Çekiştirip Durma Beni Gölgem


ÇEKİŞTİRİP DURMA BENİ GÖLGEM.


Çelişkiler, çelişkiler, çelişkiler. Kendimizle çelişmeler. Zihnimizdeki çekişmeler. İki kişi yaşıyoruz aslında bir bedende. Yok yok, öyle değil. Aşkın bir beden hali değil bu. Hani “sevgilimle ben tek bir bedeniz” durumu değil yani. Bu tamamen kendi gerçeğimiz. Kendimiz ve biz. Biri biz de, diğeri kim?


Gölgelerimizin konuşan hali. Hatta hiç susmayan. Mutlaka her kararı sorgulayan. Hani “kendi kendine konuşuyor” diye gülüp geçerken bile öyle birine, o diğerimize “ayıp ne gülüyorsun” diyerek seni sana mahcup eden. Yanımızda duruyormuş gibi, her şeyi önce ona sorduğumuz. Bazılarımız içses diyor ya ona. İç ses mi, dış ses mi bilemem ama benimki hiç susmuyor onu biliyorum. Sen bir şeyler söylemeye çalışırken, susturan. Senden daha önce düşünmeyi hep başaran. Daima bir adım önde olan. Bazen de arkadan sinsice yaklaşan. Ben şu satırları yazmaya çalışırken bile, “dur, şu kelimeyi değiştir” deyip back space tuşuna benden önce basan. Benim değil de kendi bildiğini okuyan.

Çekiştirip Durma Beni Gölgem


Bu yazımda hangimizden söz ettiğimi anlayabilmeniz için, ona “gölge” diyeceğim.


“Nasıl olur” diye şaştığınız şeylerin sebebi bu işte aslında. Doğru bildiğinizi yalanlayan, bir kişilikken başka bir kişiliğinizi de ortaya çıkaran. Tek bir kişilik olduğunuzu düşünürken, çift kişilikli olabilen haliniz. “Seni tanıyamıyorum artık” demelerini sağlayan, deliler gibi bağlıyken birilerine, başka birinden etkilenebilen. Başınıza gelmedi mi hiç. Mutlaka gelmiştir. Kandırmayın kendinizi. Ama haklısınız. Böyle şey olmaz. İnsan birini çok severken, deliler gibi âşıkken, başka birine değil bir şeyler hissetmek, gözünün ucuyla bile bakamaz. İyi de, ben bakmıyorum gölgem bakıyor. :)


Çekiştirip Durma Beni Gölgem


Bu güne dek tek bir kalbiniz olduğunu sanıyordunuz değil mi? Bir tek kalbiniz olsaydı eğer, bir tek duygunuz olurdu. O duygunun adı, kimine göre aşk, kimine göre sevgi, kimine göre hoşlanma, kimine göre de etkileşim. Neden bir tek kişiye bağlı kalamıyoruz o zaman. Hiç düşündünüz mü?


Neden iki kol iki ayak, iki göz iki kulak. Biri sizin, diğeri gölgenizin. Bir eliniz dokunmak için can atarken, gölgenin eli “yapma” diye vurabilsin, bir kulağınız her şeyi duymaya çalışırken diğeri duymasın, bir gözünüz merakla incelerken bir şeyleri, diğeri kapasın, ayaklarınızdan biri ilk adımı atarken ileri doğru, diğeri iki adım geri gitsin diye. Elbette mübalağa ediyorum. "Kafayı mı yedin" diye söylenmeyin hemen. Ben yemesem de gölgem yedi.


Hadi söyleyin size de olmuyor mu? O an doğru şeyi yaptığınızı düşünürken, birden “dur ya, niye“ diye sorduğunuz olmuyor mu? Gölgeniz sizden daha çok konuşmuyor mu? Benimki konuşuyor. Beynimi yiyor beynimi.

Çekiştirip Durma Beni Gölgem


Hemen bir örnek veriyorum;


Eşim pek haz etmez benim içten hallerimi. "Gereğinden fazla" tanımlamasını getirir insan ilişkilerimdeki samimiyetime. Fazla sıcak.Köpeğimle ilişkimi bile abartılı bulur. Elbette kadın olmanın hassasiyeti bu. Biliyorum. Oysa hiçbir ard niyet taşımadan kurarım ilişkilerimi. Kelimelerim sıcacıktır çoğu zaman. Geçenlerde bu nedenle tartıştık ve kırıldı bana. "Kırıldı" demek biraz hafif kaldı galiba. Resmen tavır aldı. En kocamanından üstelik. Ben masum olduğuma inanıyorum. İnanmak bir kenara kesinlikle eminim. Ama O benim en değerlim. Bir şekilde almalıyım gönlünü. Bayılır papatyalara. Okuluna gönderdim ertesi gün. "Yetmez" diye düşünüyorum. Kadınımı biraz tanıyorsam yetmez. "Eve dönüşümde ne yapsam" arayışlarına girerken, Benimki (Gölgem) başladı mı mırıl mırıl mırıldanmaya. "Sen ne yaptın ki" ile başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmiyor. Utanmayıp her cümlesini "Çok taviz veriyorsun çok" diye bitiriyor bilmiş bilmiş. Yahu vereyim taviz işte. Bırak da vereyim. O'na değil de kime vereceğiz değil mi ama. Yok ama gölge ısrarcı. "Geri zekalı, her seferinde aynı şey olacak. Sen vereceksin O dahasını isteyecek. Sen vereceksin O hep isteyecek. Bir gün vermeyeceksin. Elinin tersiyle itecek seni bir köşeye" diyor.


Ne mi oldu sonra. Ne olacak. Salondaki kanepede yattım o gece. "Konuşsana şimdi" diye çıldırıyorum da. Duyan kim. Beyimiz çoktan topuklamış.


Sabah gözlerim uykusuzluktan şişmiş bir halde ellerimle hazırlarken kahvaltısını, "Öpücüklerle uyandırırım birazdan, kucağıma alıp kollarımda getiririm masaya. Gözleri ışıl ışıl olur. Keyiflenir. Biraz nazlanır ama dayanamaz yine." kararını henüz vermiştim ki, uyandı gölge. Başımı kaşırken oldu galiba. Şöyle saçlarımı ellerimle düzeltip, kendime çeki düzen vermeye çalışırken başardım galiba uyandırmayı. Ama yemezler. Ben yatak odasının kapısındaydım bile beni çekiştirip dururuken.

Çekiştirip Durma Beni Gölgem



Demem o ki, hepimizin beyninde iki ses var. Biri yüreğimizin, diğeri gölgemizin. Her zaman yüreğimiz haklıdır demiyorum elbette. Kırılması çok kolay, çok çabuk incinir, yaralandığında çok zor iyileşir. Haklısınız. Ne zaman kalbinizin sesini dinleseniz çoğu zaman kaybettiniz. Yerinden söküp atasınız bile geldi çoğunda. Radikal kararlar aldınız üstelik. "Bir daha mı? Asla" sözleri verdiniz her keresinde. "Bu da sana ders olsun" demeleriniz bitmedi. Ama kendinizi tutamadınız yine değil mi? Çünkü insan olabilmeyi başarabilenlerdensiniz.


O halde şöyle diyelim mi?



"Kalbinin sesiyle karar vermeden önce, aklının sesine de kulak ver. Gölgenin seni çekiştirip durmasına izin verme. Yaşam, kazançlarla da, kayıplarla da sadece bizim için. Yürek insan için akıl da."



Hep diyoruz ya. Biraz hoşgörü. Empati empati empati. Emin olun gerçek sevginin önünde hiçbir şey duramaz. İçinizdeki sevgi ne denli büyükse, ne denli dürüstseniz önce kendinize, o denli kocamandır yaşamın zevkleri.


Azınlık mıyız. Evet azınlığız. E hadi çoğalalım o halde. Gerçek güç avuçlarımızın içinde. Sınırsız bir güce sahip değil miyiz?


İçimizdeki büyük güce ve onun sihirini paylaşmaya hazır olan herkese minnettarım.


"İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluluğu, mutsuzluğu, zenginliği, fakirliği yapan, zihindir" (Edmunt Spencer)


"İyi ya da kötü bir şey yoktur. Fakat biz, düşüncemizde iyi ve kötüyü yaratıyoruz. (Shakespeare)


"Mükemmelliği doğuran İnançtır. İnsan İnandığıdır" (Anton Checkov)


"Yapabilirler. Çünkü yapabileceklerine inanıyorlar." (Virgil) "Hata değil, Çare bulun" (Henry Ford)


Her zaman olduğu gibi; #Sevgiylekalın


#Blueobsession

Çekiştirip Durma Beni Gölgem
Cevapla