Bir insan ne oluyor da bağımlılık geliştiriyor ve bırakmakta bu kadar zorlanıyor. Asıl can alıcı nokta ne bağımlılık oluşumunda? Bir çok bağımlılık var ve bir tane de değil bazılarında az ola biliyor elbette.

Bağımlılıklar bu aralar baya arttı...
Bir insan ne oluyor da bağımlılık geliştiriyor ve bırakmakta bu kadar zorlanıyor. Asıl can alıcı nokta ne bağımlılık oluşumunda? Bir çok bağımlılık var ve bir tane de değil bazılarında az ola biliyor elbette.

Bağımlılıklar bu aralar baya arttı...
Bazıları zevkten bazıları sevgisizlikten bağımlı hâle geliyor. Bağımlı olduğu insan ise sevgi beklemesinden kaynaklı oluyor. Çocuğun anne ve babadan beklemiş olduğu sevgi hakkıdır. Sevgili, eşten beklenen de hakkıdır ama sevgi tükenmişse saplantı hâline getirmeden yolları ayırabilir de kişi ama benim saplantı anlayışım sitedeki kişilerden sanırım farklı. Olayı ya benimsin ya kara toprağın moduna getirip hayatına farklı biri ile devam ettirmek istediğinde sevgilisini, eşini öldüren kişilere ben saplantılı diyorum. Ayrılınca arayan, mesaj atan, ulaşmaya çalışan kişiler benim için saplantılı değiller.
Bağımlılık davranışının temelinde canlının "fayda bulduklarına yakın olmak istemesi durumu" var bana kalırsa. Vahşi doğa da birçok örneğiyle karşılaşabiliriz. Bir boz ayı somon balığının üremek için kullandığı göçü farketmesiyle bu döngüye kendisini bağımlı kılar ister istemez. Bir balına, üreme döngüsünde ki planktonlar için okyanuslar aşıp belli bölgelere gidebiliyor. Yani sürecin kendisine bağımlı kalmakla farkında olmadan adaptasyona da uğruyor.
İnsanda ki bağımlılık ta temelde bu bağlamda. İnsanlara iyi olarak görünen davranışlar pek bağımlılık olarak nitelenmese de temelde aynı dürtüden kaynaklıdır. Bir kitapseverin bu ilgisi ya da bir sanatseverin bu tarz eylemleri bir bağımlılıktır. Ama toplum bu kelimeyi olumsuz olgular için kullanmayı tercih eder.
Kişi sosyolojik olarak travmalara sahipse ya da seçimlerinde mantıklı tutuarlı sonuçlar varedemez ise bu bağımlılık dürtüsü yanlış eylemlerle örtüşebiliyor. Uyuşturucu, alkol ya da diğerleri kişinin bağımlılık dürtüsünü yanlış eylemlerle çakıştırdığını gösterir. Bağımlılık tam anlamıyla kötü eylemleri kapsamayıp doğru yönelimlerle iyi olanlar içinde gerçekleştirilebilinen bir durum bana göre.
Aklımızın içinde ve dış etkilerin bizde yarattığı engeller var bu cepte. İyi ya da kötü olarak bağımlılığı suçlayamayız bu durum engellerin sebep sonuç ilişkisi bu da cepte, engellerinde amacı adaptasyon ve bir çeşit eleme yöntemi güçlü olan devam ediyor ilkel kafamla düşünürsek bu da cepte, eleme sistemi nerden geliyor? O sınırlar ölüm yaşlanma bir engel , sınır engel demek. Başka yorumda dedim bir şey var kocaman bir havuz ve adını evren olarak tanımlamışız ama bir 3000 yıl sonra dünya olmasa bile engelin ötesinde ne var? Engel kavramı iyi de olabilir kötü de olabilir o zaman çünkü fayda sağlaya bilirde. Sonsuz bir enerji var ve baş ya da son dediğimiz bir şey belki yok sınırsızca kendi engellerimiz kendi atfettiklerimiz var olan düzen ile düşününce beynimiz ile her şey bir engel bir kötülük gibi geliyor neden? Eğilimler fayda haz arzu nefis artık neyse bir illüzyon onu zihin yaratıyor ama seçim bizde çünkü sağlıklı bir akıl ise ayırt edebiliyor tamam ülkeler , toplumlar, aile, birey hepsi küresel bir sistem sistemde bir virüs var. Komutları bozuyor bilinç sıçraması kültürel aktarım ile elenmesi gereken bir şeyler vardı hatalar ama tarih tekerrür ediyor. Bir şey var ve insanların tersine çalışıyor. Bozuk bir plak gibi bir sistem içindeyiz durağanlık var aslında değişimi bu sefer suçluyoruz. Toplumsa bir bozukluk var bu denli aynı hataların tekrarlanması sanki birinin sistemi hacklemesi torpil geçmesi dengeleri bir şey bozdu. Biliçsel bir yükseliş devrim yaşamıyoruz geneli üretim tüketim sömürü burada takılı kaldık. Bir şey geride diğer her şey ilerliyor. Dünya dışı şeyler vardır deniyor onların bu düzeni sistemi bozduklarını iddia edenler var bu kadar eziyet zarar bir tür evrenin geniş anlamda tek tek gezegenler içinde de eleme mümkün mü olabilir mi tabi bunlar teori ama bir şey ters ilerliyor.
Paylaşımdan anlıyorum ki senin için asıl odak bağımlılık konusu değil. Birbirinden bağımsız örnekleyip sıraladığın onca farklı durumdan anlaşılıyor ki zihninde netleşmiş, çözüme kavuşmuş belirsizliklerden ziyade, insan aklının henüz alamayacağı ya da yeterince cevapla doyuramadğı konularda ki sorular koşuşturma içinde.
Saydığın birçok örnekte varolan -algıladığımız gerçeklikle- evrende varolan gerçekliğin örtüşmemesi bana kalırsa evreni ve herşeyi --kendi keşfettiğimiz, uydurduğumuz-- kavramlarla anlamaya çalışmamızdan ötürü. Evrende bir anlam ifade etmeyecek kadar küçük ve gereksiz oluşumuza rağmen, onu anlamak için oluşturduğumuz tüm terim kavram ve ifadelere çok güçlü bir şekilde bel bağlıyoruz. Oysa evren gerçekliğinin bunlara uyma zorunluluğu yok. Bize düşen salt evrensel gerçekliğe uymayanları güncellemek. Aksi halde anlam karmaşasında kendini arayan zihin içten içe kendini tüketir de.
O zaman insanlık bir çöküş içinde mi? Tüm bu yaşananlarla. Yani Büyük bir savaş yaşandığında ileri teknoloji ile tüm insanlık son bulması o bile olmasa savaş anında devlet içinde bulunan vatandaş olarak bizleri devlet tarafında potansiyel bir düşman olarak görmesi durumu, gezegenlerin işlevsiz hale gelmesi, yıldızların ölmesi tüm ölüm ve yok oluşlar olağan, temelde hiç bir şey ne iyi ya da kötü. Ama ölüm ve yok oluşlarda bir son değil çünkü her şey devinim içinde o zaman tüm sonlar bir başlangıç da demek değil midir? Başlangıç ve bitiş öncemizden sonramıza kadar şahit olmasak da bir sonsuzluğun içindeyiz sanırım.
Tüm bu gösterişimize rağmen insan türü canlılar aleminin içerisinde ki yadsınamaz yeri itibariyle aciz bir türdür. Bu acizliktir ki bizi doğadan koparıp araçlar üretmeye, yalıtılmış bölgelerde hala anlamlandıramadığımız şey için kafa yormaya zorlamıştır. Bu yalıtılmışlıkta kurduğumuz ışıltılı şehirler gösterişli medeniyet seviyeleri o, doğada ki aciz olma güdüsünden uzaklaşmak içindir hep. Tüm teknoloji askeri ilerlemeler üzerinden gelişim gösteriyor, bu da güç arzusu çektiğimizi, derinlerde biryerde -hala- aciz hissettiğimizi gösterir bir durum.
Bugün yokolsak doğa bizim için yas tutmayacak, evrenin ise bundan haberi olacağı bir muamma. Bu denli anlamsızlık içerisinde varlığımız yaşam denen olgunun öngörülemez ve hala kestirilemez olan varoluşunun gereği yüzünden. Varoluşumuz totaliter olarak yaşam denen fenomene hizmet ediyor. Bu yaşam da içerisinde ölüm ve hayat ikilemi içerisinde varoluyor. Ölümün olmaması anında yaşamdan bahsedemeyiz. İki ayrı olgu birbiri ile değerliler, tek olduklarında anlamsızdır.
Koşullar evrende stabil kalmayacağı için yaşam kendini güncellemek zorundadır. Her yeni engele karşın daha güçlü bireyler için eskilerinin ölmesi ve yeni gelenlerin bu eskilerin küllerinden tekrar süreci devam ettirmesi gerekir. Tüm bu süreç boyunca bize düşen bu devinimin içinde anlamlı birşeyler üretmeye çalışmak. Ölüm ve yaşam arasında ki dengeyi yaşam tarafına doğru yapıcı eylemlerle kaydıramazsak evrenin kontrolünde ki kaos o teraziyi ölüm tarafına doğru meyletmektedir.
Önemsiz olup olmadığımızı bilmiyorum ama özde her şeyin bir faydası var yok gibi görünse de akılımızın almayacağı bir şekilde değersiz olduğumuzu düşünmüyorum ama bu şu demek değil ne üstünüm ne de aşağıdayım. Burada bu gerçeklikte ve aklımız ile hızla ya da yavaşça son bulacak olsak da temelde bir şeyler var. Değeri ve önemsizliği şu an kendimiz belirliyoruz ama atlamamak gerek ki biz onun tanımlayamadığımız o şeyin parçasıyız biz insanlar acı duygular yaşarken o sistem evren daha ileride bir oluşum bizi bilmemesi zor ve biz o değiliz o olmadığımız için onun adına yorum yapmamız anlamsız kalıyor. Evren ya da o şey daha çok biz kendi kafamızda Tanrı Allah olarak tanımlıyoruz. Ama o açıdan sorguladığımda da bir Tanrı gibi düşünemem ya da düşünemeyiz. +
Matrıx de geçen söz bağımlılık olsun tüm konularda her birimiz biriciğiz ama bunu üstünlük olarak anlamaya meyilliyiz ve öyle kullanmaya , aslında o söz kendini bil Temet Nosce her şeyden önce. Eziyetler acılar kölelik olsa da buna baş kaldıranlar tarihlerde hep oldu baktığımda çoğu ne olduğunu kim olduğunu bilen kişiler şu anki modern kölelik durumu akılların robotlaşmasına bu hıza teknolojinin aklın uyumsuzluğuna bu zaman diliminde durdurulması lazım gaye amaç bu değil midir? Kendilerini önemli ve üstün sanan tiranlar yüzünden insan aklının kullanımının önüne geçmeleri bu oluşumlar yüzünden önemli üst kafası. İlk soru bağımlılık altında yatan temellerden biri de zümre elit olarak tanımlayan kesim ve Doyumsuzluk ve tüketim deliliği acizlik tanımı bile komplekslere değersizliği aşılamaya devam edecek. İşte hastalık virüs bu. Aklı kenara itelemek. Neye göre acizlik değil mi? Evrenin bizi bilmediğini görmediğinin meselesinden öte insanlarda aklı yok sayma durumu var. Bizlerin asıl körleşme durumu var. Şu an tam olarak gerçeklikten kaçan bir toplum içindeyiz. Bizler kimiz? kendimizi bilmeliyiz ben işçi miyim beyaz yakalı mıyım anne veya baba mıyım eş miyim öğrenci miyim güzel çirkin zengin fakir hepsi üstekilerin arzuları ile ortaya koyduğu isimler ve hepsi bize yapışıyor Bağımlılıkların altında üstünlük kafası ile bir şey olma olayı aslında biz biziz. Kendimizi bilmediğimiz sürece manipülasyona boyun eğdiğimiz süre anladığımızı sandığımız ortaya koyduğumuz çoğu şey saçma bir şekilde kendimizi ve insanlığı yok edecek.
Adamlar bu çağda bile yamyamlığa soyundu epstein adası daha da ileri gidecekler metapsikoz kafasında işte bunlar virüs kanserler durgunluk dediğim bu. Bilinçsel bir ilerlemede devrimden yoksun olarak gerideyiz medeniyetler bu yüzden sürekli yok olduğu söyleniyor o medeniyetlerde bile ileri teknolojilerin olduğu ve bu üstünlük kafası ile kendi sonlarını getirdiler başkalarını kontrol etmekten önce insan kendini kontrol etmesi gerekmez mi? Dengeyi bozanlar virüsler olduğu sürece aciz olarak kalacağız. Sınıf olayı bunun arkasına sığınanlar.
İnsanın amacı aslında kendinin en iyi formu olması için çabası değil mi? Teknolojinin yapay zekanın sanayinin paranın iyi olmasından önce. Akıl ve beden eksikler olsa da gelecekte gelenlere de en iyi formları için eğitmek değil mi? Sırf birileri baksın fayda sağlayım kafası ile aciz olmaya devam edeceğiz. Şu kafa var güç güç diye insanlara üremeyi söylerle ama gereksiz olanları öldürürler neymiş nüfus fazlalaştı işte azaltacağız neymiş uygun ortam ve kolay ortam insan bakteri gibi ürer ulan insanları bakteriye çevirenler sizsiniz. Yöneten sizsiniz Eğitim bilgeliği sağlık ideolojiler o kadar veri kaynak bunların b*kuna saçma bir oluşumun içinde acı çekiyoruz isyanımda buna. Bizleri bağımlı yapan sisteme.
Bu fikirleri paylaşan kişinin bağımlılığı düşünmeye, aykırılığa. Platon'un mağara alegorisin de ki o çıkışa ulaşıp güneşi gören kişi. Kafa karışıklığı gibi duran bunca sorgulayıcı tutum karşısında takındığı tavır, o karanlık mağaradan ışığa çıkan kişinin şaşkınlığında ki caresizliğine benzemekte adeta.
Asıl soru bu kişi güneşi gördüğünü farkedip mağaradakileri de uyarmak için geriye dönerek diğerlerinin iflah olmaz tutumlarına karşı mücade edip, enerjisini yitirerek onlardan biri olmayı mı kabullenecek, yoksa kavuştuğu bu perde gerisini görebilme durumuyla farkındalığını artırarak, sürecin karmaşasını dizginleyip, edindiklerini kendi varlığını değerli kılacak unsurlara dönüştürerek, mağaradan çıkabilecek diğer şanslı kişiye yol mu açacak.
Bir tane değiller ki bir tane olsa baş edebilsek keşke, bir yere veriyoruz biri geliyor dalga geçiyor imkansız diyor kıskançlıkla insanın ruhunu psikolojisini öyle bir şey yapıyorlar ki yani küfür etmek istemiyorum. İnşa ediyorsun yıkıyor. tekrar tekrar o zaman da Sisifos meselesi gibi. Güç nasıl toplanır yani? İyi ki yok oluyoruz ölüm yok oluş o kadar kötü değil evet umutsuzluğa kapıldım ama o kadar da kötü değil. İyi ki ölüm var. İnsanın elini kolunu bağlıyorlar işte bu bağımlılıkta ki bağ bağlamak. Travma da ayrı bir şey benim misal yıllarım gitti travmalar yüzünden ben en düşük potansiyelim bazı insanlar var çok iyi parlak potansiyelde içinden geçiyorlar imkansızlıkla ağızlarında çiğniyorlar. Adaleti hepsi birlikte toplanıp şey ettiler neyse yok üst perden konuşacaklar rahat rahat kemik bunlar bunlar var ya geri--- zeka bu yüzden deniyor demek. Var bende de var kusursuz değilim ama bunlar başka bir şeyler adlandıramıyorum. Yıllarımızın içine sokuyorlar zamana adalete sokuyorlar ileri gitmiyoruz işte aynı yerde sayıyoruz. Hangi ülke de olursan ol var bunlardan bol.
Dopamin eksikiliği yer alıyor. Dopamin keyif haz heyecan veren bir şey. nöronlar tarafından salınıyor beyinde fakat yanlış beslenme tarzı ve yaşam alışkanlıkları bu olayı balyozluyor. yeşil çay bir nebze iyi etki yapabiliyor dopamin salınımında
Bu çoğu kişide arttı yukarda teknolojinin insan zihnini beyni anormal derece uyarılması sonucu zarar verdiğini ve bu baskı sonucu devre dışı kalan akıl beyin devreye ilkel beyin devreye giriyor. Bir tür korku yaşam savaşı veriyor hissini insanlara baskılıyorlar ve insanların yönetimi kolaylaşıyor. Moda, teknoloji, sosyal medya, ortaya çıkan akımlar, televizyonlar, sinema sektörü, biyolojik silahlar, mekanik silahlar, ilaç sektörü, müzik sektörü ses mühendisliği, ideolojiler, din, siyaset toplum mühendisliği. Sistemin insanlık için değil insanları bakteri çoğaltıp insanın bir birine girmesini ve bunun sonucunda insanın insandan nefret etmesine ve bu ilke beynin çalmasını devam ettirilmesi sağlanıyor. Düşündürmeyi, sorgulamayı, merak etmeyi ( aklı, mantığı, erdem, etik, ahlak) dışında sadece üret tüket girdabında sıkışıp kalmamız yüzünden. Bilinç beyin olması gerektiği gibi çalışmasını engel olunuyor. İnsanların elini kolunu bağlıyorlar. İnsanlar en iyi şekilde yönetilse insan bir bakteri gibi aciz varlıklar gibi olmazdı sömürülmeseydi modern köle gibi üstümüze etiketlenen öğrenci beyaz yaka mavi yaka güzel çirkin fakir zengin ruhsal bunalımlar yaşanmazdı. Farklar sınıflar yaratanlar bizi eski medeniyetlerin çöküşleri hep ilke bir şekilde güç savaşları yüzünden olmadı mı? Buna karşı çıkanlar durumu farkına varan kendini yöneten kendini bilen insanlardı. Yöneten ya da var olan sistem sadece yönetiyor üret tüket zevk al ama belli kesim bunu da insanların çoğalması ile orantısız şekilde artması ile yaptılar. İnsanlara şimdi bakteri gibi nüfus azaltma planı yapacağız diyorlar ama devlet güç olarak daha fazla insan istiyor çünkü güç savaşları var. Akıl ve mantık sandığımızın dışında cehalet sistemin içinde saçma bir insanlık kıyımı içindeyiz.
Sonuna kadar katılıyorum da milleti sıkıştıkları kalıplaşmış şeylerin dışına çıkaramıyorsun. herkes sanki sıgır gibi yaşıyor birbirlerinin kopyası gibiler. insanların bu kalıplarından kurtulması istenmiyor zaten. bu kalıpların dışına çıkan adamlar onların en sevmediği tipler.
Var olan uzun süreli bir düzen var annesine babasına bakıyor etrafında ki arkadaşına bakıyor gerçekliğin içine giriş sağlanmıyor sanal yapay zevkler adı altında insanların zayıf noktalarını o kadar iyi biliyorlar zevk vermezse travmalar ile beyinde bedende kalıcı hasarlar veriyorlar. İdeolojiler neye hizmet ediyor? En komik olarak bulduğumuz akımlar bile insanı bir kukla gibi yönetecek gücün yönetimini gözler önüne sunuyor. Uymasan bilen bilinç altı ile o şey durup dururken ağzına dolanıyor ya da hayalinde şekilleniyor. Video oyunları sen kaybetmiyorsun ya da kazanmıyorsun ama beyin sanki bire bir oymuş gibi hissediyor ama onu yaşayan biz değiliz. Sahte bir alem yarattılar. Basit bir organizasyon değil bunlar bunlar insan olamaz artık buna inanıyorum ya metapsikozlu ya da cidden dünya dışı ya da bir şeyler o tarz. Sonuçta her şeyi bilmiyoruz ya da saklanıyor her şeyi göremiyoruz duyamıyoruz ama elimizde ki telefon tablet bir bağ ile aktarım sağlıyor. Şimdi kuantum fizik diye güç savaşlarına yani teknolojik bir savaş veriyorlar siber saldırı ile. Bunlara insan diyelim kafayı oynatmayalım ama bu haysiyetsizler kadim eski tarih den bile bilgiler biliyorlardır. Sonuçta tüm bilgi arşivler topluma açık değil değil mi? Mutlaka bilmediğimiz çok şey var ve saklanıyor. Beyni çokta keşfettiler belki de enerji kullanımının çok ötesini biliyorlar. Açlık oyunları filmindeymişiz gibi. Yaşananların hiç biri normal değil. İnsanları bizim gibi halk toplum olan kısmı suçlamayacağım onların istedikleri de bu kaos j partisi x partisi algılar çıkarlarla yollarına devam ediyorlar ama üst perdenin arkasında her haltı tüm ülkelerde gerçekleştiriyorlar. Bir oyun ve onun içinde de bir oyun ile kafaları istedikleri yöne yönlendiriyorlar.
Bir çiftlik insan çiftliği kurtta var çobanda var ama sonunda hepsi yiyorlar.
çok derin konulardan bahsediyorsun herkes anlayamaz bunları. senin yaş kaç bu arada?
26 yaşındayım ama ben dediğim gibi bu acılar bu savaşlar bu bulutlarda ki anomaliler yani bu kutuplarda adamlar ne yapıyor ya da 51. bölge bunlar yok diyorduk şimdi ne hikmet ise ufo haberleri patladı bizlere bilgiyi damıtarak veriyorlar. Okullar meta karşılığı para alırım isteyen anlar diyor. Öyle bir okul neye hizmet ediyor bunu sorgular oldum. Matematikten nefret ettiriyorlar aileye darbe vuruyorlar. Neden aile de bir yönetim biçimi bir kurum ben evladımı iyi bir şekilde yönetir gerçekleri açıklarsam ne olur onların tersine çalışırım. Şimdi cinsiyetleri bozup ilaçlar yemek iş sektörü bozuk psikolojiler anadan babadan nefret çocuklardan nefret artan kadın erkek hayvan bebek cinayetleri işkenceler aileden soğumadı millet eskisi gibi değil aileler. İnsanlar üstüne bir birinden uzaklaştı tamamen doğadan uzak kutuların da içinde yaşamaya mahkum edecekler bizi nerdeyse. Akıllı telefon akıllı şehirler kuracaklarmış ben yöneteyim sen kafanı kullanma bunu da yaşarız yani zaten onun içindeyiz tamamen beyne tekme vurma meselesi.
Tam benim kafadansın. bu konulara benim de ilgim var takip at istersen
Her insan mutlu olmaya ihtiyaç duyar ama uzun sürecek kalıcı mutluluklar için emek gerekir. İnsanoğlu ise ya tembelliğinden ya da gereken motivasyonu bulamadığından ona kolay yoldan haz getirecek şeylerin arayışına girer.
Kolayı isteyen kim işte o zihnimiz de gerçekleşen zor ve kolay meselesi. O kafamı karıştırıyor. Beyinde bir şey var. Küfür etmek kolay ama sabır edip öfkeyi kontrol etmek zor. Tüm mesele kolay ve zor arasında ki seçim o zaman. Ama aklımız iyi halimizi ister acaba ölümlü olduğumuzun bilincinde olup zamanı her an kaybetme korkusu ile mi davranıyor aşırı ilkel bir zihinlere hala sahibiz o eski çağlarda ki bilinç bu çağda ki durumlara ayak uyduramaması mı? Bu aşırı bağımlılığını nedeni yoksa sistemin ilkel beyni tetiklemesinden mi kaynaklı öyle diyeyim aşırı stres uyaran içinde beyin ilkel beyin devreye mi giriyor?
Sistem insanlık için değil kanser insan olmayan, olmayı becerememiş kendi zevk ve arzularının köleleri olan pislikler tarafından yönetiliyor. İnsanlık mezbahası içinde yaşıyoruz başka açıklaması yok benim için. Alayın aslında ortan kaldırılması lazım. O kadar parlak iyi potansiyelde insanlar çocuklar ayaklarının altın ezilip ağızlarının aralarında çiğnenmesi yamyam bir devrin içindeyiz. Ruhları psikolojiyi yeri geldiklerinde bedenleri bile biçmekten çekinmiyorlar.
Cevap
12Cevap
Mutsuzluk yatıyor insanlar bir şeye bağlı kalmak istiyor bunlar da hep sevgi olmadığı için oluyor maalesef
O zaman mutsuzluk kaynağı insan beyninde gerçekleşmiyor mu? Herkes mutlu olmak ister sevgi ister ama tam tersi herkes istediği halde o ortamı yaratmak istemiyorlar o yoksa Engelliyorlar peki bunu engelleyen kim? Engelleyende insan ve beyni var. Yukarda şimdi konuştum ilkel bir beyin ile modern beyin arasında kalmışlık içinde miyiz? Nerede olduğumuzu bilmediğimiz hayatlar mı yaşıyoruz? Aslında bu çağamı ayak uyduramıyor? Peki ilk beyni ne düzeltir? Bir devrim bir zihinsel bir devrim gerek bir şey geriden geliyor sanki bu çağda ileride olduğumuzu sanıyoruz ama bir şey eksik değil mi? Gözden bir şeyi kaçırıyoruz bence.
Kişilik , karakter zafiyeti..
Bazılarının farkındalığı yüksektir ve kendisini korumayı iyi bilir
Bazıları ise otokontrolü zayıf, gevşek tiplerdir.
Bence olay bu.
Yalnızlık hissi ruhsal bunalım. Anlık kendini iyi hissedip düşüncelerden uzaklaşma hissi insanda bağımlılık yapar
İhtiyaç tabi ki. hayatında eksik olduğunu düşündüğün şeye olan kör kütük ihtiyacın..
Bağımlılığın altında psikolojik problemler yatar genelde, bir tür baş etme mekanizması.
mutsuzluk. İnsanlar mutsuz olunca bağımlılıklar ortaya çıkar. Tabi bu yanlış bir şey dir mesela uyuşturucu alkol ya da sigara bağımlılığı yerine spor bağımlısı olmamız daha iiyidir 😊
Korkular yatıyor bence
Korku kaç ya da savaş bir mekanizma değil mi korku. Korku , korumak. Bu tepki ilkel beyinden gelme değil midir? Korku iç güdü yani. Otomatik bir duygu yüzünden mi duyguyu sorgulamadığımız için mi? Bizler bağımlıyız. Temel İç güdüler yüzünden mi bu durumdayız?
İçgüdüler bir koruma mekanizmasıdır. Mesela şu an elinde tuttuğun telefonu yapanlar ekran parlaklığına bir limit koymuşlar. Sadece belli limitler arasında kullanabiliyorsun. Niye? Çünkü o donanımın kaç lümen ışık verirse bozulmayacağını bilmiyorsun.
Vücutta seni hayatta tutmak için bazı limitler koyuyor. İşte senin fazla hareket etmeni istemediği için korku hormonu salgılıyor.
Tabi bu sınırları akıl yoluyla aşabiliyoruz. İşte kendimizi eğitirsek bu korkuları yenip içgüdüleri devre dışı bırakabiliyoruz.
Alışkanlıklar yani konfor alanı da bu şekilde seni güvenli bir alanda tutmak için böyle davranıyor. Mesele ölüm korkusu. Sen bunu akıl ile aşmadıkça kontrol içgüdülerinde.
İç güdüler düşman değil sadece bir koruma bariyeri
Düşman olmasa da insanı yoldan çıkarabilen bir ters güç olmaya yatkın. Bir bilgisayarı düşünüyorum bilgisayar sorunsuz bir şekilde çalışıyor ve sınırları var ama onu programalar ve eklemeler ile geliştirebiliriz sizin demeniz gibi akıl. Ama bilgisayara bir virüs girer ya da koyarsak o bilgisayar işlevsiz kalır. İşlevi yittiren bir çeşit virüs. Gerçek hayatta biyolojik virüsler bizi hasta edip öldüre biliyor. Bizler virüslerin sadece bağışıklığı etkilediğini düşünüyoruz ama elbette daha geniş çapta bilim insanları araştırmıştır varsayım olarak beyine de saldıra bilirler mi? Kanserli bir hücre de ters bir işlev olarak bedene zarar veriyor insanı öldürüyor. Ve ideolojiler de öyle bir insanı öldürebiliyor değil mi? Bir toplumu yok edebiliyor. ve dahası +++++
Her şey bir enerji ile oluşuyor o virüs, kanser, DNA her biri bir enerji. Beden bir enerji ile çalışıyor. Enerji kesintileri bir cihazı boza biliyorsa insanı da enerji yoluyla da bozabilirler mi? Gözle göremediğimiz kulağımızla duyamadığımız bir çok şey gerçekleşiyor sonuçta. Bilmediğimiz ama bazı kişilerin bildiği ya da hiç bir insanlığın bilmediği bir şey keşfedilmemiş bir şey. İnsan ölümlü yaşlanıyor madde doğal ya da yapay olsa da onlar da bir şekilde bozulma ile çözünüyorlar veya yapısı değişiyor döngüsel olarak bunu yaşıyoruz bunu normal karşılıyoruz. +++
En temel şey atom, Atomu yok edemeyiz ve yoktan bir atom var edemeyiz zaten o oluşumu var olan atomlardan oluşturuyoruz. Atom parçalansa bile farklı parçacıklar ortaya çıkarttığı söyleniyor. Bir çok enerji çeşidi var diye geçiyor: Kinetik Enerji, Potansiyel Enerji, Isı Enerjisi, Elektrik Enerjisi, Kimyasal Enerji. Bir şey iyi veya kötü niyetli olmadan bilinçli ya da bilinçsizce enerjiyi hızlı ya da çok yavaş bir şekilde yönetiyor akla Allah ya da evren dediğim şey geliyor ama bu kavramlarda insanların yorumlaması benim yaptığımda öyle etiketliyoruz ama netliği yok ek olarak bir insan eli ile yapabilir mi bilmiyorum ama kötü niyetle bir enerji yönetimi enerjiyi kontrol edebilir mi? Özgür iradede olduğumuzu sandığımız ama deneyin içinde olan fareler gibiyiz. Bir şey var his ya da 5 duyu organınla açıklayamıyoruz ya da öyle sanıyoruz bazıları sınırları aşa biliyor felsefeyi ortaya koyanlar bilim adamaları bir karınca ya da gergedan böceği kendi katından daha fazlasını kaldırıyor en küçük örnek canlılar. Dünya ile sınırlı değil evrenin her yerinde enerji mevcut değil mi? Bu nokta da iç güdeler bile zayıf kalıyor nasıl başa çıkacağımızı atlıyoruz enerji ve atom ne ise gerçekte ne olduğunu atlıyoruz sadece onu sömürüyoruz aynı kendi ırkımız ve doğada var olan her şeyi. Korkuyu tanımıyoruz belki de. Bu yüzden olabilir mi? Tüketme ve üretme odaklıyız ama oluşum kısmı yok yolculuğu atlıyoruz başlangıç ve sona bakıyoruz. Hata belki buradadır.
Konudan konuya atlamışsın biraz tam olarak neye cevap vermem lazım?
tüketime üretime ve sömürgeye odaklandığımız için toplumsal bir durağanlık yaşıyoruz aslında sıkışıp kalmışız ve ileri gittiğimizi sansak da biri birileri dengeleri bozdu bir çeşit toplum virüsü toplumsal bilinci geriletiyor hızla ve yeni bilinçler de sağlıklı gelişmediği için sandığımız gibi bir değişim yaşamadığımız için mi aslında böyleyiz? İnsanlar toplum ülkeler. Kendi sonu getiriyor tarih sürekli tekerrür ediyor. Bağımlılık ilişkisi olarak düşünün dediklerimi. Doğal bir süreç içinde değiliz mi diyeyim daha net olarak.
Elbette çağ değiştikçe insanın buna göre uyum sağlaması zaman alacaktır. Daha 100 yıl öncesinden bile kat ve kat farklı bir hal aldı dünya. İnsanda bu hıza yetişemeyip tökezliyor olabilir ama neticede ilerliyoruz. Bir yandan evrimsel geçmişimizi unutmadan ona göre ilerlememiz lazım ama maalesef insanların çoğu bunu bilmiyor.
Dopamin hormonunu sürekli salgılayacak olan hazır yemek, tek tık uzakta kalan p*rnolar ve aç bitir diğer zevkler elbette kontrolsüz kullanılırsa zarar verir ama insan eninde sonunda böyle bir seviyeye gelecekti.
İnsan kendini sonunda tüketecek böyle giderse gelişimini bu denli doğal olmayan bir ortamda ilerletemediğinde bir kıvılcım gibi sönecek. Bir tohumun filizlenememesi gibi. İnsanın hayat amacı anlamak bir şeyler ortaya koymak madde ile bağlantılı ve sınırlı değil manevi bir boyutumuzda var. bu hız bedende ki organlara zarar verdiği gibi beynin kullanımı zevklere bağımlı şekilde otomatikleşen ortamda kısıtlı şekilde kalacak bu şekilde robotlaşmıyor muyuz? Bu hız evrimleşmemize bir tehdit. Mesele zevk uyarılma olsa da robotlaşıyoruz. Sorgulamadan uzaklaşarak empati diğer duyguların işlevleri bozuluyor korkunun amacı koruma olurken takıntı olması gibi. Sistemde bir virüs var hastalık doyumsuzluk tüketim deliliği. Bunun uğruna insan olsun tüm canlıları biçmekten çekinmiyoruz. Akıldan uzak bir yaşam içindeyiz akıl ve mantık sandığımız. Elbet bir gün sonumuz gelecek ama böyle bir son olmamasını umuyorum yamyamlar gibi biri birimizi yediğimiz. Dilerim öyle olmaz.
Anal dönem sıkıntılari
Sanal dönem sıkıntıları ama sanalı birileri yönetiyor her şeyin yönetildiği gibi ve insanlık için akıl mantık çerçevesinde değil insanların aptallaştıran köle gibi kullanılan bir dönem. Sanal iyi bir şey olarak kullanılabilirdi ama bunu da güç ve arzu için kullanan birtakım canlı haysiyetsizler var. İnsanlık için değil kendi çıkarları için kullanıyorlar.
Analı bir açıkla diyeceğim ama cinsellik dışı bir şekilde açıkla konu dışı değil umarım bahsettiğin.
Dediğinizi kısa özet olarak baktım ama ben daha da ötesinde sistemi sorgular hale geldim anne baba ailede toplum bireyden öte. Bilinçli bir akılsızlaştırma programı uygulanıyor. Her kurum sanal teknoloji her şey ile. Bu temel şeyleri iyi bilenler aile kavramını aşa çekenler. Hiç bir şey insanlık yararı için değil sistemi öğrenmeye çalışıyorum.
Soruyu görünce tekrar sorunumu gördüm
Alışkanlık
Alışkanlık kontrol edilebiliyor ama bağımlılığın önünü açan bir sebep. Bağımlılık olayında kontrol edilemez bir gücün altındasın. Alışkanlık bir dal sigara içmekten bir şey olmaz kontrol ederim düşüncesi gibi ama kontrolden çıkmaya müsait insan. İrade ile alakalı sanırım ve iradeyi öldüren ne? Şimdi bu soru geliyor aklıma.
Nefisi kontrol etmek o zaman sorunun temeli. Nefsi kontrol etmek yine zihinde geçiyor ama zihni artık akıl bilinç neyse onu da kontrol etmesi zor bir şey değil mi? Bu yüzden mi acaba insanlar bağımlılıklar ile iyi olduğumuzu sanıyoruz ve normalleştiriyoruz? O zaman aklımız bizim ile oyun mu oynuyor?
Dönemedim ama güzel yorumunuz için teşekkür ederim.
Alışkanlık
Alışkanlık olayı değil yukarda biraz onu düşündüm , arkadaşın teki de temeli nefis dedi nefis ve akıldan geçiyor o zaman tamam ancak akıl sanki bizi bir nevi kukla gibi oynatıyor evet gerçek bir kişilik değil yok ama var gibi de doğruyu iyiyi ister insan ama bir güç var ki kontrolü zorluyor. Tabi dış etmenlerde var. Tam olarak ne o tutsan tutamazsın açıklayamadım.
Zayıf irade
Yaşanamayanlar
Yaşanamayanlara bu kadar takılmamız mı insanları bağımlı hale getiriyor. Şimdi düşünüyorum geçmişe gidemem ama yine de yaşanamamışları istiyorum bu o zaman bir çeşit takıntıdan mı kaynaklı?
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?