan duygularını eskisi gibi hissetmez, tesiri altına girmez.