Binlerce bahaneler ile kendimizi avutur, mutlu olmasak da maskemizi takar Vendetta gibi gülümseriz. Bir yerden sonra insan kendi karanlığı ile yüzleşmek zorunda hisseder.
Nedir benim acı gülümsememin sebebi, her şeyim olmasına rağmen neden gerçekten sevinemiyorum...
Aslında biliriz bütün ipuçlarını ama uçuruma bir adım kala son adımı atmadan iç dünyamızı sorgulamak aklımıza gelir...
İnsan herşeyden bıktığı zaman içindeki karanlığa yürür?
Herşeyden bıkıp içine yürüyünce binbir ses ve renk (siyahın baskın olduğu) karşılıyor. Şaşırıyor ve çok mücadele ediyorsun. Ama içindeki kenarda büzüşmüş çocuğu bulup aydınlığa doğru götürüyorsun yavaş yavaş..
Bazen öyle anlar geliyor ki her şeyden yoruluyoruz. insanlardan, koşuşturmadan, beklentilerden.. Ne yaparsak yapalım yetmiyor gibi hissediyoruz içimizde büyüyen o boşlukla baş başa kalıyoruz İşte o zaman içimizdeki karanlığa doğru yürüyoruz kafamızda olan biteni büyüterek.. Orada kendimizle yüzleşiyoruz korkularımızla kaybettiklerimizle sustuklarımızla…tüm yaşantımzla. Karanlık ürkütücü ama aynı zamanda sakin Belki de o sessizlikte kimseye göstermediğimiz yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz içimizdeki bu yürüyüş yeniden aydınlığa çıkmak için bir mola meditasyon aslında))
Yaşamın yükünü omuzlarımızda hissedip umutlarımızın tükendiği anlarda bir nevi karanlığa sığınmaya meyilli oluyoruz, sorunlardan kaçmaktan daha çok kendi iç dünyamızdaki karmaşıklıklarla yüzleşmekten kaçınma isteğimiz de olabiliyor. Aslında kış mevsimi gibi, tıpkı doğanın karanlık ve soğuk kış aylarında dinlenmesi gibi, biz de bu dönemde içimizde bir dönüşüm geçiriyoruz
Karanlık kısımdan ziyade kendi iç dünyasında aydınlığa yönelir. Her kendindeki keşfe çıkışı ve o keşifin sonuçlarına ulaşmak insani daha da aydınlatacaktır.
Bu tür bir surecten gecmek bence iyi, insan kendini gercek kimligini taniyor ve duzeltmesi gerekenleri ön plana çikariyor bu tür durumlar ve iç gözlem.