Sustuğun her an, aslında içindeki sesi biraz daha büyüttün. Her yutkunuşunda kelimeleri değil, duygularını yuttun. O söyleyemediklerin, seni sessizce yoğurdu. Dışarıdan güçlü görünürken, içinden çığlıklar kopardın belki de. Çünkü bazen susmak, sadece susmak değildir; karakterinin en sağlam parçaları o sessizlikte şekillenir. Bir bak, kaç kere sustun ve o suskunluk seni kim yaptı?
Kaç kez sustun da, karakterin çığlık atarak şekillendi?
Sayısız kez sustum… içimde fırtına koparken dudaklarım kıpırdamadı. Boğazıma düğümlenen her kelime, içimde bir duvar ördü. Her boş ver de biraz daha büyüdüm. Bazen kırıldım, bazen yutkundum ama hep güçlü görünmeye çalıştım. İşte o sustuğum anlar var ya… beni ben yaptı. Karakterim çığlık atarak değil sessizce bağırarak şekillendi. Kimse duymadı ama ben hep duydum kendimi..
Kişilik & Karakter konusunda 204,1b cevap paylaştı.
"Kaç kez sustun da, karakterin çığlık atarak şekillendi?" sorusu, aslında sustukça biriken ve içimizde büyüyen duyguların, sonunda karakterimizi nasıl şekillendirdiğini sorguluyor. Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişse de, genellikle şu temalar etrafında şekillenir: Sessizliğin Karakter Üzerindeki Etkileri: İçsel Çatışma:Sürekli susmak, kişinin içinde biriken öfke, hayal kırıklığı ve üzüntü gibi duyguların bir içsel çatışmaya dönüşmesine neden olabilir. Bu çatışma, zamanla kişinin karakterinde derin izler bırakabilir ve onu daha güçlü veya daha kırılgan hale getirebilir. Duygusal Zırh:Sürekli susmak, kişinin kendini korumak için bir duygusal zırh örmesine neden olabilir. Bu zırh, kişinin dış dünyaya karşı daha dirençli olmasını sağlasa da, aynı zamanda onu daha yalnız ve izole hale getirebilir. Karakterin Dönüşümü:Sustukça biriken duygular, bir noktada patlama noktasına ulaşabilir ve kişinin karakterinde ani bir dönüşüme neden olabilir. Bu dönüşüm, kişinin daha cesur, daha kararlı veya daha asi bir hale gelmesine yol açabilir.
Bazen, sesimizi çıkarmadığımızda, yani sustuğumuzda, karakterimiz aslında en çok şekillenir. Sessizliğimizde, verdiğimiz tepkilerde veya sustuğumuzda içimizde biriken duygular, düşünceler ve deneyimler, zamanla bizi şekillendirir. Dışarıya yansıtmadıklarımız, içimizde büyür ve bazen o "çığlık"lar, kendimizi ifade edemediğimizde içsel bir patlama olarak ortaya çıkar. Karakterin şekillenmesi, çoğu zaman hayatta karşılaştığımız zorluklarla, haksızlıklarla ve bazen de korkularla ilişkili olur. Bazen sustuğumuzda, bizi o "çığlık"larla ifade etmeye iten bir güç doğar. O içsel patlama, belki de en çok kendimize olan güvenin, öfkenin ya da kırgınlığın dışavurumudur. Sustukça daha fazla şey birikir ve sonunda içsel gücümüz, kendini dışarıda görmek ister. Her sustuğunda, belki de senin içinde bir değişim başlar; ve bir noktada, sustuğun o anlar biriktiğinde, karakterin kendini daha güçlü, daha derinden şekillendirilmiş bir insan olarak bulur. Yani bazen sustukça, aslında karakterimiz daha çok konuşur, ama sadece içsel bir dilde.
Ben sustukça onlar kazandı, ben küçüldüm sandım. Duygularımı, benliğimi, kendime saygımı yitirdim zannettim. Ama hayır. Sadece kırmamayı, kulağıa da kalbi de kapalı olanı fark etmeyi öğrenmişim. Şimdi susuyor muyum? Hayır çünkü işin o noktaya gelmesini önlüyorum baktım kırılmama ramak kaldı gidiyorum. Kırıldıkça büyür aslında insan. Bu yüzden çocukların yüzündeki neşe, büyüdükçe kedere dönüşüyor
Bazen sessiz kalmanın içsel bir dönüşümü tetikleyebileceğini vurguluyor. İnsanlar, kendilerini ifade etmekte zorlandıklarında ya da sustuklarında, içlerindeki duygular, düşünceler birikir ve zamanla kişiliklerini şekillendirir. Sustukça, aslında daha güçlü, daha net bir kimlik oluşturabiliriz.
Belli bir süre artık sürekli karşımdaki insan kırılmasın, üzülmesin diye kendini kırıyorsun. Her kırıldığında içinde ve kendinden birşeyler eksiliyor. O sustuklarında illaki bir şekilde kendini gösteriyor, ya bir sağlık sorunu oluyor ya da fiziksel bir gösterge olarak kendini belli ediyor. O yüzden susmak ve içine atmak pekte iyi bir şey değil.