Henüz on altı yaşındaydım, belki de on sekiz, yok yok on yediydi, sanırım. Evet on yediydi, eminim.
Ama içinizden biri çıkıp da ''Hayır on beş yaşındaydın'' derse de, şüpheye kapılmayacak değilim.
Bir sevgilim vardı. Yani o beni para için terk edene kadar evet, bir sevgilim vardı.
On altı yaşındaydı, ya da on sekiz, belki de on yedidir. Fakat sizi temin ederim ki bunun bir önemi yok.
Onu, parası olan bir herifle el ele gördüğümde, biz ayrılalı iki yıl olmuştu.
Aslında altı ay olmuştu. Ama, birisi sizden böylesine haysiyetsizce bir sebepten ötürü ayrıldıysa,
ondan ayrı geçirdiğiniz her bir ayı dört ile çarpmanız gerekir. Çünkü, bir gün böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız, diğer ayrılık acısı çeken insanlardan tam dört kat daha fazla acı çekeceksiniz demektir. Ya da beş. Neyse.
Onu o herifle el ele gördüğümde...
Pardon, düzeltiyorum: Onu parası olan o herifle el ele gördüğümde çok düşündüm. Başımdan aşağı dökülür gibi olan şeyin, kaynar sular mı, yoksa kızgın yağlar mı olduğunu çok düşündüm. Ama bir sonuca varamadım tabii. Bir sonuca varamamak konusunda uzmandım zaten.
Hayatta hiçbir konuda, bir sonuca varamamak konusunda başarılı olduğum kadar başarılı olamamıştım.
O herifle -parası olan heriften söz ediyorum- tam altı ay önce beni para için terkeden, yani tam iki senedir
ayrı olduğum kız elele yürüyorlardı. Bir yere, bir iş için yetişmeleri lazımmış, ama bunun için hiç acele
etmiyorlarmış gibi bir halleri vardı. Birbirlerine, sen benim için her işten önce gelirsin der gibi bakıyorlardı.
Takip ettim onları birkaç saat. Sonuca varamamak konusunda olduğum kadar değilse de, takip etmekte de başarılıyımdır.
Bir ara, bazı fırsatçı tozlar kaçar gibi oldu gözlerime, yaşaran gözlerimi sileyim derken kaybeder gibi oldum izlerini.
Fakat usta takipçiliğimle tekrar buldum kaybettiğim izleri ve düştüm peşlerine, tekrar. Onlar, hadi evli evine köylü köyüne diyene kadar dolandım peşlerinde. Sonra, tek kalınca, vardım bizim kızın yanına, tuttum sol kolundan, sağ kolundan da olabilir, neyse tuttum işte kızın kolundan,
çevirdim yüzünü bana doğru, haysiyetli bir şekilde gözlerinin içine bakarak öyle bir sustum ki.. onun da gözlerinin içine toz kaçtı.
Ben; ne garip, demek birisini para için terkedenler de ağlayabiliyormuş diye düşünürken, o, bir şeyler zırvalıyordu.
''Zaten geleceğimiz yoktu'' gibi şeylerdi.
''Önümüzde çok engel var, parasızlık kapıdan girince aşk pencereden çıkar, ileride daha çok üzülecektik'' gibi şeyler de zırvalıyordu sanırım.
''Maddi durumu iyi en azından, önümüzde hiçbir engel yok, İstanbul'da evleri var, boğaza bakıyor.'' diye zırvalarken annem geldi aklıma.
Annem de boğaza bakıyordu çünkü. Hem de iki boğaza. Abimin ve benim boğazıma. Tek başına.

Tanrı her yere yetişemiyordu, o yüzden anneleri yarattı.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar