İlişkilerden Örnekler Eşliğinde Borderline Kişilik Bozukluğu

Empati Nedir?


Genelde sempati ile karıştırılan bir kavramdır. Herkes empatiyi "kendini karşıdakinin (yani bir başkasının) yerine koyma ve onun hissettiklerini hissetmeye çalışma" olarak zanneder. Oysa bu SEMPATİ'dir.


Empati ise, muhatabı hissetmekle birlikte, onun bu hislerine uygun karşılık vermekle mümkündür.


Örneğin, bir katil ile sempati kurabilir, onun bu cinayeti işleme sebeplerini anlayabilir ve "sen de haklısın kardeşim" falan diyebiliriz. Ancak bu sempatidir. Cinayeti, insani, kanuni, ahlaki ve dini değerler açısından haklı çıkarmak neredeyse imkansızdır. EMPATİ ise şunu gerektirir: "Kardeşim, seni cinayete götüren sebepleri anlıyorum. Hakikaten zor bir sınava maruz kalmışsın. Lakin, önündeki tek seçenek bu değildi..." diyebiliyorsak, empati yolunda önemli bir adım atmışız demektir.


BORDERLINE KİŞİLİK BOZUKLUĞU


Cambridge Üniversitesi'nde profesör olan Simon Barron-Cohen, yıllarını empati çalışmalarına vermiştir. Ona göre bir insanda cinsiyetleri birbirinden ayıran iki yetenek ön plana çıkmaktadır: SİSTEMATİK (yani kainattaki olguları sistematiğe dökme) ve EMPATİ yetenekleri...


Yaptığı çalışmalara göre ortalama bir erkekte "sistematik" yeteneği güçlü, "empati" yeteneği buna nazaran zayıf iken; ortalama bir kadında da "empati" yeteneği güçlü, "sistematik" yeteneği de buna kıyasla zayıftır. (ORTALAMA kelimesini bir kere daha vurguluyoruz, istisnalar vardır ki bu yazımızın da biraz konusuna giriyor.)


Erkeklerin yalan söylemedeki başarısızlığı, empati yeteneklerinin zayıflığına önemli bir örnektir. Benzer şekilde, kadınların otomobil (özellikle manuel vitesli olanlar) kullanmadaki ya da yön bulma konusundaki yaşadıkları zorluklar da sistematik yeteneklerindeki zayıflığa bir örnek teşkil eder.


Empatinin Sıfır Dereceleri


Bilim adamları, empatinin 0 derecelerini öncelikle SIFIR POZİTİF ve SIFIR NEGATİF şeklinde iki ana gruba ayırmışlardır.


Otistikler ve aslında otizmin bir alt grubu sayılan Asperger Sendromu teşhisi koyulan insanlar SIFIR POZİTİF grubuna girer. "Pozitif" şeklinde nitelendirilmelerinin en önemli sebebi; bu insanların hiç bir zaman başkalarına ya da kendilerine zarar vermek niyetiyle hareket etmemeleridir. Bazen sözleriyle ya da davranışlarıyla başkalarını incitseler de bunun kötü niyete bağlı olmayan temelleri vardır. Örneğin; otistik bir bireyin hayatında RUTİN kavramı çok önemlidir. Bu rutini bozmaya çalışırsanız, onun paniğe kapılmasına ve saldırganlamasına zemin hazırlamış olursunuz.


SIFIR NEGATİF olan bireyler ise 3 temel gruba ayrılır: Borderline (Tip B), Psikopat (Tip P) ya da Narsistik (Tip N).


Bu yazıda Borderline bireyleri ve bu kavramı irdeleyeceğiz.


Borderline (Merve, Sıfır Negatif Tip B)


Merve 39 yaşında. Konulan teşhisin tam adı "Borderline Kişilik Bozukluğu"...


Merve, çocukluğundaki olayları hatırladığı kadarıyla, hayatını "lanetlenmiş" olarak nitelendiriyor. Fırtına gibi çocukluğuna, stabil olmayan ergenlik yıllarına, krizlerle bezenmiş yetişkinlik çağına dönüp baktığında; depresyonla kirlenmiş hayatından tiksintiyle bahsediyor...


Kendisine çok yanlış davranmış, asla ebeveynlik yapamamış olan anne ve babasına olan "kocaman" nefretinin de son derece farkında... İnsanlar ona ne kadar iyi davranırsa davransın, bugün bile kendisine saygısızca davrandığını hissettiği insanlara karşı hemen yönlendirdiği bu nefret yangınını bir türlü söndüremiyor. Aslında kendisine saygısız gibi hissettiği insanların tek yaptığı şey de onun fikirlerine katılmamak, ve Merve'ye göre bu insanlar saygısızlıklarını hep bir "meydan okuma" biçiminde yapıyor.İşte bu şekilde, Merve'nin diğer insanlara olan tepkilerinde - çok yanlış biçimde, onların kendisini tehdit ettiğini varsaydığı için- ciddi bir bozukluk ve taraflılık hakim...


Eğer Merve'nin çocukları, onun dediklerini aynen yapmazsa, hemen onlara şu sözlerle çığlık çığlığa bağırarak tepki veriyor:


"Bana karşı böyle bir saygısızlığa nasıl cüret edersiniz? S*ktir olun gidin, sizden nefret ediyorum! Bir daha sizi görmek istemiyorum! Kendi kendinize bakın! Sizinle olan bağım koptu gitti! Sizi şeytani p*ç kuruları! Kendimi öldüreceğim! Umarım buna sebep olduğunuz için mutlusunuzdur!"


Sonra hızla ardındaki kapıyı çarparak evden çıkıp gidiyor...


Dakikalar sonra, arabasıyla arkadaşlarından birinin yanına eğlenmeye gidiyor, çocuklarını incitici sözlerinin yıkıcı etkisiyle başbaşa bırakarak... Nefreti ve kızgınlığı kapıya gelip dayandığında, ağzından çıkacakları engellemesinin imkanı yok. Kelimeler ağzından hızla fırlıyor, işiten kulakların sahibini feci bir şekilde incitmek üzere... Kendi duyguları o kadar güçlü ki, anneleri tarafından "şeytani p*ç kuruları" diye nitelendirilen çocukların ne hissetmiş olabileceğini idrak etmeye yer yok zihninde... Merve'nin davranışındaki en büyük ironi şu ki: (onların iradi arzuları kendisininkiyle uyuşmadı diye) başkalarını "bencillik" ile suçlarken, kendisi aslında "mutlak bencillik" sergiliyor.


Eğer ebeveynlik, kendi ihtiyaçlarını çocuklarının ardından ikinci sıraya koymak ise, Merve ebeveynlik konusunda son derece donanımsız. Ona göre kendi ihtiyaçları son derece önemli ve çocuklarının (ya da genel olarak başkalarının) ihtiyaçları zerre kadar umurunda değil. Çocukları onun incitici sözlerinin yıkıcı etkisinden kurtulmak için çabalarken, Merve arkadaşlarıyla bir kafeye gitmiş, burada kahkaha atıyor ve eğlencenin dibine vuruyor. Eve döndüğünde ise ya hiç birşey olmamış gibi davranıyor, ya da onlar özür dileyene kadar çocuklarıyla konuşmuyor.


Öfke ve nefret haricinde Merve'nin çok ciddi başka sorunları da var. Başka insanların davranışlarını okumakta ve beden dilini (ses tonunu, jest ve mimikleri) anlamakta üst seviyede sıkıntıları var. Başkalarının ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini tam olarak bildiğini zannediyor, ancak yargıları - diğer insanların ona karşı düşmanca fikirler içinde olduğu yönünde - çarpıtılmış durumda... Eğer birisi, birkaç dakika için bile olsa, sessiz kalırsa, hemen onun agresif düşünceler içinde olduğunu varsayıyor. Eğer birisi bir şaka yapsa, onun kendisine sözlerle saldırdığını düşünüyor. Eğer birisi onu umursadığını belli etse, asıl niyetinin başka olduğunu düşünüyor. Eğer birisi özür dilese, özrünün sahte olduğunu düşünüyor. İnsanların içtenlikten yoksun olduğu onlara konusunda öyle incitici laflar söylüyor ki, görüntüde incitme imiş gibi olan davranışlarından dolayı ne kadar özür dilerlerse dilesinler, ne kadar üzgün olduklarını söylerlerse söylesinler, onu ikna etmek için ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, onların olumlu yaklaşımlarını kabul etmiyor ve onları kendinden uzağa doğru itiyor. Diğer insanların onun davranışlarında zorbalığa ya da zulme uğramış gibi hissediyor oldukları gerçeği, onun aklının ucundan bile geçmiyor.


Son sevgilisi Erkan'ın onu gerçekten umursadığı ya da onunla gerçekten iletişim kurma yönünde çabaladığı konusundaki bütün ikna çalışmalarına rağmen, Merve aksini iddia ediyor. Erkan ona oturup konuşmak için zaman ayırmasına rağmen, ona bunun gerçek bir iletişim olmadığını savunuyor. Erkan kendini savunmaya çalışsa, bu sefer de onu "alıcılarını kapatmakla" ya da "acısını anlamaya çalışmayı reddetmekle" suçluyor. Ona göre, Erkan onu gerçekten sevseydi, Merve'nin içten içe ne kadar incindiğini anlardı. Erkan'ın kendisinden nefret ettiğini iddia ediyor, ve bu iddiasını ispatlayabilmek için Erkan'ı kızdırmak amacıyla tahrik ediyor. Ona bağırıp çağırdıktan ve küfürler ettikten hemen sonra, kollarını boynuna doluyor, o anda onunla sevişmesini istiyor ve "Ne olur beni terketmeyeceğine söz ver!" diye ona yalvarıyor.


Sıklıkla kendini öldüreceğine dair tehditler savuruyor. Son tehdidinde gecenin 3'ünde koşarak dışarı çıkmış, Erkan'ın kendisini umursamadığını iddia ederek, "bu sefer bunu yapacağım" demişti. Erkan da o gece saatlerini harcamış, yerel umumi park yerlerine, özel park yerlerine, çöplüklere, mezarlıklara ve daha bir çok yere bakmış; onu bulmak, sakinleştirmek ve eve geri getirmek için elinden geleni yapmıştı. Bu tutarsız ilişkiler, tahmin edileceği üzere, uzun sürmeye meyilli olmuyor...


Evliliği sırasında; kendisini değersiz, önemsiz, görünmez hissettirdiğini ve o yokmuş gibi davrandığını iddia ettiği kocası Murat'ı sürekli hor görüyordu. Kocası onu umursadığını, kendisinin çok önemli olduğunu söylediğinde "Sen de herkes gibisin. Sen de eninde sonunda beni terkedeceksin, diğerlerinin yaptığı gibi!" diyordu. Eğer Murat ona olan ilgisini göstermek amacıyla kolunu boynuna dolasa, eliyle itiyor ve "nefes alamıyorum senin yüzünden!" diyordu. Zaten normalde de erkeklerin ona dokunmasından nefret ediyor ve kişiliğinin elinden alınacağı iddiasyla kimseye "eş" olmak da istemiyor. Yanına yaklaşmaya teşebbüs eden herkesi kendinden bir şekilde uzaklaştırıyor.


Merve, başka insanların düşünceleri hakkında zerre kadar ilgisi olmadığı gibi, hiç durmadan kendisi hakkında konuşan tam bir bencil... Yatakta iken partneri ona dokunmaya teşebbüs ettiğinde hemen elini itiyor ve ona yatağın orta çizgisini geçmemesini söylüyor. Hemen ardından da ona şöyle sesleniyor: "Fildişi kulesinin tepesinde olduğun için kendinin çok önemli olduğunu zannediyorsun! Sen varken kendimi bir hiç gibi hissediyorum, hatta kendimi bir b*k gibi hissediyorum, keşke ölsem de dünya benden kurtulsa!" Sonra da kendini öldürme konusunda tehdidini tekrarlıyor. Eğer Erkan ondan uzaklaşmaya kalksa hemen diyor ki: "Al işte! Beni hiç umursamadığını biliyordum zaten!". Eğer Erkan ona yaklaşmaya kalksa, bu sefer de "Defol git! Beni yalnız bırak! Gerçekten beni umursamadığını ikimiz de biliyoruz!" diye bağırıyor.


Buraya kadar anlatılanlar, Merve'nin davranış kalıpları hakkında bir fikir veriyor. Borderline Kişilik Bozukluğu'nun karakteristik özellikleri: 1) Sürekli var olan bir terkedilme korkusu, 2) Duygusal acı ve yalnızlık, 3) Nefret (başkalarından ve kendilerinden), 4) Dürtüsel, kendine zarar verici ve fazlaca tutarsız davranış örüntüsü. Jerold Kreisman ve Hal Straus, konu üzerinde yazdıkları kitabın adıyla Borderline hastalarını çok güzel özetliyor: Senden Nefret Ediyorum, Lütfen Beni Terk Etme (I Hate You, Don't Leave Me).


Peki Merve nasıl Sıfır-Negatif haline geldi? Borderline olana kadar nasıl bir güzergah takip etti? Ve borderline olmak, insanlara kaçınılmaz şekilde zalimce davranmak anlamına mı geliyor?


Merve'nin Çocukluk ve Ergenlik Özgeçmişi


Merve daha bebekken annesi tarafından ihmal ediliyordu. Annesi, bebeklere ilgi göstermenin onları "yapışkan" ve "aşırı bağımlı" hale getireceğini savunuyordu. Merve'yi sadece bir hafta emzirmiş, daha sonra bebeğe bakamıyacak kadar meşgul olduğunu söyleyerek, biberonla beslenmek üzere onu bir dadıya emanet etmişti. Onu bir hafta emzirerek annelik görevini "yeterince" yaptığına inanıyordu, ancak böyle fiziksel bir yakınlıktan "anne olmanın zevki" gibi bir algısı yoktu. Merve'nin 1-2 yaşlarındayken nasıl bağımsız olduğuyla, nasıl saatlerce yalnız kalabildiğiyle, nasıl ağlamadığıyla, ve ona "ağlamanın bir çözüm getirmediği" gerçeğini ona nasıl öğretmiş olduğuyla övünüyordu. "Çocuklar, kimin patron olduğunu öğrenmeli!" derdi hep...


Merve, annesinin emirlerini yerine getirmediği takdirde sürekli dövülüyordu. Hatırladığı kadarıyla, sofra adabında annesinin standartlarına uymadığı takdirde sofradan kovuluyordu ve şöyle diyodu annesi: "Sadece ekmek ve su, ayrıca gün boyu odadan dışarı çıkmak yok!". Eğer kendisine verilen cezalardan birine ağlamaya kalksa, annesi köpeğin tasmasının deri kayışıyla dövmekle tehdit ediyordu Merve'yi... Annesi, kızına annelik içgüdüsünün davranışsal yansımalarını hiç göstermiyor,örneğin öpmüyor veya sarılmıyordu; ayrıca toplum içinde aşağılayak küçük düşürüyordu. Merve'nin küçük kızkardeşine "açıkça" daha yakın davranıyordu. Daha henüz 8 yaşındayken, kendisini çok yalnız, dışlanmış ve sosyal ilişkilerinde başarısız hissedeceği yatılı okula gönderilmişti. Annesi, çocuğuna kendi ayakları üzerinde durmayı öğrettiği için annelik görevini fazlasıyla yaptığı görüşündeydi. Sonuç olarak Merve, eğer daha öncesinde değilse, 8 yaşından itibaren kendisine bakmayı öğrendi, çünkü hiç bir zaman annesinin onu umursamayacağını biliyordu. Kendi kendine okumayı, çamaşır makinesini kullanmayı, evi temizlemeyi öğrendi; zira annesi hiç ev işi yapmazdı zaten... Her gün kendi yemeklerini pişirir, evi temizler, ve her gece de uyuyana kadar ağlardı.


Merve'nin hatırladığı kadarıyla babası ona sevgi gösterirdi, ancak depresif davranırdı, gider ve uzun süre eve gelmezdi, ne kadar seviyor belli değildi. Annesi ve babası arasında sadece sözlü değil, fiziksel kavga da olurdu; bu sırada Merve yatağının altına girer ve kulaklarını kapatırdı. Ebeveyni, o 9 yaşındayken boşanmıştı; ve Merve ergenliğinin büyük bir kısmında evden uzak kalmaya çalışmıştı. Yatılı okulda olmadığı zamanlarda ya arkadaşlarında olurdu,ya da -annesi sürekli dışarda olduğundan- bomboş bir eve gelirdi. Cinsel birlikteliklerine 14 gibi çok erken bir yaşta başlamıştı, ümitsizce girdiği "sevgi" arayışı yüzünden... Uyuşturucu da erken kötü alışkanlıklarından olmuştu; Hint keneviri ile başlamış, sonra asit (lysergic acid diethylamide) ile devam etmişti. Zira kötü hayatından en azından fikren uzaklaşmak istiyor, her gün ölmek için dua ediyordu.


16 yaşındayken bir gün bir kafede otururken 40 yaşlarında bir adamı arkadaş edinmiş, ona hayat hikayesini anlatmaya başlamıştı. O da buna karşılık kendi depresyonlu hayatından ve kötü evliliğinden bahsetmiş, arkadaşlık teklif etmişti. Merve ise adamın üzüntüsü ile kendi yaşantısı arasında bağ kurmuş, onun tarafından arzu edilme düşüncesi ile de mutlu olmuştu. Adam da Merve'yi, karısına yazdığı bir mektuba birlikte göz atma bahanesiyle evine çağırmış, Merve de severek kabul etmişti. Eve varır varmaz adam kapıyı arkadan kilitlemiş, ona ne kadar güzel olduğunu söylemiş ve yatma teklif etmişti. Merve çok korkmuş, kabul etmek istememiş ancak adamla cinsel birlikteliği yaşamış ve sesini bile çıkaramamıştı. Olaydan sonra ırzına "tecavüz" edildiğini, ve kendisine bir pislik gibi davranıldığını hissetmiş, ancak hiç kimseye de bundan bahsedememişti. İşte hayatının "lanetlenmiş" olduğu ve yaşam şeklinin böyle olacağı fikri o zamanlar kafasına yerleşmişti.


18 yaşında depresyon düşüncesinden kurtulmak için kendisini "kesmeye", gece kulüplerine gitmeden önce içmeye başlamıştı; ve her sabah nasıl da farklı bir adamın yatağında uyandığına ve bunu hatırlamadığına şaşırıyor olmuştu. Bu rastgele beraberliklerinden birinde hamile kalmıştı. Çocuğu doğurmaya karar vermiş ama doğum sonrası depresyonuna yakalanmıştı. Bebek, devlet tarafından korunmaya alınmıştı, çünkü Merve ona bakacak durumda değildi. 4 yıl sonra ona bakma sözü veren Murat ile evlenmiş, onunla iki çocuk daha yapmıştı; ancak evlilikleri birkaç yıl kadar kısa sürmüştü. Zira evlilik süresince Murat'ı kendisine bakmak, çocuklarına bakmak ve faturaları ödetmek için kullanmış, kendisi ise her geceyi farklı bir gece kulübünde eğlenerek geçirmişti... Arkadaşlıklarının tamamı kısa süreli idi ve tamamen menfaat üzerine kuruluydu. Başkalarının dertlerini dinlemek istemiyordu, tek umurunda olan şey kendi dertleri ve kendisiydi.


Bir İnsan Nasıl Bu Hale Gelir?


Merve'nin yaşadığı çocukluk ve ergenlik kelimenin tam anlamıyla "berbat". "Erken yoksunluk" (early deprivation) üzerine 100 yılı aşkın bir süredir yapılan araştırmalar gösterdi ki bu örnekteki gibi çevresel faktörler, beyin gelişimini -geri döndürülemez biçimde- olumsuz yönde etkiliyor. Bu durumda şu soruyu sormak gerek: Bize "Merve Borderline Kişilik Bozukluğu (Tip B) hastasıdır" cümlesini söyleten nedir? Ve Borderline olan bir hastada davranışsal sonuçlar nelerdir?


Psikiyatristlere göre "borderline", kişilik bozuklukları içinde fazlaca spesifik bir konumdadır. İstatistiklere bakılırsa, oldukça da yaygındır: Dünya nüfusunun %2'si Borderline'dır. Psikolojik Danışmanlık ya da psikiyatrik yardıma başvuranlar içinde ise bu oran %15'e kadar çıkmaktadır. İntihar ederek ölenlerin ise 3'te 1'i Borderline'dır. Psikiyatri kliniklerinde ise; yeme-içme bozukluğu, alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı problemlerini yaşayanlara baktığınızda Tip B olanların %50'leri bulduğunu görebilirsiniz.


Borderline'ların karakteristik özellikleri: kendine zarar verecek ölçüde dürtüsellik (yani dürtülere göre davranma), öfke ve duygusal dalgalanmalar. Ayrıca Borderline olanlarda her şeyi "Siyah" ve "Beyaz" şeklinde ikiye ayırarak düşünme, grileri olduğu gibi ihmal etme durumu görüyoruz. Örneğin, onlara göre bir insan ya tamamen iyidir, ya da tamamen kötüdür. (Borderline olanların "kült" tarikat liderlerine bağlanmaları belki de bu yüzdendir, çünkü bu liderleri "tamamen iyi" şeklinde algılıyorlar.) Borderline olanlar, aynı zamanda aşırı manipülatif davranabilirler; örneğin, çok zayıf ve yardıma muhtaç rolü yaparlar, veya karşı cinsi ayartma gayreti içine girerler, veya intihar edecekleri yönünde sürekli tehdit savururlar. Empatinin iki ana bileşeni (kabul etme ve karşılık verme) açısından bakıldığında, Tip B'lerin deyimi yerinde ise her ikisinde de çuvalladığını görüyoruz: Diğerlerine uygun ve kabul edilebilir bir "tepki" vermekten acizler, ve diğerlerinin jest, mimik ve yüz ifadelerinden onların ne demek istediklerini, ne hissettiklerini kavrama konusunda da son derece yetersizler.


Kliniklerdeki borderline hastalarının %70'i kliniğe gelmeden evvel en az bir kere intihara teşebbüs etmiş; ve her borderline hastası hayatı boyunca ortalama 3 kere böyle bir teşebbüste bulunuyor. Bu sebeple Borderline Kişilik Bozukluğu, "en ölümcül psikiyatrik bozukluk" olarak nitelendirilir. Sadece dikkat çekmek için intihar tehditleri savuranlar ile bu işi gerçekten "olması" için palnlayanları birbirinden ayırmak; bilimsel açıdan oldukça zordur. Borderline olanların yaklaşık %10'u gerçekten intihar ederek hayatına son verirken; kalan %90'ı ise ya sadece tehdit eder ya da teşebbüs eder. Başka birinin yüzüne intiharı bir tehdit unsuru olarak savurmak, şüphesiz "empatik" bir davranış değildir. Ayrıca bahsedilen %10'un da bu işi gerçekten olması için planlayarak yaptığı da net değildir. Belki de amacı sadece tehdit etmek idi, ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve işler ters gitti. Bu durum, geriye kalan insanları şu ikilemde bırakıyor: Eğer partneriniz, eşiniz, sevdiğiniz intihar tehditleri savursa, bunu bir dikkat çekme çabası olarak algılayıp görmezlikten mi gelirsiniz? Yoksa buna gerçekten niyetlendiğini düşünerek paniğe mi kapılırsınız?


Borderline hastaları, sevdiklerine öfke kusarlar. İnsanların "Aşk ve nefret arasında ince bir çizgi vardır" sözü vardır ya? Borderline hastalarında o çizgi tamamen belirsizleşmiştir. Bütün bu "öfke"ye rağmen, hastalar içlerinin "bomboş" olduğu iddiasındadır. Bu boşluğun korkunç bir duygusal acı ve depresyona sebep olduğunu da oldukça net bir şekilde ifade ederler. Ve şunu da açıkça söylerler: Bütün bu dürtüsel davranışların (seks, alkolizm, uyuşturucu kullanımı, kumar vs) bütün amacı, az da olsa rahatlama, azıcık da olsa içeride -boşluk haricinde- bir şeyler hissetme çabasıdır.


Borderline hastaları, bu içlerindeki boşluğun onları "temel bir kimlik" ile bağ kurmalarını engellediğini de savunurlar. Adeta kimlikleri yoktur, aidiyet duygusu da hissetmezler. Hayat adeta onlar için bitmek tükenmek bilmeyen bir tiyatrodur ve rol yapmak da mecburidir. Kendilerinin kim olduklarını anlamadıkları gibi, başka insanların da aslında kim olduklarını anlayamazlar. Adeta kendilerini idrak problemleri, başkalarını idrak problemlerinin aynadaki yansımasıdır. Bunun yerine, başka insanlardaki "iyi yönlere" ya da "kötü yönlere" odaklanırlar. Aynı insanın hem iyi (yani bazı yönleriyle iyi) hem de kötü olabileceğini anlayamazlar. En sevdikleri bile, çok iyi iken dakikalar sonra "çok kötü" durumuna düşebilirler. İnsanlar onlara göre ya "idol" olacak kadar iyi, ya da "tiksinilecek" kadar değersizdir. Beyin adeta ikili (binary) bir sayısal sistem gibi çalışmaktadır, "gri"nin tonlarına yer yoktur.


(DEVAM EDECEK)

İlişkilerden Örnekler Eşliğinde Borderline Kişilik Bozukluğu
Cevapla