Acını seninle hisseden mi… mutluluğunu kıskanmadan paylaşan mı daha erdemlidir?

Yağmurun altında, küçük bir banka oturmuşlardı. İki eski dost…

Biri, hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, yorgun ve hüzünlü bir haliyle anlatıyordu acılarını. Diğeri ise, sessizce onu dinliyor, gözlerinde şefkatin ışığı yanıyordu. O an, acıyı paylaşmanın ne demek olduğunu görüyordun; sanki kelimeler değil, yürekler birbirine dokunuyordu.

Aylar sonra, aynı bankta yine buluştular. Bu sefer anlatılan, hayatın getirdiği küçük sevinçlerdi. Yeni bir iş, uzun zamandır görmediği bir gülüş, paylaşılan bir mutluluk… Ve o anda, kıskançlık hiçbir yerde yoktu. Sadece içten bir sevinç vardı, arkadaşının ışığını kendi karanlığına tercih etmekteki o büyük erdem…

Yol, ikisini de sınadı; bazen acının en derininde birlikte ağladılar, bazen mutluluğun en yüksek noktasında birlikte güldüler. Ve anladılar ki, gerçek dostluk; acını seninle hissetmekle, mutluluğunu kıskanmadan paylaşmakla büyür.

Hayatın en zor, en güzel dersi buydu: Yanındakinin hem en karanlık hem en parlak anında yanında olabilmek.

Acını seninle hisseden mi… mutluluğunu kıskanmadan paylaşan mı daha erdemlidir?
Acını seninle hisseden mi… mutluluğunu kıskanmadan paylaşan mı daha erdemlidir?
Cevapla