Bugün, koskoca bir defteri "şiirlerim ve duygularımla " doldurduktan sonra uzun zamandır uğramadığım bu "bence" sokaklarına uğrayım dedim. Belki önceden yazdıklarımı belki beni belkide yanlış beni bilenler vardır. Korkmayın bu bencemi en duru ve en samimi halimle ele alacağım, umarım biraz olsun beğenirsiniz de..
Duyguları küçük yaşta körelen biriydim. Zor şartlar altında, zor bir yaşamda her kayıp gibi büyük kayıplarla başladım yaşama. Sözler ve sözcükler girmemişti o vakit hayatıma, kavga vardı hep kavga. İlk kavgalarım oldu, sesim. Çok ses çıkarttığımdan belki ilk kaybımda kavgamdan oldu.
Zaman geçmiş susmuştum zaten çokta konuşmazdım ama hiç konuşmaz oldum. Sesim bir müddet sporlarda, çizdiğim resimlerde, ellerimi kanattığım boks torbalarında işitilir olmuştu ama işiten hepte bendim. O yüzden hayatımın en suskun dönemlerini yaşadım, bilmiyorum belki yazmaya başladığım vakit insanları ağlatabiliyor olmam suskunluklarımdan kaynaklıydı belki.
Velhasıl kelam, sizi çok sıkmak istemiyorum ama konuya bir giriş yapmam gerekirdi bende ilk sözcüklerimi bilin istedim. Devamda edelim bakalım altından ne çıkacak;
Lise 3 yıllarım, uyuz olduğum bir öğretmen yüzünden yıllarca kitap okumamış olan ben " Martı " Adlı bir eserde edebiyata sürüklenir olmuştum. İlk hecelerimde çok geçmeden dökülür olmuştu. O zamanlar küçük bir not defterim vardı ona saçmalardım hep. Saçmalardım diyorum çünkü o zamanlar en yakın dostum kalem değildi. Aslında kimsede değildi..
Eskimiş şiir defteri gibiydim
Çevirildikçe sararıyordum
Zamanın güçsüz küllerinde.
O zamanlardan defterime şiir diye düştüm bir kaç kelime. Ah, biliyorum. Kötü bir yazardım. Hala daha iyi olduğumu söyleyemem ama en iyi olmak için yazmıyordum ki. Benim amacım daha iyi hissetmekti sadece ve kalem bunu bana veriyordu. Defterime düşen her kelime acımı alıyordu sanki. Ehh siz tahmin edin artık, koskoca bir defter bitirdim bir sene içerisinde. Ah, pardon sanırım aslında iki tane. Yazacak çok şeyim var hala. Aynı şeyleri yazıyorum belki, belki de aynı şeylerden geçemiyorum ama yazmakta benim bir kavgam.
Yazmak, yürekte ve beyinde birikenlerin yeni bir ürün olarak kalemin ucundan beyaz sayfalara dökülüp; beyinlere, yüreklere ulaşması ve oralardan işlenip yeni ürünlerin ortaya çıktığı sürekli bir döngüymüş. Ben bu ürünlerin çocuğum işte. Sesimi rahatlıkla işitebilirsiniz mısralarımda. Sanırım benim yazmakta ki başlıca sebebim ise bu, sesimi duyurmak.
...
Bugün varım, Tanrı var, nefer yok;
Kan yok, kas yok, deri yok.
Ölüm ise hep var.
Tanrı varsa
Ölüm var…Ölüm varsa,
...
Şu sıralar biraz zaman kavramını karıştırmış olabilirim. Net bir tarih söyleyemiyorum belki ama şu son günler bazı eski ve bazıda yeni alışkanlıklara gebeyim. Yazmakta bunlardan birisi. Son dönemlerimin en güzel anlarını unutmamı engellemesi bir yana, olabilecek senaryolar türetmeme yarıyor.

- Unutmamak
- Zihnimi boşaltmak, genişletmek.
- Kendimi ve gerçeği görmek
- Kendime hakim olmak
ve
- Sesimi duyurmak için yazıyorum.
Bu da böyle küçük bir anım olarak kalsın. Hala okuyan varsa, esen kalınız..
Dört Duvar
Nefesimde bir ince sızı
Dört duvar
Etrafım sarılı, etrafım çember
Kaçışım yok
Bileklerimden vurmuşlar yalnızlığı
Fonda o bilindik konçerto
Ah tanrım, şimdi Schubert çalmalı.
Dört duvar
Atmışlar beni bu katran kokulu odaya
Senin ruhun hicran dolu bir çöplük
Dört duvar, etrafım sarılı
Bu fısıldayan mı varoluşun sancısı?
Yine de var olsun, kalemimden taşan acı.
Dört Duvar
Nefesimde bir sızı
Yine de var olsun
Demir parmaklık.
Etrafım sarılı
Etrafım çember
Kaçışım yok
Bileklerimden vurmuşlar yalnızlığı
Kaçışım yok
Almışlar beni
Bu katran kokulu odaya
Burada bir deniz var mı?
Burası hicran dolu bir çöplük
Varoluşun sancısı sessizliğe gömüldü
Yinede var olsun gelen
Tüm hatırlayabildiklerim
Dört duvar
Nefesimi sakla
Dört duvar
Schubert için
Teşekkürler Tanrım..

Meraklısı ya da isteyenler için özel ama onlarca benzeri olan bir şiirim daha..
Dün seni görür gibi oldum metroda…
Saat epey ilerlemiş, son metroydu
Bilirsin, okul spor iş koşturmaca
Eve varışım hep geç vakiti.
Bilirsin, o geç vakitlerde hep arardım
Sesin tüm yorgunluğumu alır
İçimi amansız bir huzur kaplardı
Bilirsin.Dün seni görür gibi oldum metroda…
Utandım, kafamı öne eğip saklandım
Aslında o kadar çok heycanlanmıştım ki
Seni görür gibi olmuştum o son Metroda.
O burnun, tatlı burnunu görür gibi..
İçim yandı bir anda, korktum.
Eğdim kafamı öne, geçsin istedim.
Bilirsin, kokuna hasrettim.
Dün seni görür gibi oldum metroda…
Kafamı hafiften kaldırdım o gün
Yüzümü döndürdüm seni andırana
Tatlı, şirin bir şeydi kadın…
Ama, sen değildin.
Bu sefer içim ayrı bir yandı.
Sanırım, sen olsaydın o gün o kız
Önce kızar, bu saatte dışarıda ne işin var, der
Sonra da yüzüne baka kalırdım, tüm hasretimle.
Bilirsin, söylemiştim - Seni Özledim.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar